Ben sorunu daha da kötüleştirdim.
I exacerbated the problem.
Sen sadece durumu kötüleştiriyorsun.
You're only exacerbating the situation.
Ortamı kızıştırıp, bu modele devam ederler.
That exacerbates and continues this model.
Toplantı, partinin sorunlarını şiddetlendirdi.
The meeting exacerbated the party's problems.
Toplantı partinin sorunlarını daha da kötüleştirdi.
The meeting exacerbated the Party's problems.
Ataklardan %20'den daha azı hastanede yatış gerektirir.
Fewer than 20% of exacerbations require hospital admission.
II. Dünya Savaşı zaten fakir olan aileyi iyice zorladı.
World War II only exacerbated an already bad situation.
Diş eti çekilmesi, yanlış oklüzyon ile daha kötüye gidebilir.
Receding gums can be exacerbated by a faulty bite.
Sıcak ve rüzgarlı koşullar yarın yangın riskini arttıracaktır.
Hot and blustery conditions will exacerbate the risk of fire tomorrow.
Her iki tip ilaç da akut atak riskini %15–25 aralığında azaltır.
Both types of agent appear to reduce the risk of acute exacerbations by 15–25%.
İki emekli generalin tutuklanması Türkiye'de gerginliği tırmandırdı
Arrest of two retired generals exacerbates tension in Turkey
İronik fakat, alışılmış sivilce ürünleri sivilce oluşumunu arttırır.
Ironically conventional acne skincare products can actually exacerbate acne.