Ülkenin altyapısı zorla çalıştırılan yerlilere kurdurulur.Místní muži byli nasazeni na nucené práce.
Fakat bu parlak dönemin ardından eşinden ayrılması sanatçıyı sessiz bir dönem geçirmeye zorladı.Mezitím, pro uklidnění manžela poslala telegram o úspěšné cestě.
Bulutlar büzüldükçe, moleküllerin yoğunlukları artar ve emilmiş radyasyonun kaçışını daha da zorlaştırır.Jak se však mračno smršťuje, koncentrace molekul roste a postupem času začne bránit unikání záření.
Çoklu alfabe kullanma yöntemiyle şifrenin frekans analizi ile çözülmesi zorlaştırılmış olur.Díky tomu je velmi nesnadné prolomit tuto šifru použitím frekvenční analýzy.
Bu da, oyunun oynanmasını zorlaştırır.Rozhodnou se hru zrychlit.
Bazı Türkler zorla Hristiyanlaştırıldı.Nicméně většina z nich byla nuceně obracena na křesťanství.
Artan işsizlik ve geçim sıkıntısı, halkı göçe zorlamıstır.Boji a bitvami míříme stále výš, Lid je pánem svého osudu.
Alaska yerlileri bu yatılı okullarda zorla Hristiyanlaştırılmışlardır.Tyto školy měly "civilizovat" indiány umístěné v rezervacích.
Bu etki öğreneni zorlar, ancak uzun süreçte daha iyi öğrenme sağlar.Učí se rád, ale trvá mu déle, než pokyn pochopí správně.
Şirkuh'un 1169'daki son seferinde Şirkuh Mısır'ın idaresini Şavar elinden zorla aldı.Roku 1169 dosáhl Šírkúh jmenování egyptským vezírem.
Olayların ardından 12 Mart'ta Silahlı Kuvvetler, bir muhtıra vererek hükûmeti istifaya zorlamıştır.Po 27. březnu již irácká vojska nekladla žádný organizovaný odpor.
29 Aralık 1937 tarihinde Nazi yanlısı Japonlar tarafından istifaya zorlandı.Dne 29. prosince 1939 byla na firmu Němci uvalena nucená správa.
Yaklaşık 45,000 kişi zorla yerlerinden edilerek Bărăgan Ovası'nda iskan edildi.Přibližně 45 000 osmanských vojáků bylo u Plevna vzato do zajetí.
Onları sınıra kadar takip ettikten sonra, asayı zorla ellerinden alır.Jakmile se jejich roty ocitnou v pasti, je posila daleko.
Bunun sonucunda çocuklar çevreye uyum sağlamakta zorlanır.V této fázi však pomáhají dítěti mít pocit, že světu kolem sebe rozumí.
Diplomatlarının ve generallerinin kendisini bir burjuva politikacı olarak davranmaya zorladığını düşünüyordu.A simțit că a fost forțat de diplomații și de generalii săi să acționeze ca un politician burghez.
Bizi bu sene Kursk'a saldırmaya, dahası Doğu Cephesi'nde saldırıya geçmeye zorlayan sebep nedir?."Care este rațiunea care ne forțează să atacăm în acest an la Kursk, sau, și mai mult, pe frontul de răsărit?
1998), Yemen'de zorla evlilik ve çocuk evliliğine karşı başlatılan hareketin sembolü olan kişidir.1998) este o figură centrală din mișcarea contra căsătoriilor forțate și a căsătoriilor cu minori din Yemen.
Ayrıca, Alarik, Roma bölgesindeki 40.000 Got köleleri özgürleştirmek için Senato'yu zorladı.În plus, Alaric a forțat Senatul să elibereze toți cei 40.000 de sclavi goți din Roma.
Zorla evlenen kraliçe Anne Amboise'deki Clos Lucé'de yaşar.Regina Anne a trăit la Clos Lucé în Amboise.
Yapmam için beni zorlamadılar; ama yaptığım için memnundular."Ei nu m-au forțat să o fac, dar au fost bucuroși că am făcut-o.”
Deformasyon(şekil değişikliği) ve basınç bir nesne dahilindeki zorlama kuvvetlerinin sonucudur.Deformarea și presiunea sunt rezultatele forțelor de tensiune din cadrul unui obiect.
Uslan en başta stüdyo bulmakta zorlandı.Acest plan trebuia inițial să fie vis-a-vis de studio.
Horthy, Macaristan'ın Almanya'nın zorlamasıyla savaşa sokulduğunu ileri sürmektedir.Horthy pregătea ieșirea Ungariei din război și ruperea alianței cu Germania.
Bazı Yahudiler zorla din değiştirmektense çocuklarını öldürüp intihar etmeyi yeğlemişlerdir.Se spune că Mladić preferă să moară decât să se predea.
3000 kişilik Per takviyesi yaklaştığına dair haberler Herakleios'a ulaştı ve onu harekete geçirmeye zorladı.Vestile ca întăriri persane atingeau 3000 și ca se apropie de armata lui Heraclie, l-au forțat să acționeze.
1798 yılında Fransız Devrimi kuvvetleri İsviçre'yi işgal etti ve zorla yeni bir anayasayı uygulattırdı.În 1798, guvernul Franței revoluționare a cucerit Elveția și a impus o nouă constituție de stat unitar.
Bu en zorlandığım şey oldu.Asta a fost cel mai greu.
Kendisiyle aynı görüşte olmayanları zorlamaz.Ar trebui să dea cuvântul și celor care nu sunt de acord cu el.
Hatta daha da zorlaştırıyor.Acum, e mai greu.
Böhme, yönetimi öldürülen her Alman'a karşılık 100 Sırp ya da Yahudi öldürülmesi konusunda zorladı.Böhme a impus o regulă aspră ca, pentru fiecare german ucis, să fie împușcați 100 de sârbi sau evrei.
Fakat John yüzünden Phoenix'in işleri zorlanmaya başlar.Lumea o să-și schimbe impresia despre Phoenix.
Ama İ. Richard zorla bu esirleri ondan aldı.Richard a luat fortăreața Darum.
Evde bulunan adam saat 21.15'te yatak odasının kapısını zorlamaya başladı.Un atacator a deschis focul în club la ora locală 01:15.
Fakat uzun zaman geçmeden bu arada askerlerinin hepsi zorla terhis edildiler ve ordu dağıltıldı.Totuși, în aproape toate confruntările directe, armata a fost forțată să se retragă.
Nokta seçildi çünkü yolun eğriliği aracı yavaşlamaya zorladı.Acel loc a fost ales deoarece mașina urma să încetinească în curbă.
Finlandiya'nın iklimi ve toprakları, büyüyen bitkileri belirli bir zorlama haline getirir.Clima și solurile Finlandei fac dificilă creșterea oricăror recolte.
1948 yılında 2000 lik Yahudi nüfus, kuşatılmış ve zorla bölgeden ayrılmaya zorlanmıştır.În 1948, populația sa era de în jur de 2,000 de evrei ce au fost asediați și forțați să plece în masă.
Bu yöntem, bununla beraber, zanpakutōnun ruhu zorla maddeleştirildiği için çok tehlikelidir.Totuși, acesta dezlănțuie atâta putere încât lama zanpakutō-ului devine foarte uzată.
Bunu üzerine bu antlaşmayı Mısır'a kabul ettirmek için zorlamalar kullanılması gerekmiştir.A trebuit să treacă mult timp pentru ca aceste prevederi să devină obligatorii și în acest stat indian.
Zorla hadım edildi.Am fost adus aici cu forța.
Finansal sıkıntılar bazı takımları Formula 1’i bırakmaya zorladı.Acest lucru i-a determinat pe organizatorii multor curse să-și îndrepte atenția spre Formula 2.
Şehri zorla almak için, Haçlıların boğazı geçmeleri gerekiyordu.În vederea unui atac al cruciaților orașul fusese bine întărit.
Ve David, Fransa'ya kaçmaya zorlandı.Dar Charles s-a întors la Francia.
11 yaşında zorla evlendirildi.A devenit țar la vârsta de 11 ani.
Köle sahipleri, kölelerini bu işe zorlamaktaydı.Copiii sclavilor aparțineau proprietarului acelor sclavi.
Eva'yı evine gönderir ve Valter'i kendi atölyesi içine zorla sürükleyerek sokar.Atunci când vor să scape, el o împinge pe Eva în brațele tatălui său și îl ia pe Walther în prăvălia sa.
Yaklaşık 45,000 kişi zorla yerlerinden edilerek Bărăgan Ovası'nda iskan edildi.Cel puțin 350.000 de oameni au fost afectați de uragan doar în Haiti.
"İstanbulspor zorla: 2-1".Număr de ouă: 2-7.
Bunu Anne itiraf etmekte zorlanır.Fortuna era acceptată de către mame.
Teslimin lojistik ihtiyaçları Müttefikleri çok zorladı.Înaintarea fulgerătoare a otomanilor i-a obligat pe aliați să ia măsuri importante.
Loş ışıkta hareket eden nesneleri hemen görebilmekte fakat durağan nesneleri seçmekte zorlanmaktadırlar.În aceste condiții, ei pot detecta ușor obiecte în mișcare dar au dificultăți în a vedea obiectele staționare.
Taraflar arabuluculuğa gitmeye zorlanamaz.Străinii nu pot trece mai aproape de trotuar.
Ayrıca kontrol de giderek zorlaşmıştır.Cu timpul controlul devenea tot mai strict.
Bu ilk hatayı yaptıktan sonra diğer hataları yapmaya zorlandı.Deși a fost respectat pe vremea sa, el a avut mai multe erori.
Onlar istemese bile cinsel ilişkiye zorladınız.Mai seduceau bărbații la necuviințe sexuale.
Bu anlamıyla baskı, zorlamak ile aynı anlamda ele alınmaktadır.Deci avem de a face cu o forță distribuită, adică cu o presiune.
Godzilla zorlanır ve en sonunda Godzilla devrilir ama Mutoları yeryüzünden silmiştir.Godzilla se luptă cu Mothra și o învinge, apoi Godzilla învinge cu ușurință armata oamenilor.
Tom Mary'ye zorla kabul ettirmek istemiyordu.Tom nu a vrut să o împingă pe Mary să accepte.
Tom Mary'ye zorla kabul ettirmek istemiyordu.Tom nu a vrut să o forțeze pe Mary să accepte.