Ana içeriğe geç
Sözlük

zorla ile cümle

zorla kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
1387 yılının baharında, Timur, Gürcistan'ı tekrar işgal etmiş fakat Gürcüleri teslim olmaya zorlamamıştır.Wiosną 1387 Timur ponownie najechał Gruzję, lecz tym razem nie udało mu się zmusić króla do uległości.
Yönetmen Carl Denham, çekim hazırlığındaki yeni macera filmi için yapımcıların sabrını zorlamaktadır.Filmowiec Carl Denham zamierza dokończyć swój film przygodowy, jednak producenci zmniejszają fundusze.
Sonraları Polonya'daki hükümete karşı açıkça tavır aldı ve sürgüne zorlandı.Projekt spotkał się z ostrym sprzeciwem panów polskich i upadł.
Birliğe katılımda gönüllülük esastı, hiçbir şekilde zorlama ya da reddedilme söz konusu değildi.Wśród członków Selbstschutzu nie było sprzeciwu lub braku entuzjazmu wobec podjętych działań.
Sıkıştırılır ve zorlanırsa, bizim yanımıza kayacak."Och om vi möts, då skall han vika!"
1933'te, Graham'ın babası; Graham ve kardeşi Catherine'yi kusana kadar bira içmeleri için zorlamıştır.År 1933 tvingade Grahams far honom och hans syster Catherine att dricka så mycket öl att de spydde.
Ama döviz kurlarının yüksek oluşu onu zorlamaktaydı.Detta var då han stod på höjden av sin makt.
Dağların yüksekliği ulaşımı zorlaştırmaktadır.De långsträckta bergen försvårar transporterna.
Zaten başı ağırlaşmış, görmesi zorlaşmıştır.Den är skygg och mycket svår att få syn på.
Kilit zorlama ile veya bir anahtar ile açılabilir.Dörrarna öppnas antingen med våld, eller med en hissnyckel.
Bunun için de savaşa zorlanmalıydı.Han tvingades också ut i krig.
Yine Danca bilen bir kişi, Norveççe bilenden biraz daha fazla zorlanarak konuşmaları anlayabilir.Lyssnar man noga kan man höra en smula norska talas.
Ve David, Fransa'ya kaçmaya zorlandı.Don Carlos flydde till Frankrike.
Sağlık problemleri, böbrek rahatsızlığı onu 1975 yılında emekli olmaya zorladı.En hjärtinfarkt tvingade honom dock till förtidspension 1975.
Ödem (şişme), nefes almayı zorlaştırır.Svullnaden kan göra det svårt att andas.
Ulaşımı zorlaştırır, tünel yapımını zorunlu kılar.De letar efter föda eller förbättrar tunnelsystemet.
Elçiler Sultan Mahmut’u Mehmet Ali ile anlaşma yapması için zorlamaya başladı.Därför lyckades västmakterna förmå sultanen att kompromissa med Muhammed Ali.
O ve adamları teslim olmaya zorlandılar ve sonunda yakalandı.Han tvingades därefter att kapitulera och tillfångatogs.
Türklerin adları zorla Bulgar adlarla değiştirildi.Turkiska geografiska namn ersattes med bulgariska namn.
Kolejdeki birinci yılında, okuldaki ödevleri yapmakta ve kurallara uymakta oldukça zorlanmıştır.Under sitt första år på college upplevde han studierna och reglerna som alltför betungande.
Uyku apnesi olan hastalar kilo vermekte çok zorlanırlar.Personer med PTSD har med andra ord svårt att behålla sömnen.
23:7 Mahkeme, suça zorlananları cezalandırmamalı Deut.1:72) – inte behöriga som ombud i allmän domstol.
Birine bir şey yaptırmak için zor kullanmak, kişiyi bir şey yapmaya zorlamak anlamında.Ligga någon till last – Vara till besvär för någon.
Galatasaray Ligde başlangıcı çok iyi yapmasa da ilk yarının sonlarına doğru ligin zirvesini zorlamaya başladı.För Coronels del blev det heller inte bättre när de kom in i första kurvan.
“Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı”nı düzenleyen AİHS m.Bland dessa kan nämnas artikel 5 som förbjuder tvångsarbete och slaveri.
Bu durum, senatör aristokrasisinden saygınlığını zorla aldı ve onları giderek daha da kendisine boyun eğdirdi.Senaten blev alltmer oroad över Caesars stora framgångar och motarbetade honom i allt högre grad.
Birlikte bu etkiler bir galaksinin bittiği ve diğerinin bağladığı yerin görünmesini zorlaştırır.I dessa situationer, kan det vara svårt att tala om var en galax slutar och den andra börjar.
Başlangıçta oldukça zorlanıyordu.Ganska kul – i början.
Bir katıda, gerinme, zorlanmanın fonksiyonu iken, bir akışkanda, gerinme zorlanma oranının fonksiyonudur.Jag har ej annat val: igenom fröjd och kval min gång närmar sig min bår.
829 yılında Egbert Mercia'yı işgal ederek kral Wiglaf'ı sürgüne gitmeye zorlar.År 829 invaderade Egbert Mercia och drev Wiglaf, kungen av Mercia, i exil.
Mahkûmları itirafa zorlamak için kullanılırdı.Nu är det känt att bekännelserna framtvingades.
Çok zorladılar ama bu maçı da kaybettiler.De deltog men förlorade tävlingen.
Hatta daha da zorlaştırıyor.Ännu svårare.
Devleti, sanatçıların çalışmalarını görmeleri konusunda zorladı.Publiken avgör hur länge artisterna får uppträda.
Bu da günlük hayatı oldukça zorlaştırdı.Detta leder till en överlägsen vardagskomfort.
Bu sebeple de kondansatör üreticileri öngörü yapmakta zorlanmış ve ağzı sıkılığı tercih etmiştir.Bönderna var tveksamma, och valde att hellre vika än att utmana.
Ölümü onu çok zorladı ve depresyona girdi.Han känner sig ansvarig för det och hamnar i en djup depression.
Bölgede bulunan Türklere yapılan baskılar sonucunda Türkiye sınırlarını açarak Türkleri göçe zorlamışlardı.Eldupphöret till trots tvingade amerikanerna irakierna att lämna området den 1 mars.
Merrick 13 yaşında okulu bıraktı ve iş bulmakta zorlandı.Rika var då 12 år gammal och fick hoppa av skolan för att kunna jobba.
"İstanbulspor zorla: 2-1".Grundläggande Hållfasthetslära. sid. 1-2.
Tırnak kesmek zorlaşır.Är det jobbigt att dra en slipsten?
Tiridates, Roma'ya gelmeye merasimlerde bulunmaya zorlanması Roma'nın hâkimiyetini sembolize ediyordu.Tiridates tvingades komma till Rom och delta i ceremonier ämnade att visa upp den romerska överhögheten.
Cromwell İskoçya'yı İngiltere ile birleşmeye zorladı.Vilhelm gick med på att invadera England.
Ancak genel olarak modern işlemciler etkin elle yapılan optimizasyonu giderek zorlaştırmaktadır.Utövandet av de senare tjänsterna torde dock ha komplicerats av hans allt värre ögonproblem.
Dubai'de giyim bakımından bir zorlayıcılık yoktur.Det har aldrig varit olagligt att klä sig i det andra könets kläder i Sverige.
Çocuk sürekli sorgulandığında sadece soru soranları tatmin etmek için hafızasını zorlayabilir.När jag betraktar min barndom ser jag endast mina reaktioner.
Bunları anlamakta zorlanıyoruz." demiştir.Att uppnå denna klarhet är att bli förstådd."
Bu da, oyunun oynanmasını zorlaştırır.Det är svårt att få denna fisk att leka.
Bavula zorlanmadan sığdı" demiştir."Dä va allt rätte baggen, som satt fast säj."
Bunları yetiştirmekte zorlanmıyor musunuz?”Чи гідний ти того, щоб виростити її?».
Burada kalmaya zorlayamayız.Піти не можна залишитися.
Bu yenilgi, Romalıları Genseric'in şartlarını kabul etmeye ve bir barış anlaşması imzalamaya zorladı.Це змусило римлян дійти згоди з Гейзеріхом та підписати мирну угоду.
Fakat sonunda 1264'te ilk İngiltere parlamentosunu kurup toplantıya davet etmeye zorlanmıştır.Для встановлення суспільної рівноваги наприкінці 1264 року оголошує про скликання нового парламенту.
T4 operasyonu, Nazi Almanyası'nda zorla yapılan ötanazi programı.Це також входило в програму умертвіння Т-4 у нацистській Німеччині.
Ancak yine de Parlamento güçleri iyice zorlanmaktadır.7) Роль парламенту може швидко занепадати.
11 yaşında zorla evlendirildi.У 14 років її насильно видали заміж.
1387 yılının baharında, Timur, Gürcistan'ı tekrar işgal etmiş fakat Gürcüleri teslim olmaya zorlamamıştır.Навесні 1387 року Тимур знову вторгся до Грузії, проте не зміг підкорити грузинів.
Bu en zorlandığım şey oldu.І це найбільше лякало мене.
Ayrıca kontrol de giderek zorlaşmıştır.Але ситуація стає все більше неконтрольованою.
Eldivenli iken zorlanmadan bağlanabilir.Могла виготовлятися без рукавів.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod