Azledildikten sonra Mihail, mağara manastırı olan St.Sabas'ta keşiş olmaya zorlandı.Смещённого Михаила заставили постричься в монахи монастыря святого Саввы.
Sonra da kaleden zorla dışarı çıkartılır.Отведи её в лес да подальше.
Ramsay'in Sansa'ya tecavüzünü zorla izleyen Leş ise Bran ve Rickon'un ölmedidiğini Sansa'ya açıklar.Вонючка раскрывает Сансе, что он не убивал Брана и Рикона.
Diğer taraftan, zorlayıcı mükemmeliyetçiler ve işkolikler olabilirler.С отрицательной стороны, они могут быть заядлыми трудоголиками и перфекционистами.
O ve adamları teslim olmaya zorlandılar ve sonunda yakalandı.В конце концов он был обезоружен и сдался.
Şehir içinde otomobillerin sayısının artması işleri daha da zorlaştırır.وكان تزايد عدد السيارات في المدينة جعلت العمل أكثر صعوبة.
Sıkıştırılır ve zorlanırsa, bizim yanımıza kayacak."فلما خرج قال كفرنا وخرجنا».
Bu, düşmanı teslim olmaya zorlamanın bir yoludur.واللازم نحو : استسلم العدو.
Ancak Güney Asya'da çok sayıda bulunan türler arasındaki benzerlikler ayırt edilmelerini zorlaştırmaktadır.إلا أنه من الصعب عدم تمييز التشابه بين الأنواع الموجودة بأعداد كبيرة في جنوب آسيا.
Genç kadın, masum bir zenciye ihanet etmesi için tüm saygın insanlar tarafından zorlanmıştır.المرأة الشابة ، أجبرت من طرف أشخاص مرموقين كى تهين الرجل الزنجى البريء .
27 Mart 2000 tarihinde, Çeçenistan'da evinden zorla alınan Elza, dövülüp tecavüz edildikten sonra öldürüldü.في 27 مارس / آذار 2000 ، أُخِذَت إلزا كونجيفا بالقوة من منزلها في الشيشان ، وتعرضت للضرب والقتل.
Bu etki öğreneni zorlar, ancak uzun süreçte daha iyi öğrenme sağlar.حيث أنه يتحدى المتعلم ولكنه يؤدي إلى تعلم أفضل على المدى الطويل.
Kaçak girişlerin engellenememesi sağlıklı değerlere ulaşılmasını zorlaştırmaktadır.فعدم منعها من الدخول بطريقة غير شرعية يجعل من الصعب بلوغها القيمة الصحية الأمنه .
Burada kalmaya zorlayamayız.ولكن لا يمكننا أن تتوقف هنا.
Ben de ona zorla dinletirim sözümü, Onun öğütlerinden geldi başına, ne geldiyse.الصحاح في اللغة: «وبَطَرْتُ الشيءَ أبطُرُهُ بَطْراً: شققْته؛ ومنه سُمِّيَ البَيْطارُ، وهو المُبَيْطِرُ.
Devrim ilan etti ve bazı öğrencilere emirler yağdırarak okul mülkünü tahrip etmeye zorladı.صرخ آمراً في بعض من الطلبة، وأعلن الثورة، وحثت الطلاب على تدمير ممتلكات المدرسة.
Kral William, Rémalard'daki üstlerine saldırarak onları tekrar kaçmaya zorladı.أنهم اضطروا إلى الفرار مرة أخرى عندما هاجم الملك وليام قاعدتهم في رميلارد.
6 ve 4'ü basılı tutarken önyükleme yapmak, 64-bit çekirdeği destekleyen makinelerde K64'i önyüklemeye zorlar.يعمل التثبيت أثناء الضغط باستمرار على 6 و 4 على إجبار الجهاز على تشغيل K64 على الأجهزة التي تدعم نواة 64 بت.
1944 yılında Asperger tedavi ettiği ve kendilerini sosyal bütünleşmede zorlak çeken dört çocuğu tanımlamıştır.وفي عام 1944، وصف أسبرجر أربعة أطفال كان يعمل على حالاتهم ممن كان لديهم صعوبات في الاندماج الاجتماعي.
Bu işkenceden sonra bu kutsal kalıntı da zorla Haçlı Hristiyanlar eline geçti.كما حدث عندما سقطت بيت المقدس في أيدي الصليبيين.
Çin Yijiangshan adalarını ele geçirdi, Tayvan'ı Tachen adalarını terk etmeye zorladı.استولت الصين الشعبية على جزر ييجيانغشان، مجبرةً تايوان على التخلي عن جزر داتشين.
16 yaşında Disleksi tanısı kondu ve bu hastalık okul yıllarında onu oldukça zorladı.أصيبت بمرض الحثل العضلي الدوشيني عندما كانت تبلغ من العمر 6 سنوات، وتم إبعادها عن المدرسة غصبا في سن ال10.
Hunların baskısı altındaki barbar kavimler, Roma İmparatorluğu'nu zorlamaya başlamışlardır.وبدأت أقوام البربر التي كانت تحت سيطرة الهون بالضغط على امبراطورية روما.
Eğer size gerçekleri söylersem, buna inanmakta zorlanabilirsiniz.من أجل الحصول على ما هو شيء، يجب علينا التفكير في ذلك.
Fakat Nikolaos Mistikos, Senato ve din adamlarının desteğini alarak Zoe'yu rahibe olmaya zorladı.ولكن قام نيكولاس ميستكوس بدعم من رجال الدين ومجلس الشيوخ بأجبارهم على رهبنة زوى.
Ancak yine de Parlamento güçleri iyice zorlanmaktadır.ومع ذلك، لا يزال النفوذ السياسي للجيش واسع النطاق.
Bazı Yahudiler zorla din değiştirmektense çocuklarını öldürüp intihar etmeyi yeğlemişlerdir.فقد قام بعض اليهود بالانتحار وقتلوا أبنائهم، خشية إخضاعهم للتحول الديني القسري.
Bu eylemler hükümeti cezaları ömür boyu hapis olarak hafifletmeye zorladı.في نهاية المطاف ، خفف مجلس الوزراء الاتحادي مدة عقوبتها إلى السجن مدى الحياة.
Ronaldo 15 yaşındayken kendisine futbolu bıraktırmaya zorlayabilecek bir kalp çarpıntısı tanısı konuldu.في سن 15 تم تشخيص حالة رونالدو بتسارع نبضات القلب، وهي حالة كادت أن تجبره على التخلي عن كرة القدم.
Türklere yapılan zorlamalar bazen sistematik bir şekilde devam etmiştir.حيث استمرت بعض الضغوطات المفروضة على الأتراك بشكل ممنهج .
O ve adamları teslim olmaya zorlandılar ve sonunda yakalandı.وطارده رجال البوليس حينا لكنه استسلم في النهاية.
Sıkıyönetim birçok insanı ülke dışına çıkmaya zorlamıştır.هذا فضلاً عن إجبار عدد آخر على ترك القرية.
Sonra da kaleden zorla dışarı çıkartılır.إلخ، يجب إحضارها من الوادي.
Suriye de zorla da olsa operasyonu yaptırdılar.وبالنسبة لسورينا "سرعان ما كلفه ذلك حياته.
Serbest geri çekilme karşılığı mütarekeye zorlandı.يشكل صعوبة للخصم للتحرك بحرية.
Bütünleşmeyi durdurmak mümkün olsa da, ilerledikçe erişimini durdurmak zorlaşır.لكن إن صعُب إستئصاله كليًا فيبقى هناك احتمالية لعودته.
Mary Clarke, Jean Hewart, Katherine Fry ve birkaç kişi daha zorla beslenmekten öldü.وقد توفيت كل من “ماري كلارك” و”جين هيوارت” و”كاثرين فراي” وغيرهن نتيجة لما تعرضن له من إطعام قسري بالقوة.
Bunlar zorlanımlı ihtiyaçlardır.لأن هذه الحاجات غير محدودة.
Bu tür hayvanlar, hamur yutmaya zorlanarak iyice semirtilirdi.وتُسَمَّى الحيوانات التي تهضم طعامها بهذه الطريقة المُجّتَرات.
Ercüment Gedikli kapıyı zorlamaya çalışır ancak kapı açılmaz.أقفل الجزار الأبواب متأكدا أنها لن تفتح.
Oyunlarda bir oyuncunun, oyun sırasında düşmanlardan zorla veya öldürdükten sonra aldığı tüm ögelerdir.ويخسر اللاعب حياة إذا تعرض لهجوم من الأعداء أو تأذى بأي شكل من الأشكال.
Eklem iltihabı onu yatağa gitmeye zorladı.إطفاء الأنوار في زنزانته لمساعدته على النوم.
Tecrit edilmeye karşı pek çok açlık grevi başlattılar ama yemek yemeye zorlandılar.قام معاذ بإضراب طويل عن الطعام، وكان يُجبر على التغذية القسرية.
Ardından yörede yaşayan Rumlar'ın büyük bir kısmı ise İstanbul'a göç etmeye zorlanmıştır.وما زال بعض سكان الإقليم يطالبون بإلحاقه إلى بريتاني.
Ama İ. Richard zorla bu esirleri ondan aldı.وبعد أن رضخ له في النهاية، قتل ريتشارد جميع الرهائن.
Oysaki olaylar onu bir maskottan fazla bir şey olmaya zorlayacaktır.إلا أنه كان له من المكانة ما جعله معدودا في التأسيس كابن زياد.
Jacob'a olan hislerinin aşk olduğunu anlamasıyla işler daha da karışır ve seçim daha da zorlaşmaktadır.ولكنها كان تشعر بخلط في المشاعر بين ادوارد وفي علاقتها مع يعقوب وما تشعره تجاهه وهذا جعل القرار أكثر صعوبة .
Oldukça derin ve geniş tank hendekleri Alman tanklarının ilerlemesini zorlaştıracak şekilde inşa edilmişti.التكتيك المبدع والناجح نسبياً نقلها الألمان لاحقاً.
1391-1492 yılları arasında Katolik İspanya’sında zorla Hıristiyanlaştırılan yüzbinlerce Yahudi vardı.يعيش بين 139-144 مليون مسيحي في العالم الإسلامي.
Creonte, Orontea'yı Alidoro'yu bırakmaya zorlamaktadır.أيا يكن، أجبر بونسون على الهروب لبوردو.
Kendisinden öncekilerin hepsi ya doğal yollardan ölmüş, ya da zorla görevden uzaklaştırılmışlardı.Antes da investida, seus integrantes se juntavam em formação cerrada ou até mesmo compacta (synaspsimos).
Yeryüzünün büyük bir kısmını zorla ya da yıldırma yoluyla almış durumdadır.É o criador onipotente, tendo delegado, porém, a maioria de suas ações dentro da Terra aos Ainur.
Peter, kendisine yeni bir kariyer bulmada zorlanmaktadır ve bunun için ucuz bir fahişe olmayı bile dener.Peter tem problemas em encontrar um novo emprego, e tenta até mesmo se tornar uma prostituta barata.
Köylüler kendi ülkesinin çiftçilere Yugoslav hükümeti tarafından zorla kolektifleştirmeye karşı ayaklandı.Os camponeses eram obrigados a adotar a religião de seu senhor.
İran İslam Devrimi birçok İran Yahudisini İran'dan kaçmaya zorlamıştır.A Revolução Iraniana forçou muitos judeus iranianos para escapar do Irã.
Akdeniz bölgesi atların bile kullanımını zorlaştıran dağlarla çevrilidir.A região do Mediterrâneo é contornada por montanhas, que fazem até cavalos difíceis de usar.
Bu yenilgi, II. Basileios'u hızla geri çekilmeye zorladı.Esta derrota forçou Basílio II a retornar rapidamente.
Bu içe düşmeye zorlanır ve böylece bu bazen statik sınırı denir.É forçado a cair, e por isso este é chamado algumas vezes de limite estático.
Psödogenler moleküler genetik araştırmaları zorlaştırabilir.Os pseudogenes podem complicar os estudos de genética molecular.
Neden bazı kadınlar orgazm olmakta zorlanırlar?(Por que algumas mulheres tem problemas de orgasmo?)