Çok okumaktan gözlerini zorlamıştı.El și-a forțat ochii de la prea mult citit.
Seni zorlamak istemiyorum.Nu vreau să te forțez.
Şansımı zorlamak istemedim.N-am vrut să-mi forțez norocul.
Onu yapman için seni zorlamak istemiyorum.Nu vreau să te forțez să faci asta.
Arkadaşı Herbert Schlüter'e bildirdiğine göre, yazmakta zorlanıyordu: "Çocukluğumda yazabildiğimden daha zor.Amint azt barátjának, Herbert Schlüternek írta: az írás „nehezebb, mint gyermekkorom könnyed napjaiban.
Sayısı bilinmeyen vatandaşlar 'zorla' Alman ordusuna askere alındı.Ismeretlen számú állampolgárt soroztak be a német hadseregbe.
Rıhtım eksikliği, ordunun ve askeri ekipmanlarının boşaltılmasını zorlaştırdı.A mólók hiánya megnehezítette a csapatok partraszállását és a katonai felszerelés kipakolását.
Ebeveynleri onu bir müzisyen olması için zorlamadılar.Apja azonban nem akarta, hogy fia zenész legyen.
Kültivarların sayısı sınıflandırmayı zorlaştırır.A fogyatékos állapotok nagy száma megnehezíti az osztályozást.
Başlangıçta, V. Behram ve II. Yezdigirt, bunlara kesin mağlubiyeti zorla kabul ettirdi ve doğu tarafına sürdü.Eleinte V. Bahrám és II. Jazdagird döntő csapásokat mért rájuk, visszaszorítva őket kelet felé.
Psödogenler moleküler genetik araştırmaları zorlaştırabilir.A pszeudogének nehezebbé teszik a molekuláris genetika tanulmányozását.
Taraflar arabuluculuğa gitmeye zorlanamaz.A hímek nem vesznek részt az utódnevelésben.
19 Ekim’de Osmanlıların geri çekilmeye zorlanması ile sınır çatışması sonlandı.A határkonfliktus október 19-ig tartott, mikor az oszmánok visszavonulásra kényszerültek.
Ödem (şişme), nefes almayı zorlaştırır.A duzzadás megnehezítheti a légzést.
İşi zorlaştırmaya çalışmıyoruz.Megmunkálni nem lehet.
Kişinin gündelik işlevlerini yerine getirmesi zorlaşır.A személy visszatérhet mindennapi teendőihez.
Uzun kışlar hayatı son derece zorlaştırır.A szigorú tél rendkívül megnehezítette a bejárást.
Merrick 13 yaşında okulu bıraktı ve iş bulmakta zorlandı.Finlay 14 éves korában otthagyta az iskolát, és alkalmi munkákból élt.
Şimdi beni zorla mülteci olmaya zorlayan bir girişim var.In: Erősségénél fogva várépítésre való.
Roosevelt’e göre bu tutum Amerika’nın savaşa katılımına zorlamıştır.Reynaud megkísérelte rávenni Rooseveltet, hogy lépjen be az USA a háborúba.
Yapmam için beni zorlamadılar; ama yaptığım için memnundular."Nem akartak tönkretenni, azért tették, hogy megmentsenek.”
Kasım 1938'de kasabadaki Yahudi sakinleri zorla kaldırıldı.1938-tól a zsidóknak a városban tilos volt letelepedniük.
Bunları göçe zorlayan nedir?Mi tartja őket ott?
Müslümanlar için dupatta çadur ve burkaya göre daha az zorlayıcı bir alternatiftir.Egy muzulmán nő számára a dupatta egy kevésbé fontos tartozék a csador vagy burqua mellé.
Bu gelişme, bölgedeki Arjantin güçlerini zorlamayı başardı.Ezekkel a képességekkel emelkedett ki az Argentin válogatottnál.
Şvarbin Masha'yi zorla kendisine evlenmesini sağlar.Jerry meggyőzi Mashát, hogy engedje szabadon.
Makinisti sahte bir telefon görüşmesi yapmaya zorlar.A kilátástalan helyzetből egy telefonhívás húzza ki.
1742'de yeterince güçlenen muhalefetin zorlamasıyla Walpole istifa etti.Lecsökkent támogatottsága miatt Walpole 1742-ben, húszévnyi hivatalviselés után lemondott.
2005'te (kimisi zorla da olsa) Yahudiler Gazze'deki evlerinden çıkarıldı ve evleri yıkıldı.2005-ben Izrael kiürítette a gázai zsidó településeket, és kivonult az övezetből.
Bu da dağıtıcıların yönetimini zorlaştıran durumlardan biridir.Ez ellensúlyozni tudná a menedzserek uralmát is.
Daha sonra da Afrikalıların köleleştirilmesi ve zorla göçettirilmesi dönemi başladı.Ez időtől fokozódott az afrikaiak és a malgasok betelepítése.
Neden bazı kadınlar orgazm olmakta zorlanırlar?Miért vannak a nőknek melleik?
Bu da günlük hayatı oldukça zorlaştırdı.E hiedelem kihatott az emberek mindennapi életére is.
Ancak bundan şikayet edecek zamanı bile bulmakta zorlanır.Azonban ennek bizonyításra csak Oresme tett kísérletet.
Ortada geçen karşılaşmada ikili birbirlerini üstünlük sağlamakta zorlanıyordu.Idővel elkerülhetetlenné vált az, hogy a két hős találkozzon egymással.
Ancak genel olarak modern işlemciler etkin elle yapılan optimizasyonu giderek zorlaştırmaktadır.Manapság egyre hatékonyabb módszerek váltják föl az irrigálást.
Rinaldi zorla onu da yanında götürür.Maurice ragaszkodik hozzá, hogy vigyék magával őt.
Mansell mücadeleyi çok zorlanmadan Senna'nın önünde lider tamamladı.Az UNITA igazi vezető nélkül feladta a harcokat.
İnanca göre atın kişnemesi doğumu zorlaştıran gücü uzaklaştırır.Alapvetően az összeszedettség a ló azon képessége, hogy a súlypontját hátrébb hozza.
Bu sefer, Katolik Kilisesi Levon'a karşı zorlayıcı men kararı yayınladı.A tridenti zsinaton a katolikus egyház elvetette ezt a nézetet.
Tam Leporello zorla bulduğu kapıyı açıp oradan ayrılmak üzereyken, Zerlina ve Mesetto kapıyı açarlar.Mikor Leporello megpróbál kiszökni, belép Zerlina és Masetto és elkapják.
(Arya: Deh ti ferma...Que numi fürenti./" Dur, kendini zorlama ve merhametli ol.")Fügedi, Erik. „Könyörülj, bánom, könyörülj …” (Labirintus).
Sonra da kaleden zorla dışarı çıkartılır.Erőszakkal be akar hatolni a kastélyba.
Hepsi bu...Hafızamı ona dair hep zorladım.Ezt az emléket mindig megőrzöm.
Başlarda çok zorlandılar.Kezdetben a lányok nagyon zavarban vannak.
Sonrasında zorla dokuz gurunun çiçekleriyle kaplanmıştır.Végül kilenc találattal zárta az évadot.
Kentlerde yaşayan milyonlarca kişi zorla köylere yerleştirilerek kolektif çiftliklerde çalışmaya zorlandı.Vidéki családok pénzügyi nehézségek miatt sokszor kénytelenek voltak lányaikat gyárakba küldeni.
Savunma ve hayatta kalma giderek zorlaştı.Ez gyakorlatilag azt jelentette, hogy az ellátás és a fizetés egyre bizonytalanabbá vált.
Hatta önermekle de kalmaz bunu yaşama geçirmek için zorlayıcı da olurlar.Ha még hihető is az elv, akkor is unalomhoz vezetne.
Kutlama yapan kalabalık (yaklaşık 200 kişi) polis tarafından zorla dağıtıldı.A körülbelül 200 fős ünneplő tömeget a rendőrség erőszakkal feloszlatta.
Ercüment Gedikli kapıyı zorlamaya çalışır ancak kapı açılmaz.Se on suomennettu Miten avata mahdottomia ovia?
12 Eylül darbesinden sonra sürgün edilerek zorla emekli edildi.Koneet räjäytettiin panttivankien vapauttamisen jälkeen 12. syyskuuta.
Kimin tarafında olacağını seçmekte zorlanır.Ihminen valitsee, kumman puolelle hän asettuu.
Arkadaş edinirken zorlanmaz.On niin vaikeaa saada ystäviä...
Tekararlayan ataklar sonrası düzelme zorlaşır hatta durabilir.Vauriota on vaikeaa korjata jälkikäteen.
Yahudilerin dinleri zorla değiştirilmesi üzerine katliamın eşiğinden dönüldü.Juutalaisia pakotettiin kääntymään kristinuskoon kuoleman uhalla.
Bu en zorlandığım şey oldu.Se oli minusta pelottavin asia.
Köprünün tahtadan yapılmış olması işi zorlaştırıyordu.Sillan rakentamisvelvollisuus oli pihtiputaalaislla.
Portekiz'deki Engizisyon döneminde zorla Hristiyanlığı kabul etmişlerdi.Germaanikaudella kristinusko vakiintui Portugaliin.
Rastgele bir gün iki soyguncu tarafından kaçırılır ve 30 dakika içinde bir bankayı soymaya zorlanır.He tekivät yhdessä sarjan ryöstöjä, mukaan lukien kahden eri pankin ryöstön kymmenen minuutin sisällä.