Tom bizi tatsız hissettirdi.
Tom made us feel unwelcome.
Kuşkusuz bu hatalı bir gecikmeydi.
This caused another unwelcome delay.
Seni tatsız hissettirdiysem üzgünüm.
I'm sorry if I made you feel unwelcome.
Tom hoş karşılanmadığınını hissetti.
Tom felt unwelcome.
Tom kendini istenmiyormuş gibi hissetti.
Tom felt unwelcome.
27 (1): 5–19. doi:10.1353/jod.2016.0012.
"Unwelcome Change: Coming to Terms with Democratic Backsliding".
Ancak hoş olmayan bir sürprizle karşılaştı".
"Lisa receives an unwelcome surprise".
Kızıma gösterdiğin ilgi sizin tarafınızdan hoş karşılanmaz.
The attention you show my daughter is unwelcome... By you.
O ırkçıların arasında kendimi yalnız ve dışlanmış hissediyordum.
I felt isolated and unwelcome amongst those racists.
Böyle durumlarda ise tek tip bir para politikası hiç de kabul görmeyecektir.
A one-size-fits-all monetary policy would be increasingly unwelcome under such conditions.
O gün farkettim ki, hiç hoşlanmadığım, davetsiz yeni bir hayat arkadaşım vardı artık.
That day, I realized I had an unwelcome, uninvited, new life partner.