Bu, kırışıkları azaltan şeyin sebze ve zeytinyağı olduğu anlamına gelmiyor.To pa ne pomeni, da je tako zaradi zelenjave in olivnega olja.
Bu, kırışıkları azaltan şeyin sebze ve zeytinyağı olduğu anlamına gelmiyor.Но это не значит, что это благодаря овощам или оливковому маслу.
Bu, kırışıkları azaltan şeyin sebze ve zeytinyağı olduğu anlamına gelmiyor.Това не означава, че този ефект е от зеленчуците и зехтинът.
Bu, kırışıkları azaltan şeyin sebze ve zeytinyağı olduğu anlamına gelmiyor.Це не означає, що це овочі або оливкова олія.
Bu, kırışıkları azaltan şeyin sebze ve zeytinyağı olduğu anlamına gelmiyor.זה לא אומר שזה בגלל הירקות או שמן הזית.
Bu, kırışıkları azaltan şeyin sebze ve zeytinyağı olduğu anlamına gelmiyor.ذلك لايعني أن الخضروات أو زيت الزيتون هي سبب التجاعيد الأقل لا من قريب أو بعيد.
Bu, kırışıkları azaltan şeyin sebze ve zeytinyağı olduğu anlamına gelmiyor.(笑)
Bundan sonra elçiler, Yeruşalimden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Zeytin Dağından Yeruşalime döndüler.제자들이 감람원이라 하는 산으로부터 예루살렘에 돌아오니 이 산은 예루살렘에서 가까와 안식일에 가기 알맞은 길이라
Bundan sonra elçiler, Yeruşalimden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Zeytin Dağından Yeruşalime döndüler.Tedaj so se vrnili v Jeruzalem z gore, ki se imenuje Oljska in je blizu Jeruzalema, en sobotni dan hoda.
Bundan sonra elçiler, Yeruşalimden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Zeytin Dağından Yeruşalime döndüler.Тоді вернулись вони в Єрусалим із гори, званої Оливною, що поблизу Єрусалиму на субітнїй день ходи.
Bundan sonra elçiler, Yeruşalimden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Zeytin Dağından Yeruşalime döndüler.ויפנו וילכו ירושלימה מן ההר הנקרא הר הזיתים והוא קרוב לירושלים דרך תחום שבת׃
Bundan sonra elçiler, Yeruşalimden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Zeytin Dağından Yeruşalime döndüler.حينئذ رجعوا الى اورشليم من الجبل الذي يدعى جبل الزيتون الذي هو بالقرب من اورشليم على سفر سبت.
Bundan sonra elçiler, Yeruşalimden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Zeytin Dağından Yeruşalime döndüler.有 一 座 山 名 叫 橄 欖 山 、 離 耶 路 撒 冷 不 遠 、 約 有 安 息 日 可 走 的 路 程 . 當 下 門 徒 從 那 裡 回 耶 路 撒 冷 去
Bundan sonra elçiler, Yeruşalimden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Zeytin Dağından Yeruşalime döndüler.有 一 座 山 名叫 橄欖山 、 離 耶路撒冷 不 遠 、 約 有 安息日 可走 的 路程 . 當下 門徒 從 那 裡回 耶路撒冷 去
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Aceştia sînt cei doi măslini şi cele două sfeşnice, cari stau înaintea Domnului pămîntului.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Ce sont les deux oliviers et les deux chandeliers qui se tiennent devant le Seigneur de la terre.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Ci są dwie oliwy i dwa świeczniki, stojące przed obliczem Pana wszystkiej ziemi.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Dessa vittnen äro de två olivträd och de två ljusstakar som stå inför jordens Herre.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Dette er de to oljetrær og de to lysestaker som står for jordens herre.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Deze twee getuigen zijn de twee olijfbomen en de twee olielampen die voor de Here van de hele aarde staan.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Diese sind die zwei Ölbäume und die Fackeln, stehend vor dem HERRN der Erde.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Disse ere de tvende Olietræer og de tvende Lysestager, som stå for Jordens Herre.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Dua saksi itu adalah dua batang pohon zaitun dan dua buah kaki lampu yang terdapat di depan Tuhan semesta alam
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Ellos son los dos olivos y los dos candeleros que están delante del Dios de la tierra
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Estas são as duas oliveiras e os dois candeeiros que estão diante do Senhor da terra.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Ezek az a két olajfa, és a két gyertyatartó, a melyek a földnek Istene elõtt állanak.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Hai người làm chứng ấy tức là hai cây ô-li-ve và hai chơn đèn đứng trước mặt Chúa của thế gian.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Hai người làm_chứng ấy tức_là hai cây ô - li-ve và hai chơn đèn đứng trước mặt Chúa của thế_gian .
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.이는 이 땅의 주 앞에 섰는 두 감람 나무와 두 촛대니
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Nämä ovat ne kaksi öljypuuta ja ne kaksi lampunjalkaa, jotka seisovat maan Herran edessä.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Questi sono i due olivi e le due lampade che stanno davanti al Signore della terra
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Tiť jsou dvě olivy a dva svícnové, stojící před obličejem Boha Pána vší země.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.To sta oljki dve in svečnika dva, stoječa pred Gospodom zemlje.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Toto sú tie dve olivy a dva svietniky, ktoré stoja pred Bohom, Pánom zeme.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Ουτοι ειναι αι δυο ελαιαι και αι δυο λυχνιαι, αι ισταμεναι ενωπιον του Θεου της γης.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Второто горко премина; ето, иде скоро третото горко.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Се дві оливинї, і два сьвічники, що перед Богом землї стоять.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.Это суть две маслины и два светильника, стоящие пред Богом земли.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.אלה הם שני הזיתים ושתי המנרות העמדים לפני אלהי הארץ׃
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.هذان هما الزيتونتان والمنارتان القائمتان امام رب الارض.
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.他 們 就 是 那 兩 棵 橄 欖 樹 、 兩 個 燈 臺 、 立 在 世 界 之 主 面 前 的
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.他 們就是 那 兩 棵 橄欖樹 、 兩個燈臺 、 立 在 世界 之主 面前 的
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Allora tutto Giuda portò ai magazzini le decime del frumento, del vino e dell'olio
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Alors tout Juda apporta dans les magasins la dîme du blé, du moût et de l`huile.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Atunci tot Iuda a adus în cămări zeciuiala din grîu, din must şi din untdelemn.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.A všecken Juda přinášeli desátky obilé, mstu a oleje nového do skladů.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.A wszystek Juda przynosili dziesięciny zboża, i moszczu, i świeżej oliwy do skarbu.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Az egész Júda pedig meghozá az olajnak, a mustnak és a gabonának tizedét a tárházakba.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Bấy giờ, cả Giu-đa đều đem đến trong kho thuế một phần mười về lúa mì, rượu mới, và dầu.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Bấy_giờ , cả Giu-đa đều đem đến trong kho thuế một phần mười về lúa_mì , rượu mới , và dầu .
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Da brachte ganz Juda den Zehnten vom Getreide, Most und Öl zum Vorrat.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Então todo o Judá trouxe para os celeiros os dízimos dos cereais, do mosto e do azeite.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Ja koko Juuda toi kymmenykset jyvistä, viinistä ja öljystä varastohuoneisiin.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.이에 온 유다가 곡식과 새 포도주와 기름의 십일조를 가져다가 곳간에 들이므로
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Och hela Juda förde fram till förrådshusen sin tionde av säd, vin och olja;
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Og hele Juda førte tienden av kornet, mosten og oljen til forrådskammerne.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Potom donášali, celý Júda, desatinu obilia i vína i oleja do skladov.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Så bragte hele Juda Tienden af Kornet, Mosten og Olien til Forrådskamrene;
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.Tedaj je prinesel ves Juda desetino žita in vina in olja v založne shrambe.
Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı.y todo Judá trajo a los almacenes el diezmo del grano, del vino y del aceite