Bilginin artışı, bilgiye ulaşımın zorlaşması, bilgi bilimini daha da önemli bir bilim dalı haline getirmiştir.Aprofundando o processo de aquisição de conhecimento, pudemos compreender seu significado mais íntimo.
Tırnak kesmek zorlaşır.Dificuldade para mastigar.
İkili, Vardy'lerin saldırısından kaçınmak için kendilerini gülümseye zorlayarak oradan kaçarlar.Para permanecerem vivos, eles precisam sorrir na presença dos Vardy.
Yaklaşık 45,000 kişi zorla yerlerinden edilerek Bărăgan Ovası'nda iskan edildi.Segundo as Nações Unidas, cerca de 45.000 pessoas foram deslocadas e fugiram para o Senegal.
Bu da doğru parçaları doğru sırayla doğru yerlere koymayı epey zorlaştırır.Isso é simplesmente uma questão de fazer multiplicação escalar no lado correto.
Saldırılar, Mücahitleri Herat ve Kandahar'da savunmaya çekilmeye zorladı.Grandes campanhas também tinham forçado os mujahedin a defensiva perto de Herat e Candaar.
Gretel'e Hansel'i zorla beslemesini emreder.Alemão manda Sal entregar o dinheiro.
Fakat Richard akşama doğru kendi birlikleri ile geri gelip müslüman birliklerini şehirden çekilmeye zorladı.De manhã, organizou com a cidade para deixar as tropas iranianas dentro.
Bazıları diğerlerine oranla daha zorlayıcı olabilir.Alguns indivíduos podem ser afetados de forma mais severa do que outros.
işin doğrusu, seni, yapmak istemediğin şeyi yapman için zorlamam.Obviamente, não posso obrigá-la a fazer algo que não quer fazer.
Neden bazı kadınlar orgazm olmakta zorlanırlar?Waarom krijgen sommige vrouwen moeilijk een orgasme?
Bunlar kendisinden uzağa akıntıyı zorlarlar.Daarin zullen zij voor eeuwig vertoeven.
Taylandda çocukların zorla fahişelik yaptırıldığı oranının 40% olduğu tahmin edilmektedir.In Thailand schat men dat 40% van de prostituees minderjarig is.
Amelia kurayı çekmeye ve kurayı kazanın ismini açıklamaya zorlanır: kazanan Renato'dur.Het is Amelia die de naam van de winnaar moet trekken – Renato.
Cadı, Walter'a bir bıçak verir ve Danny'yi kurban etmeye zorlar.De heks overhandigt Walter een mes en draagt hem op Danny te doden.
Bu problemler, tırmanışları çok zorlaştırır.Ze moesten het beklimmen er van moeilijk maken.
İşi zorlaştırmaya çalışmıyoruz.Ik probeer niet om het gecompliceerd te maken.
Hatta Bizans ağır bir vergi karşılığında barışa zorlanmıştır.Hij sluit vrede met Sjapoer I door het betalen van een grote geldsom.
Asker çıkarılan bu kesim, Alman birliklerinin en fazla zorlandığı Sapun hattının tam karşı yönündedir.Officier Deze soldaten lopen bijna zo snel als de Duitse herder.
1387 yılının baharında, Timur, Gürcistan'ı tekrar işgal etmiş fakat Gürcüleri teslim olmaya zorlamamıştır.In de lente van 1387 viel Timoer Georgië nogmaals binnen, maar wist de Georgiërs niet tot overgave te dwingen.
Bu, kaba kuvvet saldırılarına karşı ek bir koruma sağlamaz ancak diğer saldırıları zorlaştırabilir.Hoewel deze aanvallen extra energie vereisen zijn ze niet sterker dan andere speciale aanvallen.
“Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı”nı düzenleyen AİHS m.4: verbod op slavernij en dwangarbeid art.
Uzun kışlar hayatı son derece zorlaştırır.De strenge winter maakte de levensomstandigheden nog moeilijker.
Bu insanlar daha sonra Pers topraklarındaki Huzistan'da zorla iskan edilmişlerdir.Later werden voor de jacht dieren geïmporteerd uit Perzië in het gebied uitgezet.
Yağmur ve hava koşulları ilerlemeyi zorlaştırıyordu.Regen en ziektes deden de rest.
Hatta daha da zorlaştırıyor.Om het nog ingewikkelder te maken.
Kendi dilimizle anlatmakta zorlanıyorsak, neden boşuna zorlanalım?"Als jouw God zo machtig is, waarom spreekt Hij dan mijn taal niet?"
Kolaydan başlayıp git gide zorlaşan soruları cevaplamak için 10 saniye süre verilmektedir.Ze krijgen tien seconden om de vraag te beantwoorden.
Bu da günlük hayatı oldukça zorlaştırdı.Dit was van grote invloed op het dagelijks leven.
Diplomatlarının ve generallerinin kendisini bir burjuva politikacı olarak davranmaya zorladığını düşünüyordu.Hij beschuldigde de fascisten en de nazi's ervan dat ze een politieke padvinderij waren.
Aslında kurbanların hepsi zorlanarak kurban edilmiyorlardı; kendilerine imrenilecek bir gelecek vadediliyordu.Met de opvarenden kende men geen pardon; die werden allen omgebracht.
Kimin tarafında olacağını seçmekte zorlanır.De speler moet kiezen voor welke kant hij strijdt.
Bu da, oyunun oynanmasını zorlaştırır.Dit versnelt het spel.
Biçimde kendisini hiçbir zaman zorlamaz.God doet dit nooit dwingend.
Zorlada olsa iskân edilmeleri sağlanarak ceza-î müeyyideyi de ödediği kayıtlarda görülmektedir.Aikido kent de volgende (ere)titels die kunnen worden toegekend.
Yahudilerin dinleri zorla değiştirilmesi üzerine katliamın eşiğinden dönüldü.De joden werden op straffe van de dood gedwongen zich te laten dopen.
Bunun sonucu olarak Claudius nişan akdini bozdu ve Silanus'u kamu görevlerinden ayrılmaya zorladı.Daarop brak Claudius de verloving af en dwong hij Silanus om af te treden als praetor.
Fakat kendini çok zorladığı zaman suyun içindeyken bile ateş patlamaları yaratabilir.Hij kan ook niet lang boven water blijven, en kan zijn vuur ook onder water afvuren.
Kemiğe baskı yaptığı için ağrıya neden olur, yürümeyi zorlaştırır.Dit veroorzaakt pijn en bemoeilijkt het lopen.
Patrik, Yıldız Sarayı'na yapılan yürüyüşe katılmaya zorlandı.Parker was bij de lancering te gast.
Ben de ona zorla dinletirim sözümü, Onun öğütlerinden geldi başına, ne geldiyse.Hij zal mij openbaren, want uit mijn wezen zal Hij nemen wat Hij u verkondigen zal.
Daha sonra Dr. Loomis ve polis ilkokula birinin zorla girdiği ihbarını alırlar.Ondertussen belt dr. Lockhart de politie die een zoektocht inzetten naar hen.
Ve David, Fransa'ya kaçmaya zorlandı.Paus Alexander was hierdoor gedwongen naar Frankrijk te vluchten.
Bu tür hayvanlar, hamur yutmaya zorlanarak iyice semirtilirdi.De meeste dieren doen dit door het schoon te likken.
O ve adamları teslim olmaya zorlandılar ve sonunda yakalandı.De Britse troepen werden ingesloten en waren uiteindelijk genoodzaakt zich over te geven.
Şimdi beni zorla mülteci olmaya zorlayan bir girişim var.Het zou om een oproep tot de strijd gaan om een invasie af te slaan.
Anonimlik denetmen bulmayı daha da zorlaştıran bir unsurdur.Een precaire kwestie is het gebruik van anonieme getuigen.
Ama gerisini getirmekte zorlandı.Ook stond hij in voor vervanging.
Bunu Anne itiraf etmekte zorlanır.Ze wordt in deze bewering gesteund door haar moeder.
Çünkü rahat ve hareket etmeyi zorlaştırmaz.De kunst is dan om rustig te blijven en niet te schelden.
Derwall görevinden istifa etmeye zorlandı ve yerine Franz Beckenbauer getirildi.Jupp Derwall werd ontslagen en opgevolgd door Franz Beckenbauer.
Mekân, zaman gibi insana kendini zorla kabul ettirir.Zo kun je als mens de tijd beïnvloeden.
Burada kalmaya zorlayamayız.De man kan niet blijven.
Makinisti sahte bir telefon görüşmesi yapmaya zorlar.Hij maakte een simulatie van een telefoonkaart.
Joker onu zorla zincirler.De derailleur houdt de ketting op spanning.
Ödem (şişme), nefes almayı zorlaştırır.Het kan het ademhalen bemoeilijken.
Parti üyelerinin çoğunluğu buna karşı çıktı ve Eflak'ı kararını geri çekmeye zorladılar.De meerderheid van het parlement was echter tegen hem en de Duitsers dwongen hem af te treden.
Bu da dağıtıcıların yönetimini zorlaştıran durumlardan biridir.Ook thema's behoren tot de mogelijkheden van sommige displaymanagers.
Kamışlı'da giyim bakımından bir zorlayıcılık yoktur.Binnen de loge wordt er geen onderscheid gemaakt naar kleding.
"Bu zorlama albüm için kim kime teşekkür edecek?".En wie is het brein achter dit meesterplan?