Ne ara verirler ne de yorulurlar.
Unheady, uninebriating;
Ve burası çok entellektüel bir ortam.
And this is a very heady place.
"Heady Metal", New York Times, 28 Mayıs 2006.
John Wray, "Heady Metal", New York Times, May 28, 2006.
Ne başları döner ondan ne de akılları karışır.
Unheady, uninebriating;
O şaraptan başları da ağrımaz ve sarhoş da olmazlar.
Unheady, uninebriating;
Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Unheady, uninebriating;
Bu içkiden ötürü baş ağrısı çekmezler, sarhoş da olmazlar.
Unheady, uninebriating;
Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Unheady, uninebriating;
Onun istirahat yeri Bizans döneminde hürmet edilen bir yerdi.
The period in which he flourished was a heady time in Buenos Aires.
(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Unheady, uninebriating;
O günlerde, sohbet odaları ve çevrim içi sanal iletişim yollarıyla tanışıyorduk.
In those heady days, we were experimenting with chat rooms and online virtual communities.
Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
Unheady, uninebriating;