Aldarion kendini evliliğe zorlanıyor hissediyordu bunun için yeniden yelken açmaya karar vermişti.Durch die Heirat entschloss sich Lauw, die Seefahrt aufzugeben und wollte zunächst Landwirt werden.
Horthy, Macaristan'ın Almanya'nın zorlamasıyla savaşa sokulduğunu ileri sürmektedir.Stalin besteht darauf, dass Ungarn in seinen Machtbereich gehört.
Etzel zorla yatıştırır.Tetide beruhigt sie.
Sonra da kaleden zorla dışarı çıkartılır.Dann wird er aus dem Fort gejagt.
Kamışlı'da giyim bakımından bir zorlayıcılık yoktur.Aber ich habe kein hochzeitliches Gewand, um einzutreten.
Çok sert hava koşulları bu araçları zorladı.Schweres Wetter zwang sie zum Beidrehen.
Tek bir çözüm vardı, Sovyet kuvvetleri, açlık ve susuzluk nedeniyle teslim olmaya zorlamak.Doch am Ende mussten sich die Osmanen wegen Hunger und Durst ergeben.
Çocuklarını kontrol etmekte, onlar üzerinde otorite sağlamakta zorlanıyor.Sie sind stolz, wenn ihre Töchter im Büro arbeiten können.
Burada takıma girmekte zorlandı ve genelde yedek bekledi.Hier tat er sich schwer in die Mannschaft zu kommen und saß überwiegend auf der Ersatzbank.
Yaşam şartları onları zamanla yerleşik hayata zorlamıştır.Glaubensfragen haben ihn zeitlebens bewegt.
Zorlayıcı bir Cizvit eğitimi aldıktan sonra on sekiz yaşında hukuk eğitimi almaya başladı.Auf Drängen eines Onkels entschied er sich im Alter von acht Jahren eine juristische Laufbahn einzuschlagen.
Bunları göçe zorlayan nedir?Was hat der Westen damit gemacht?
Fakat Semih zorla değil, kendi isteğiyle kaçırıldı.Sein Bruder wurde nicht genommen, aber Kwanten selbst.
Üzerine yağ dökülmesi, kenenin nefes almasını zorlaştıracaktır.Klagt sie, wird ihm die Luft zum Atmen schwer.
Çoğu hasta günlük etkinlikleri yapmakta zorlanır.Im Alltagsleben sind die meisten Patienten schmerzfrei.
Oyun, ilerledikçe zorlaşan 5 geceden oluşur.Ziel des Spiels ist es, alle fünf Nächte zu überleben.
Bu durum metro istasyonun yapım işini zorlaştırdı.Dies erschwerte die Erreichbarkeit der Bahnstation.
Birkaç durumda, piyanist sahneyi zorla itilmiştir.In einer Szene mussten wir ihn buchstäblich auf die Beine stellen.
Tam tersine kendini zorlayan bir eğilimdi.Stellenweise tritt eine borstige Behaarung auf.
Kameda evlenmek üzere Taeko ve Ayako arasında seçim yapmaya zorlanır.Letztendlich stellt Taeko Kameda vor die Wahl: sie oder Ayako.
Onu bu evliliği yapmaya zorlamaya çalışacaklarını bildirir.Er sagt dieser zu, sie heiraten zu wollen.
Bunun üzerine arkadaşı Türkiye'ye gelip planı sona erdirmek için onu Ali'yi dolandırmaya zorlar.Zusammen besuchen sie Mr. Ross und bitten ihn, das Projekt zu beenden.
Ercüment Gedikli kapıyı zorlamaya çalışır ancak kapı açılmaz.Dem Antagonisten gelingt es zu verhindern, dass die Tür geöffnet wird.
Teslimin lojistik ihtiyaçları Müttefikleri çok zorladı.Außerdem verfiel die Donauflottille den Alliierten.
Böylece İslâm'a geçişte zorlanmadı.Das behob aber die Ablehnung dem Abt gegenüber nicht.
Kolaydan başlayıp git gide zorlaşan soruları cevaplamak için 10 saniye süre verilmektedir.Für die Beantwortung werden 10 Sekunden Zeit gegeben.
Ancak yine de Parlamento güçleri iyice zorlanmaktadır.Auch wurden die Kompetenzen des Parlamentes massiv erweitert.
Bu sebeple askerler birbirlerini anlamakta zorlanmaktadır.Aber die Mannschaft hätte gelernt, einander zu verstehen.
Bu engebeli arazi, yolların virajlı ve bozuk olmasına neden olup mahalledeki ulaşımı zorlaştırmaktadır.Anwohner und Passanten fühlen sich durch den Lärm und die Störung des Verkehrsflusses belästigt.
Taraflar arabuluculuğa gitmeye zorlanamaz.Der Bund ist an der WSPS nicht beteiligt.
Bu da günlük hayatı oldukça zorlaştırdı.Dies erleichtert auch die Bewältigung des Alltags.
Hamilton ilk virajda geç fren yaparak Räikkönen'i dışarıya kaymaya zorladı.Kurz vor Schluss nutzte Hamilton jedoch den einsetzenden Regen, um Räikkönen unter Druck zu setzen.
Zorla hadım edildi.Er wurde heftig befehdet.
Bu ilk hatayı yaptıktan sonra diğer hataları yapmaya zorlandı.Die erste Revision behob diesen Fehler.
"Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekir."Wenn nicht, soll und kann man es noch ändern.
Siyah seçkin bir hamle oynamış olmalı ve Beyaz da onunla başa çıkma konusunda fazlasıyla zorlanmış olmalı.Das Spiel ist sehr scharf und Schwarz muss aufpassen keine Fehler zu machen.
Ordu onu istifa etmeye zorladı.L'armée l'a forcé à démissionner.
Onlar gerçeği söylemesi için onu zorladı.Ils le contraignirent à dire la vérité.
Bunu söylemekte zorlanıyorsunuz.Vous avez de la peine à le dire.
Bu ilacı almam için beni zorladılar.Ils m'ont forcé à prendre le médicament.
O, onu oturması için zorladı.Il la contraignit à s'asseoir.
Oturması için onu zorladı.Elle le contraignit à s'asseoir.
Gitmeye zorlandım.J'ai été forcé à y aller.
Dün gece otele dönüş yolunu bulmada zorlandım.J'ai eu du mal à retrouver le chemin du retour jusqu'à mon hôtel hier soir.
Neden bir öğrenci onu çok zorlayan bir işi yapamadığı için cezalandırılır?Pourquoi sanctionner un élève qui n’a pas fait un travail qui était trop difficile pour lui ?
Bunlar kendisinden uzağa akıntıyı zorlarlar.Ils y demeureront éternellement.
Yeryüzünün büyük bir kısmını zorla ya da yıldırma yoluyla almış durumdadır.En effet, s'il y a plusieurs mises à la terre un courant peut circuler entre elles et échauffer le noyau.
“Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı”nı düzenleyen AİHS m.Interdiction de l'esclavage et du travail forcé 3.
Bazı Yahudiler zorla din değiştirmektense çocuklarını öldürüp intihar etmeyi yeğlemişlerdir.Certains Juifs préfèrent tuer leurs enfants et se suicider.
Pers ülkesini kendim isteyerek değil ama sizin zorlamanız ile yakıyorum.Ce n’est pas de mon gré que je brûle la Perse ; j’y suis contraint par toi.
Berazina geçişlerinin zorlanmasından sonra Sovyet kuvvetleri Minsk'e ilerledi.Après avoir forcé les passage de la Bérézina, les forces soviétiques se rapprochèrent de Minsk.
Bu Bizans hükümetini barış imzalamaya zorladı ve 4 Ekim 1302 tarihinde anlaşma imzalandı.Cette action détermina les Byzantins à proposer la paix, qui fut signée le 4 octobre 1302.
1944'te askeri liderlik, bu kişilerin tutuklanmalarından çok hastaneye zorla sevkedilmelerini emretti.En 1944, le commandement ordonne que ces personnes soient hospitalisées d'office.
Suçlanan Yahudilere işkence yapıldı ve bunlardan bazılarına zorla suçları itiraf ettirildi.Les Juifs accusés sont torturés et certains confessent avoir commis les meurtres.
Diğer taraftan, zorlayıcı mükemmeliyetçiler ve işkolikler olabilirler.Côté négatif, ils peuvent être des perfectionnistes compulsifs et des bourreaux de travail.
Ancak yine de Parlamento güçleri iyice zorlanmaktadır.Les pouvoirs du Parlement sont considérablement renforcés.
Bu en zorlandığım şey oldu.Le plus difficile est fait.
Başlangıçta oldukça zorlanıyordu.Au début, c'était difficile.
İnsan Olmak Bu Kadar mı Zorlaştı ?Doit-on avoir honte d’être humain ?
Savaş sonunda milliyetçiler geri çekilmeye zorlandı.Les forces de l'Union cependant, sont finalement obligés de retraiter.