endişelenmek
/en.di.ʃe.læn.ˈmec/
verb
C2 seviye
TR → EN
Çekim Tablosu
Geniş zamanendişelenemem
Şimdiki zamanendişelenebiliyor
Gelecek zamanendişelenecek
Geçmiş zamanendişelendi
Şartendişelenemese
Gereklilikendişelenememeli
Emirendişelen
Tanım
•Tasalanmak, kaygılanmak.
•Kaygı duymak, üzülmek, bir şeyi kendine tasa etmek
Diğer Dillerde
Rusçaбеспокоиться, тревожиться, волноваться
беспокоиться, тревожиться, волноваться
Но она уже устала волноваться. — Ama endişelenmekten hasta oluyordu.
Korece걱정하다 /kʌ̹k̚t͡ɕ͈ʌ̹ŋɦa̠da̠/
to worry, to feel concerned
çekim: geçmiş 걱정했다
eş: 걱정되다, 근심하다
köken: 걱정 (geokjeong) + -하다 (-hada, “to do”, light verb deriving active verbs).
따라서, 우리가 염려하고 있음에도, — Endişelenmekle birlikte,
Etimoloji
From endişe (“anxiety, worry”) + -len.
Eş & Zıt Anlamlılar
Eş anlamlılar
kaygılanmak
tasalanmak
düşünmek
endişe etmek
kasavet çekmek
kasavet etmek
korkmak
korku düşmek
korkuya kapılmak
küşümlenmek
merak etmek
meraka düşmek
Örnek Cümleler
Endişelenmek normal.
It's normal to be worried.
Tom endişelenmekte haklıydı.
Tom was right to worry.
Endişelenmek seni iyi yapmaz.
Worrying will do you no good.
Sami endişelenmekte haklıydı.
Sami was right to be concerned.
Endişelenmek yardım etmeyecek.
Worrying isn't going to help.
Tom endişelenmek zorunda değil.
Tom doesn't have to worry.
Endişelenmek için nedenleri var.
They have reason to worry.
Sen endişelenmek zorunda değilsin.
You don't have to worry.
Endişelenmek için hiçbir sebep yok.
There's no reason to worry.
Endişelenmek zorunda değilsin, Tom.
You don't have to worry, Tom.
Ama endişelenmekten hasta oluyordu.
But she was sick with worry:
Tom artık endişelenmek zorunda değil.
Tom doesn't have to worry anymore.