Ana içeriğe geç
Sözlük
/
istikrarsızlık

istikrarsızlık

TR → EN
"istikrarsızlık" kelimesinin İngilizcesi: precariousness, vicissitude. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelprecariousness
Genelvicissitude

Tanım

•İstikrarsız olma durumu, dengesizlik, kararsızlık

Diğer Dillerde

instability, unsteadiness · fickleness
çekim: çoğul Unbeständigkeiten · tamlayan Unbeständigkeiten
köken: unbeständig + -keit
Instabilität des Westantarktischen Eisschildes13. — Batı Antarktika buz tabakasında istikrarsızlık
Fransızcaprécarité, vicissitude (dişil)
precarity, existence without financial or social security
çekim: çoğul précarités
Instabilité de la calotte glaciaire de l'ouest de l'Antarctique13. — Batı Antarktika buz tabakasında istikrarsızlık
İspanyolcaprecariedad, vicisitud (dişil) /pɾekaɾjeˈdad/
precariousness
çekim: çoğul precariedades
Se inició un período de violencia e inestabilidad. — Böylece istikrarsızlık ve şiddet dönemi bitmiş oldu.
İtalyancaprecarietà, vicissitudine (dişil) /pre.ka.rjeˈta/
frailty · precariousness
eş: caducità, incertezza, insicurezza, instabilità, problematicità, provvisorietà
köken: From New Latin precārietās.
In seguito l'inflazione si stabilizzò. — Bağımsızlığın ardından istikrarsızlık baş gösterdi.
Rusçaнепостоя́нство, превра́тность, сме́на, чередова́ние
Всё это делало породу нерентабельной долгие годы. — Bu dahili istikrarsızlık dönemi uzun yıllar boyunca sürmüştür.
Arapçaتبدل, تقلب الأحوال (eril) /ta.bad.da.la/
to become changed, to change (intransitive) · to accept in exchange · to get exchanged, mistaken, altered
çekim: geçmiş تَبَدَّلْتُ
köken: Verbal noun of تَبَدَّلَ (tabaddala).
ثمانية سنوات بعد إحتلال أمريكا لأفغانستان مازال هناك عدم إستقرار هائل . — ABD Afganistan'ı işgal ettikten sekiz yıl sonra halen inanılmaz düzeyde istikrarsızlık var.
de mate waarin iets tijdelijk of veranderlijk is
eş: onzekerheid, wankelbaarheid, labiliteit, veranderlijkheid, wispelturigheid, wisselvalligheid
Wijzigingen in vorming van Antarctisch bodemwater(?) — Batı Antarktika buz tabakasında istikrarsızlık
Portekizceprecariedade (dişil) /pɾe.ka.ɾi.eˈda.d͡ʒi/
instability (state of being unstable) · the lack of sufficient or appropriate resources
çekim: çoğul precariedades
Japonca変化, 栄枯盛衰 /hẽ̞ŋka̠/
change in society, climate, or condition, transformation, variety · variation · declension
çekim: geçmiş 変化した
eş: 変更
aile: 変化球: ball with a change of speed, 変化形, 格変化: declension, change of case, 大変化, 音変化, 相変化型光ディスク: phase change optical disk, 緯度変化, 化学変化, 可逆変化
独立後のフィンランド情勢は不安定であった。 — Bağımsızlığın ardından istikrarsızlık baş gösterdi.
Korece변천 /ˈpjɘ(ː)ɲt͡ɕʰʌ̹n/
change; shift;transition
köken: Sino-Korean word from 變遷.
미국 침공 8년이 지난 지금도 아프가니스탄은 매우 불안정한 상태입니다. — ABD Afganistan'ı işgal ettikten sekiz yıl sonra halen inanılmaz düzeyde istikrarsızlık var.
Lehçezmiana, zmienność (dişil) /ˈzmja.na/
change, shift (process or result of not being the same as before) · change (process or result of replacing someone or something) · shift (time in which a different group of workers start working)
çekim: çoğul zmiany · tamlayan zmiany
eş: modyfikacja, szychta
köken: Etymology tree Proto-Indo-European *h₁éǵʰ Proto-Indo-European *-s Proto-Indo-European *h₁éǵʰsder. Proto-Balto-Slavic *iź Proto-Slavic *jьz Proto-Slavic *jьz- Proto-Indo-European *mey- Proto-Indo-European *moi-n- Proto-Balto-Slavic *maināˀ Proto-Slavic *měna Proto-Indo-European *-yeti Proto-Indo-European *-éyeti Proto-Balto-Slavic *-éitei Proto-Slavic *-iti Proto-Slavic *měnìti Proto-Slavic…
aile: zmienny, na zmianę, zmiana warty
Plemiona celtyckie często wywoływały bunty i powstania. — İstikrarsızlık sürekli yeni ittifaklar ve ihanetler yaratıyordu.
pierwsza/druga/trzecia zmiana
Fincekäänne, vaihtelu /ˈkæːnːeˣ/
turn (of events), twist · lapel, revers (each of the two triangular pieces of cloth on a jacket or coat) · inflection (change in curvature from concave to convex or from convex to concave)
çekim: çoğul käänteet · tamlayan käänteen
köken: kääntää (“to turn (over)”) + -e
aile: hihankäänne, housunkäänne, juonenkäänne, kauluskäänne, käännekohta, käännepiste, käänteentekevä, lahkeenkäänne, rintakäänne, sanakäänne
Muutokset Etelämantereen pohjan läheisen — Batı Antarktika buz tabakasında istikrarsızlık
Asiat saivat mielenkiintoisen käänteen.
Rumencevicisitudine (dişil)
vicissitude (a change, especially in one's life or fortunes)
çekim: çoğul vicisitudini · tamlayan vicisitudini
köken: Borrowed from French vicissitude, from Latin vicissitudo.
Opt ani după ce SUA a invadat Afghanistan-ul tot mai există o mare instabilitate. — ABD Afganistan'ı işgal ettikten sekiz yıl sonra halen inanılmaz düzeyde istikrarsızlık var.
İbraniceאי־יציבות
אי הסדר באיראן נמשך. — İran'da istikrarsızlık oluştu.
Latincevicissitās, vicissitūdō
Norveççeforandring, omkalfatring, omstyrtning, omveltning
Trolig gjorde utbruddet området ubeboelig i flere år etterpå. — Bu dahili istikrarsızlık dönemi uzun yıllar boyunca sürmüştür.
Bulgarcaпревра́тност, редуване, смяна (dişil) /ˈsmʲa̟nɐ/
change, changing, replacement, relay · relief (of a guard, sentry etc.) · shift
çekim: çoğul сме́ни
Осем години след като САЩ нахлуха в Афганистан все още има огромно количество от нестабилност. — ABD Afganistan'ı işgal ettikten sekiz yıl sonra halen inanılmaz düzeyde istikrarsızlık var.
Katalancaprecarietat, vicissitud (dişil) /pɾə.kə.ɾi.əˈtat/
precariousness
köken: From precari + -tat.
İrlandacatréimhseacht
Gürcüceუკუღმართობა, ცვალებადობა /t͡sʰʷäle̞bädo̞bä/
capriciousness, impermanence, inconstancy, mutability, variability, variableness
çekim: tamlayan ცვალებადობის
köken: From ცვალებადი (cvalebadi) + -ობა (-oba).

Örnek Cümleler

Askerî istikrarsızlık
Military instability
İstikrarsızlık uyarısı
Warning of instability
Cezayir'de istikrarsızlık istemiyoruz.
We don't want instability in Algeria.
İstikrarsızlık tehlikesi söz konusu mu?
Is there a danger of instability?
Sizce bu durum Kosova'da istikrarsızlık yaratıyor mu?
Do you think this creates lack of stability in Kosovo?
Başlıca istikrarsızlık kaynağı ülkenin kuzeyinden doğuyor.
The main source of instability stems from the country's north.
Sırbistan'da siyasi istikrarsızlık dış yatırımı tehdit ediyor
Political instability in Serbia threatens foreign investment
Bu dahili istikrarsızlık dönemi uzun yıllar boyunca sürmüştür.
This turned into a stay of many years.
Türkiye yirmi yıldır ekonomik ve siyasi istikrarsızlık yaşıyor.
For two decades, Turkey has been suffering from economic and political instability.
Balkanlar'daki mevcut durumun bugünkü tercümesi istikrarsızlık.
The current status quo means lack of integration in the Balkans.
Buna rağmen, Yemen istikrarsızlık ve şiddet dolu bir yıl yaşadı.
Nevertheless, Yemen witnessed a year of instability and violence.
IMF, önümüzdeki dönemde ekonomik istikrarsızlık konusunda uyardı
IMF warns of economic instability ahead
istikrarsızlık ile daha fazla örnek cümle →
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod