Ana içeriğe geç
Sözlük

çalkantı ile cümle

çalkantı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
8
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Bunlar çalkantılı zamanlar.These are turbulent times.
Tom'un çalkantılı bir geçmişi var.Tom has a checkered past.
19. yüzyıl İspanya için çalkantılı zamanlar olmuştur.The 19th century was a turbulent time for Spain.
Hele I. Haçlı Seferi’nin yol açtığı çalkantılarla bütün bu yönlerden durum kötüleşmiştir.A: I have been trying to accomplish This damn crossword.
SM çalkantılıdır ve dolayısıyla tüm uzaysal boyutlardan yapılarla doludur.The ISM is turbulent and therefore full of structure on all spatial scales.
Bu çalkantı sezonun devamında da devam etti.This mockery of him continues onward throughout Season 3 as well.
Uzlaştırmaya karar vererek ve borçlarını ödeyerek, çalkantılı ordunun büyük bir bölümünü kazandı.By appearing conciliatory and paying the arrears, he won over a large part of the mutinous army.
Rushden & Diamonds için 2006-07 sezonu çalkantılı geçer.2003/04 was a difficult season for Rushden and Diamonds.
Belki çalkantılı kan akışı bunu teşvik etti filan.Maybe the turbulent blood flow helped stimulate this and whatever else.
Ama, askeri zaferler kazanmış olsalar da ülkede hala çalkantı vardı.But, even though they had the military victories, there was still a lot of unrest.
Ama bildiğiniz gibi, bir toplumdaki politik çalkantı... bol miktarda enerjiyi açığa çıkarır.But you know, when there is a political churning of society, it unleashes a lot of energy.
Sonuçta notlarda sürekli bir çalkantı olur.So the result would be a constant push up with the grades.
Kutsal ÇalkantıBlessed Unrest
O gün gök, bir çalkantıya düşüp döner.The day the sky will tremble,
Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler.So they are now in a state of great perplexity.
Artemije'nin kiliseyle geçmişinde oldukça çalkantılar yaşandı.Artemije's past with the church has been rocky.
Bu çalkantılı dönemlerde çevrenin korunması ikinci plana atılmıştı.In such tumultuous times, environmental protection took a back seat.
AB’ye yeni katılan ülkelerde yaşanan siyasi çalkantılar pek çok gözlemciyi şaşırttı. [Getty Images]Political turbulence in the new EU member states has surprised many observers. [Getty Images]
Topola'nın sakin atmosferi çalkantılı geçmişiyle tezat oluşturuyor.The tranquil atmosphere of Topola contrasts with its tumultuous past.
Siyasi ortam Haziran 2009 seçimlerinden bu yana çalkantılıydı.The political climate has been turbulent since the June 2009 general elections.
Fakat kampanyalar, bir dizi yakın tarihli olay yüzünden çalkantılı başladı.But the campaign is off to a rocky start, due to a series of recent incidents.
Nehrin yukarı kısımlarda akış çalkantılıdır ve dar dağ geçitlerinden geçer.In the upper parts the flow is turbulent, and it passes through narrow mountain gorges.
BA ve Unite arasındaki ilişkiler hep çalkantılı olmuştur.Relations have been turbulent between BA and Unite.
Şiirin ana temaları pişmanlık, suçluluk, şöhret, çalkantılı çocukluk ve aldatmadır.[1][2]The poem's main themes include remorse, guilt, fame, turbulent childhood, and deception.[8][9]
O dönemde İtalya siyasi bir çalkantı içindeydi ve Mussolini'nin faşist isyanıyla meşguldü.At the time, Italy was in political turmoil, and was dealing with Mussolini's fascist insurgency.
Raye'nin kişisel hayatı karmaşık ve duygusal olarak çalkantılıydı.[1] Yedi kez evlendi.Raye's personal life was complex and emotionally tumultuous.[11] She was married seven times.
Muhammed MS 632'de öldüğünde, Sakife'deki çalkantılı bir toplantıda halefi olarak Ebu Bekir seçildi.When Muhammad died in 632 CE, a tumultuous meeting at Saqifah selected Abu Bakr as his successor.
Attasi'nin görevdeki ikinci dönemi, ilkinden bile daha çalkantılı geçti.Atassi's second term in office was even more turbulent than his first.
Magda Logomer'in hayatı çalkantılı bir ortamda geçmiştir.Magda Logomer's life took place in a turbulent environment.
Günümüz ilişkileri biraz çalkantılı ilerlemeye devam ediyor.Present day relations remain somewhat turbulent.
İkisi de, işlerinde birbirlerine yakın olsalar da, çalkantılı bir ilişki yaşadılar.The two, though close in their work, had a tumultuous relationship.
Britanya'nın, Batı Avrupa ile ekonomik ilişkileri çalkantılı bir seyir izledi.Britain has moved back and forth on its economic relationships with Western Europe.
Bağımsızlıktan 1960'ların sonuna kadar Suriye siyasetine çalkantılar hakim oldu.Upheaval dominated Syrian politics from independence through the late 1960s.
Yine de iktidarının son günleri çalkantılı geçti.Trotzdem war die Zeit seiner großen Erfolge vorbei.
Kişiler arası iletişimleri çalkantılıdır.La transmission interhumaine est certaine.
Yine de iktidarının son günleri çalkantılı geçti.Ils eurent leur dernier moment de tendresse.
İşte ilk Big Bang modelleri bu tür çalkantı ya da kararsızlıkları açıklamada yetersiz kalmaktaydı.Les premiers modèles de Big Bang étaient dans l’incapacité d’expliquer la présence de telles fluctuations.
Fransa'ya geri dönen Marie Curie, çalkantılı geçen yılın etkisi ile depresyona girdi.Marie Riou née à Brest se passionne dès 7 ans pour le dériveur.
Bu bağlamda Yunanistan'ın çalkantılı yakın tarihine dramatik ve alegorik bir yolculuk yaparlar.Y lo hace de esa manera un poco dramática e idealizada propia de la escuela danubiana.
Kişiler arası iletişimleri çalkantılıdır.I collegamenti interni sono efficienti.
Bu olaydan sonra çok sayıda çalkantılı zamanlar yaşadıysa da Hong Guk-yeong'un yardımıyla üstesinden geldi.بعد ذلك حدثت العديد من المشاكل التي استطاع جونغجو القضاء عليها بمساعدة هونغ غكيونغ.
Mathias Rust'ın Mayıs 1987'deki uçuşu ve sonunda Moskova'ya inmesi PVO içinde büyük çalkantılara sebep oldu.Mathias Rusts vlucht naar Moskou in mei 1987 veroorzaakte een grote opschudding binnen de PVO.
Ama çalkantılı dönemlerden geçen Trabzonspor'da pek başarılı olamadı.Zijn periode bij Trabzonspor werd geen succes.
Harvey'in aşk hayatı da çalkantılı gitmektedir.Ondertussen verloopt ook het leven van Harko verre van probleemloos.
II. Dünya Savaşı'nın çalkantıları, uluslararası tüm spor faaliyetlerini durdurarak kötü etkilemişti.De Tweede Wereldoorlog zorgde voor een onderbreking van alle internationale motorsportactiviteiten.
II. Dünya Savaşı'nın çalkantıları, uluslararası tüm spor faaliyetlerini durdurarak kötü etkilemişti.Andra världskriget avbröt abrupt all internationell tävlingsverksamhet.
Yine de iktidarının son günleri çalkantılı geçti.Men hennes mest aktiva tid i livet var över.
Olaylar bu dönemde ülkedeki siyasi çalkantıyı ortaya koymaktadır.Прикро, що в нас у країні ситуація в політиці складається саме так.
Aralarında çalkantılı bir ilişki yaşanır.Між ними зароджується дивний зв'язок.
II. Dünya Savaşı'nın çalkantıları, uluslararası tüm spor faaliyetlerini durdurarak kötü etkilemişti.Druhá světová válka přerušila veškerou mezinárodní sportovní činnost.
Aralarında çalkantılı bir ilişki yaşanır.Propukne mezi nimi vášnivý vztah.
Aralarında çalkantılı bir ilişki yaşanır.Ceva pare să se aprindă între ei.
Aralarında çalkantılı bir ilişki yaşanır.Szenvedélyes viszony alakul ki köztük.
Harvey'in aşk hayatı da çalkantılı gitmektedir.Sven szerelmi élete sem alakul valami fényesen.
Bu albüm, onun hayatının çalkantılı dönemlerinin bir ürünüdür.Albumi edustaa aikakautensa tyypillistä syntikkapoppia.
Aralarında çalkantılı bir ilişki yaşanır.Heidän välilleen kehkeytyy suhde.
II. Dünya Savaşı'nın çalkantıları, uluslararası tüm spor faaliyetlerini durdurarak kötü etkilemişti.Ο Δεύτερος Παγκόσμιος Πόλεμος αποτέλεσε την αιτία να σταματήσει κάθε επίσημη αθλητική διοργάνωση.
Aralarında çalkantılı bir ilişki yaşanır.Lige meget hvor meget sammenarbejde der har været imellem dem.
Bu olaydan sonra çok sayıda çalkantılı zamanlar yaşadıysa da Hong Guk-yeong'un yardımıyla üstesinden geldi.Dari hal ini, ia menghadapi banyak hambatan namun dapat mengatasinya dengan bantuan Hong Guk-yeong.
Wilkins de bir Kraliyetçi ve ciddi bir şekilde çalkantı ve zaman belirsizliğinin bilincinde biri idi.ウィルキンズも王党派であり、その時代の不穏さと不確かさに気づいていた。
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod