Seçimler Başbakan Harold Wilson liderliğindeki İşçi Partisi tarafından zorlanmadan kazanıldı.Valget ble vunnet av Labour Party, under dets nye leder Harold Wilson.
Eklem iltihabı onu yatağa gitmeye zorladı.Senere ba vesenet ham å osve i sengen.
Neredeyse her biri hit olacak 12 şarkı için onu zorlamaya çalışıyorum.Hun forsøkte på alle vis å vanskeliggjøre hans tolv storverk.
Kral William, Rémalard'daki üstlerine saldırarak onları tekrar kaçmaya zorladı.Da kong Vilhelm angrep deres base ved Rémalard ble de nødt til å flykte igjen.
Rasyonelleşme, değişimi zorlayan bir iç yönelmedir.Deformasjonen fører til en endring av resistansen.
Onu kendiyle kılıçla düello edip çarpışmaya zorlar.Han vifter med sverdet og får dem til å forsvinne.
Taraflar arabuluculuğa gitmeye zorlanamaz.Vedtaket er ikke til hinder for senere innreise.
Bu olay türün teşhis edilmesini son derece zorlaştırır.Dette gjør det lett å kjenne igjen arten.
Her kademede eğitim gittikçe zorlaşıp imkânsız hale geliyordu.Kravene fra foreningen ble stadig vanskeligere å imøtekomme.
II. Dünya Savaşı zaten fakir olan aileyi iyice zorladı.Andre verdenskrig kom til å svekke selskapet sterkt.
Manzini'nin zorlamasıyla Garibaldi Roma'nın savunmasının komutanlığını aldı.Mazzini oppfordret Garibaldi til å ta ansvaret for Romas forsvar mot franskmennene.
Fakat Sicilya'da Bizans idaresi daha da zorlandı.Den bysantinske posisjonen på Sicilia forverret seg imidlertid.
Hem hayranlar hem de eleştirmenler bu değişime alışmakta zorlandı.Kritikere og historikere har undret seg over dette.
Ordu onu zorla kovmak isterken başarısız olmuştur.Han lyktes aldri med sine forsøk på å bli sparket ut av hæren.
Onları sınıra kadar takip ettikten sonra, asayı zorla ellerinden alır.Allerede når vi møter ham, har han gått over grensen.
Burada takıma girmekte zorlandı ve genelde yedek bekledi.De sørget for vedlikeholdet, men hadde for det meste inntektene også.
Wallis daima temiz giysiler giyer ve kendisini iyi yapmaya zorlardı.Wallis selalu berpakaian rapi dan mendorong dirinya secara keras untuk melakukannya dengan baik.
Bu en zorlandığım şey oldu.Hal itu merupakan hal terburuk yang pernah terjadi kepadaku.
Bu yenilgi, II. Basileios'u hızla geri çekilmeye zorladı.Kekalahan ini menarik kembali Basileios II ke dalam pertempuran.
İlki zorlama alemidir ve ikincisi ise razı olma (rıza).Di samping itu antara shalat yang pertama dan yang kedua tidak perlu berturut-turut (muwalat).
Bunları anlamakta zorlanıyoruz." demiştir.Siapa yang dapat mengerti hendaklah ia mengerti."
Finlandiya'nın iklimi ve toprakları, büyüyen bitkileri belirli bir zorlama haline getirir.Iklim dan jenis tanah di Finlandia menjadikan pertumbuhan tanaman menjadi sulit.
Hatta bazı muhalif kimseleri biat etmeleri için zorlamıştır.Kewajiban itu menjadi sunnah setelah ada sebagian orang yang mengerjakannya.
Yerel okula gitti ama burada köylü çocukları ile olan ilişkileri onu zorladı.Namun dia tetap bersekolah dan bergaul dengan anak-anak desa perjuangan tersebut.
627'de Herakleios Perslerin ana topraklarını işgal etti ve onları barış istemeye zorladı.Pada tahun 627, Heraklius menyerang wilayah pusat Persia dan berhasil memaksa mereka untuk berdamai.
Kendisinden öncekilerin hepsi ya doğal yollardan ölmüş, ya da zorla görevden uzaklaştırılmışlardı.PT EMI (Persero) sebelumnya adalah PT Konservasi Energi Abadi (Persero) atau disingkat PT KONEBA (Persero).
Bazı Türkler zorla Hristiyanlaştırıldı.Beberapa penganut Kristen dipaksa berpindah ke Islam.
Bu, tartışmayı zorlaştıran bir terminolojik karışıklığı gösterir.Terminologi konflik ini menimbulkan kontroversi.
Mahkûmlar, deneylere katılmaya zorlanırdı ve onlar bu deneylere gönüllü olmazlardı.Para tahanan dipaksa untuk berpartisipasi, tidak ada di antara mereka yang bersedia untuk menjadi sukarelawan.
Gereksiz zorlama ve yeni yaralanmalardan kaçınılmalıdır.Hal ini dilakukan untuk mencegah cedera dan hal lain yang tidak diinginkan.
Çünkü, bakım masrafları ve geçirdiği sayısız ameliyat artık bütçesini zorlamaktadır.Biaya operasional dan perawatannya pun tidak kalah mahal.
(Bunların büyük bir kısmı haberci rüya, sezgi ve zorlayıcı içtepiler olarak belirir.)Menurut sebagian besar ulama ucapan tersebut ditidaklah berdasar dari ucapan dari Nabi Muhammad.
Annesi Maria, bir manastıra kapatılmaya zorlandı.Ibundanya, seorang biarawati, diculik dari biara dan dipaksa menikah oleh Mathieu.
Bu yüzden Alman kuvvetleri, nehir geçişlerinde zorlanmadılar.Akibatnya pasukan bantuan Inggris kesulitan menyeberangi sungai dalam waktu cepat.
Metot çoğunlukla metotların çok karmaşıklaşıp kullanılması zorlaştığında tercih edilmektedir.Logam harus dipukul lebih sering dan lebih sulit untuk mencapai hasil yang sama.
Bu aşırı bağımsızlık ihtiyacı zorlanımlı bir ihtiyaçtır.Dura necessitas Kebutuhan adalah susah.
Bu nüfuz zorlayıcı veya rekabetçi olabilir, işbirliğine dayanabilir.Pengaruh ini bisa bersifat koersif, atraktif, kooperatif, atau kompetitif.
Bunu Anne itiraf etmekte zorlanır.Ia tidak mau mengakui ibunya.
Bu durum metro istasyonun yapım işini zorlaştırdı.Hal ini membuat kota ini membutuhkan sistem Metro.
Bunlar zorlanımlı ihtiyaçlardır.Kebutuhan ini bersifat mendesak.
Ülkenin altyapısı zorla çalıştırılan yerlilere kurdurulur.Tanah-tanah para tuan tanah diserobot pribumi.
Menekşe'nin babası ise Menekşe'yi Mustafa isimli Urfalı biri ile zorla evlendirmiştir.Putri sulungnya adalah Uma Kumaramangalam yang menikah dengan orang Melayu yang bernama Mukherjee.
Bazıları diğerlerine oranla daha zorlayıcı olabilir.Beberapa individunya bisa jadi lebih agresif daripada yang lainnya.
Neredeyse her biri hit olacak 12 şarkı için onu zorlamaya çalışıyorum.Saya sedang mencoba mendorongnya dimana setiap lagu akan menjadi hit dari satu sampai 12.
Bu uyumsuzluk parçacık fiziği için standart modelde bazı değerlerde değişiklik yapmaya zorladı.Perbedaan ini memaksa perubahan pada beberapa nilai dalam model standar untuk fisika partikel.
Amaç rahatsızlık vererek komşuyu taşınmaya zorlamaktır.Untuk menghindari ejekan tetangga, ia pindah.
Çünkü, çatlaklık, ışık girişini zorlaştırmaktadır.Sebab, memecah sinar adalah pekerjaan sulit.
Kendi dilimizle anlatmakta zorlanıyorsak, neden boşuna zorlanalım?Jadi kalau hati saya engga nyaman, ngapain dipaksain?
Bu, düşmanı teslim olmaya zorlamanın bir yoludur.Agama adalah jalan penyerahan diri kepada Tuhan.
Hediyelerini de geri vermek için çok uğraştı ancak Yakup zorla kabul ettirdi.Ia ingin mencicipi sedikit saja masakan itu, namun Yakub menolaknya.
Neden bazı kadınlar orgazm olmakta zorlanırlar?Mengapa perempuan dieksplotasi di media massa?
Ansi kuşatmasına rağmen Tang ordusu teslim olmasını zorlayamadı.Walau sudah di ujung tanduk, Wu tidak menyerah begitu saja.
Bu da günlük hayatı oldukça zorlaştırdı.Sehingga sangat mengganggu kehidupan sehari-hari bagi penderitanya.
Joker onu zorla zincirler.Kemudian Sengoku membentaknya dengan tegas.
Uslan en başta stüdyo bulmakta zorlandı.Hatta sendiri merasa perlu untuk menyelesaikan studinya terlebih dahulu.
İran İslam Devrimi birçok İran Yahudisini İran'dan kaçmaya zorlamıştır.Cuộc cách mạng Hồi giáo Ba Tư của Iran đã làm cho nhiều người Do Thái Ba Tự chạy trốn thoát khỏi Iran.
Grup "Caravan" adlı parçayı çalışmaya başlar ama Ryan tempoyu tutturmakta zorlanmaktadır.Cả lớp tưởng niệm bằng bài "Caravan", nhưng Ryan gặp rắc rối với việc bắt kịp nhịp.
Bu en zorlandığım şey oldu.Đó là điều khó khăn nhất mà tôi từng trải qua.
1798 yılında Fransız Devrimi kuvvetleri İsviçre'yi işgal etti ve zorla yeni bir anayasayı uygulattırdı.Năm 1798, chính phủ Cách mạng Pháp xâm chiếm Thụy Sĩ và áp đặt một hiến pháp thống nhất mới.
Burada kalmaya zorlayamayız.Và không thể đứng ngoài được.