Ancak Mainz'ın ilk 11'ine girmekte zorlandı.Той беше в първия сезон на NXT.
Gittikçe ağırlaşan ekonomik sıkıntılar köylüyü şehirde yaşamaya zorlamaya başlamıştır.Въпреки тежкото икономическо състояние на бежанците започва икономически подем в града.
Fakat İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra devam etmesi zorlaşır.Управлението му непосредствено след Втората световна война е трудно.
Cosmo'yu sürekli zorlar.Постоянно се намира до Махо.
Bulgarları Bizans'ın vasalı olmaya zorladı.Българите били принудени да си направят свой кладенец.
Pencerenin kenarındaki meyveler ise hayal gücünün sınırlarını zorlar.Вградени плочи на южната стена между прозорците образуват кръст.
Osmanlı 17. piyade tümenini geri çekilmeye zorlar.Униженият от отстъплението на 71-ви полк.
Mevsimin getirdikleri ve 40,000 askerin kaybı II. Osman'ı müzakereye zorladı.Поради късния сезон Осман губи около 40 000 войници, което го кара да преговаря за мир.
Suriye'den Sasaniler'le olan savaşından dönen Probus, Proculus'u kuzeye çekilmeye zorladı.След връщането на император Проб от похода срещу Сасанидите, Прокул отива на север в Галия.
Nero'un eski akıl hocası Genç Seneca komplocularla planı konultuğunu kabul etmesi üzerine intihara zorlandı.Бившият съветник на Нерон, Сенека, е накаран да се самоубие заради подозрение, че е участвал в заговора.
Hüseyin, Sırp milisler tarafından evinden zorla alındı.Алкмеон е изгонен от Хераклидите от неговата родина Месения.
Yeni NSDAP artık yarı askerî bir organizasyon değildi ve zorla güç elde etmeyi reddediyordu.Nova Nacistička stranka nije više bila paravojna organizacija, a odriču se i nasilnog uzimanja moći.
Manstein'ın karşı saldırısının başarısı Stavka'yı Rokossovski'nin taarruzunu durdurmaya zorladı.Mansteinov uspjeh je natjerao Stavku na zaustavljanje Rokosovskijeve ofenzive.
Kimin tarafında olacağını seçmekte zorlanır.Zamolit ću te da odlučiš na čijoj si strani...
Madonna her zaman sınırları zorlamak istiyor."Madonna još uvijek može uzdrmati ljude".
Uzun kışlar hayatı son derece zorlaştırır.Zimi uvjeti vrlo su teški za život.
Bu da, oyunun oynanmasını zorlaştırır.Zbog tih stvari, igru je teško igrati.
Bu, düşmanı teslim olmaya zorlamanın bir yoludur.Submission), prisiljavanje protivnika na "predaju".
Bunun sonucu yönetim Üniversite'yi zorlayarak onun eğitim vermesini engellemiştir.Baš zbog toga, komunistički režim mu je zabranio da studira nakon završenog potrebnog školovanja.
Knud'u İngiltere'den ayrılmaya zorladı.Bullington ga natjera napustiti Englesku.
1944 yılında Asperger tedavi ettiği ve kendilerini sosyal bütünleşmede zorlak çeken dört çocuğu tanımlamıştır.On je 1944. opisao četvero djece koja su imala poteškoće s uključivanjem u društvo.
Roosevelt’e göre bu tutum Amerika’nın savaşa katılımına zorlamıştır.Friedman je smatrao da su Sjedinjene Države trebale ući u rat.
Konuşulan dil Felemenkçe olduğundan, bazı kişiler zorlanmaktadır.Od jezika kojima su govorili neki su nestali.
Başlangıçta oldukça zorlanıyordu.U početku je oklijevala.
Ayrıca Romanya'yı, Mihver safından Müttefik Devletler safına geçmeye zorladı.Također, Rumunjska je bila prisiljena prijeći sa strane Sila Osovine na stranu Saveznika.
12 Eylül darbesinden sonra sürgün edilerek zorla emekli edildi.Otpušten je 9. srpnja 2009. nakon razočaravajućih rezultata.
Peki "tekilliklerin" birbirleri etkileme ve etkilenmeye zorlayan nedir?Teoretičari uviđaju kako su značenja međusobno prožeta i zavisna.
Parçaların kendileri, parçalanmalarını oldukça zorlaştıracak şekilde son derece serttir.Zbog toga su njihove konstrukcije vrlo brojne, što otežava njihovu podjelu.
1294'te İngiltere ile başlayan savaş, ülke kaynaklarını zorlayan 10 yıllık bir çatışma dönemini başlattı.Tijekom 1294. godine dolazi do početka dugogodišnjeg rata protiv Engleske.
O bunun çok pahalı ve şirketi maddi yönden zorlayacağını düşünmüştür.Smatrao je da bi takav program bio prezahtjevan i preskup za tvrtku.
Çok iri oluşları ise onların evcilleştirilmesini zorlaştırır.Međutim, njihova divovska veličina otežava mu korištenje.
Annesi Maria, bir manastıra kapatılmaya zorlandı.Prema Mariji, redovnice iz njezina samostana bile su prisiljene na seks sa svećenicima.
Şimdi, bunun dışında bir davranışa zorlanmamı da doğrusu hiç aklım almıyor.Ne osjećam da me to obvezuje na bilo koji način..
Saray bahçesine girip Sultan IV. Murat'ı ayakdivanına çıkmaya zorladılar.U središtu dvorišta je nadsvođena česma (šedrvan) koju je kasnije donirao sultan Murat IV..
Yani serbest piyasa “zorlama veya sahtekarlık” içermez.Filozofska sloboda nije puka apsolutna sloboda "spekuliranja", niti samovolja.
Bu sayede rakibi ne kadar güçlü olursa olsun onu zorlanmadan alt eder.Međutim, taj uvjet nije lako postići, jer što su krakovi dulji to su i teži.
İşi zorlaştırmaya çalışmıyoruz.Nesnažíme sa byť zložití...
Onu son anlara kadar zorlayabilen tek bisiletçi Fransız Arnaud Démare oldu.Jediným jazdcom, ktorý mu dokázal konkurovať bol Francúz Arnaud Démare.
Bu en zorlandığım şey oldu.Toto bola tá najhoršia vec, ktorá sa mi stala."
Ordudan ayrıldıktan sonra iş bulmakta zorlanır.Po odchode z armády mal problém nájsť si vhodné zamestnanie.
III Yıldızlar Popülasyonların doğrudan gözlemlenmeseler bile, onlar zorlayıcı kaynaklardır.Aj bez priameho pozorovania sú hviezdy III. populácie vhodnejším zdrojom.
Çoğu hasta günlük etkinlikleri yapmakta zorlanır.Pacient má pravdepodobne dosť veľké ťažkosti pri pokračovaní v každodennej činnosti.
Yaklaşık 45,000 kişi zorla yerlerinden edilerek Bărăgan Ovası'nda iskan edildi.13 400 mladých ľudí bolo odsunutých na nútené práce do Nemecka.
Eva'yı evine gönderir ve Valter'i kendi atölyesi içine zorla sürükleyerek sokar.Evu strčí do brány jej domu a Walthera vtiahne k sebe do dielne.
1982 Türkiye Cumhuriyeti anayasası de "Hiç kimse zorla çalıştırılamaz.Hovorí to aj Ústava Slovenskej republiky: „nikto nesmie byť pozbavený života“.
Başlarda çok zorlandılar.Ale začiatky tu boli veľmi ťažké.
Bunları göçe zorlayan nedir?Kedy ste povinný vyplniť ESTA?.
Hatta daha da zorlaştırıyor.Je to ale zložitejšie.
Eğer Pleione'yi çıplak gözle görmekte zorlanıyorsanız, ona bir dürbünle bakmayı deneyebilirsiniz.Aby ste sa však na nejaký waypoint mohli preniesť, musíte ho objaviť.
Bu da kent merkezinde otomobille ulaşımı zorlaştırmakta, buna bir de park sorunu katmaktadır.Keďže je štvrť situovaná v samom centre Paríža, je tu automobilová doprava problematická.
1914-1918 1914'te Alman istilası Belçika hükümetini Le Havre'ye sürmeye zorlamıştır.V období prvej svetovej vojny 1914 – 1918 bol Le Havre sídlom belgickej vlády.
Birlikte bu etkiler bir galaksinin bittiği ve diğerinin bağladığı yerin görünmesini zorlaştırır.V týchto prípadoch je niekedy ťažké zistiť, kde jedna galaxia končí a druhá začína.
1933’te Yahudi olduğu için Naziler tarafından Berlin’i terk etmeye zorlandı.V 1935 bol ako Žid nútený opustiť Nemecko.
Şimdiye kadar kameraya karşı çıktık ve onu gözümüzün çalışmasını kopyalamaya zorladık.Prinútili ma vypočuť si tú pásku a ja som si skoro oči vyplakala.
Bu karmaşıklık Mips'deki basit buyrukların bile geçekleştirilmesini zorlaştırır.Taký pohľad nám dávajú povinné cache misses.
Wallis daima temiz giysiler giyer ve kendisini iyi yapmaya zorlardı.Carrie radila, ako sa pekne obliekať a čo by jej pristalo.
11 yaşında zorla evlendirildi.Zasnúbil sa s ňou už vo veku 11 rokov.
Sollayan yat, yavaşlayan aracı yana çekilmeye zorlamamalıdır.Odvratná kolaj zabranuje nežiaducej jazde vlaku.
Uslan en başta stüdyo bulmakta zorlandı.Na začiatku štúdia bol etatistom.
Formül olarak yazılırken en çok zorlanılan birim değiştirilebilen eklenimdir.DNA s novou skladbou Najľahšie je to vzdať . .