Ana içeriğe geç
Sözlük

zayi ile cümle

zayi kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
1899–1901'deki tâlihsiz yabancı karşıtı Boxer Ayaklanması, Hanedan'ı daha fazla zayıflaştırdı.Nesrečna protitujska Boksarska vstaja 1899-1901 je dodatno oslabila dinastijo.
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Slaba delovanje imunskega sistema je tudi dejavnik tveganja za bolezen.
Bu yüzden gittikçe zayıflar.Postajal je vse bolj slaboten.
Başka bir deyişle, fetal iyi beslenememe, hayat boyu süren bağışıklık sistemi zayıflığına neden olabilir.Podhranjenost fetusa lahko vodi v doživljenjsko oslabelost imunskega sistema.
Fakat bu sistemin de zayıf tarafları vardı.Ta tank je imel tudi slabosti.
Karaciğer enzimlerinin, hastalığın ciddiyetiyle olan ilişkisi zayıftır.Vrednosti jetrnih encimov slabo korelirajo z resnostjo bolezni.
Bu Brezilya tarihinde en büyük zayiat veren yangın olmuştur.Skupaj z nastalim ognjem je bil to najbolj uničujoč dogodek v celotni zgodovini Bruslja.
Nabız oldukça zayıflar.Pulz je lahko šibak.
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Vdajal se je alkoholu in postajal čedalje bolj ravnodušen.
İlk uçuş zayıf motorlar yüzünden tam bir hayal kırıklığı olmuştur.Letalo je sprva imelo težave zaradi premajhne moči motorjev in prešibke strukture.
Yazarı, kendisini ve hatta zayıflığını kınar.Vzdržali so se odobravanja ali obsojanja osebnosti ter njihovih del.
Bu yüzden zayiat da büyük olmuştur.Zaradi tega je tudi tako temna.
Yaşlı ya da zayıf hastalarda dozun azaltılması önerilir.Nizke koncentracije so našli pri bolnih ali starejših ljudeh.
Ancak zayıf etkileşime dahil olmaz.Ne ohranja pa se pri šibkih interakcijah.
Ferrari pit ekibinin zayıf performansı, sürekli şakalara konu olmaktaydı.Slaba usklajenost Ferrarijeve ekipe za postanke v boksih pa je bila tarča razširjene šale.
Onun zayıflık diğerleri gibi yüzmek olamaz.On ne bode obenimu človeku mogu podoben biti.
Bu grup, turnuvanın en zayıf grubu olarak görülüyordu.Slednje vloge se smatrajo kot najmanj učinkovite v timu.
Fakat bu savaş çok zayiatlı geçmiş ve her iki taraf da 25.000 kadar asker kaybetmiştir.Obe strani sta utrpele hude izgube, saj je vsaka vojska izgubila več kot polovico svojih vojakov.
Sırtının üzerinden genelde zayıf olarak fark edilen koyu bir şerit geçer.Skozi prosojen zadek se pogosto vidni temna vsebina prebavil.
İlçede sosyal yaşam zayıftır.Sanitarni pogoji so na splošno slabi.
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.Z ustavo so se povečala kraljeva pooblastila.
Her analizör tipi kendi güçlü ve zayıf yanlarını barındırır.Take osebe poznajo svoje močne in šibke točke.
Bunun nedeni zayıf etkileşim adlı kuvvettir.To je moje mnenje o slabem vplivu.
İkincil bileşen ise muhtemelen zayıf bir kırmızı cücedir.Rep je kvadrataste oblike, lahko je rahlo rdečkasto obarvan.
Üç olasılık içinde en karmaşık olan yol bu olduğu için, gerçekleşme ihtimali en zayıf olandır.Če uresničimo vse tri ljubezni, bo smrt mogoče manj strašna.
Bağışıklık sisteminde zayıflamaya bağlı olarak semptomatik enfeksiyon oranları, yaşlılarda artış gösterir.Pogostnost simptomatskih okužb zaradi slabljenja imunskega sistema s starostjo narašča.
Zayıf insanlar solunum kas gücünü kalori alımlarını arttırarak arttırabilirler.Ljudje s KOPB in prenizko težo lahko izboljšajo moč svojih dihalnih mišic s povečanim vnosom kalorij.
Zayıf ve aptal, Charr'ın içinde kendine yer bulamaz.Lenart je brez moči in obupan, ker ne more obdržati Maje ob sebi.
Bu tasarım zayıf, sadece birkaç gün sürüyordu.Ta rešitev je bila le začasna in je trajala le nekaj mesecev.
Bu sistemlerin oluşturduğu zayıf rüzgârlar, şehirdeki kirli havanın vadi dışına dağılmamasına sebep olur.Zaradi neprijetnega vonja so v prestolnici prepovedali pse.
Bu kararı bilen Yunan halkının gözünde bu liderliğin zayıflaması ve çaresizliğin bir sarsıntısıydı.Za vse Grke, ki so poznali njegovo odločitev, je pomenila znak obupa in šibkosti, ki si zasluži božjo kazen.
Nepalemin gücü worldstone aracılığı ile her nesil sürmüştür fakat her geçen nesil daha da zayıflamıştır.Preostali ministri poskušajo doseči mir z Mongoli, a je že prepozno za vsako diplomacijo.
Osmanlı yazarları tarafından yazılan ilk romanlar, genellikle oldukça zayıftır.Avatarji v programih za takojšnje sporočanje so običajno zelo majhni.
En güçlü ve yine en zayıf yanı hayattaki en büyük skoru olan eşi Serhan Aksak.To je njena zadnja in najosebnejša žrtev, njen »ključ« do sreče.
Teşhis, zayıf hava akışını kontrol eden akciğer fonksiyon testleri ile anlaşılır.Diagnozo postavimo na osnovi slabega pretoka zraka, ki se meri s testi pljučne funkcije.
Bununla berâber Konfüçyüs ve Konfüçyüsçülük arasındaki ilişki çok zayıftır.Povezava med prehrano in utrujenostjo je torej dobro znana.
Hinayana okulu arzularımızın en zayıf köklerini bile ortadan kaldırmamız gerektiğini vurgular.Hinajanos mokykla pabrėžia, kad turėtumėme išrauti savo troškimų šaknis.
Bu takım, OFC'nin en zayıf takımlarından biridir ve FIFA'nın Gol projesinde yer almaktadır.Yra viena silpniausių OFC rinktinių ir dalyvauja FIFA „Goal“ projekte.
Kuvvet oldukça zayıftır.Jo galios yra palyginti silpnos.
Mamafih Pelepones savaşları tüm Yunan kültürünü zayıflatmıştı ve istilaya açık tutuyordu.Peloponeso karas taip susilpnino visą Graikijos kultūrą, tad ji buvo lengvai užkariaujama.
Depremde Ayasofya'nın kubbesi zayıflamış ve 558 yılında tamamen çökmüştür.Soboro kupolas sugriuvo 558 m. žemės drebėjimo metu ir buvo perstatytas aukštesniu.
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Pradėjo daug gerti, tapo vis labiau ir labiau abejingu.
Ancak Kosigin'in 1965 yılında bir ekonomik reform önerisi sonrasında konumu zayıfladı.1965 metais, lėtėjant ekonominiam augimui, buvo pravesta Kosygino reforma.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Aptinkamas visur, bet negausus.
Bolivya Güney Amerika'nın en zayıf takımlarından biri.Bolivija yra viena skurdžiausių Pietų Amerikos valstybių.
Bu Brezilya tarihinde en büyük zayiat veren yangın olmuştur.Tai didžiausias gaisras Latvijos istorijoje.
Bu sistem tiplerinin her birinin kendi güçlü ve zayıf yanları vardır.Kiekvienas dalinys turi savo stipriąsias ir silpnąsias puses.
Zayıf kuvvet üzerinde çalışmıştır.Tai buvo blogų jėgų įtaka.
Filmin gişe hasılatı zayıf olmuştur.Laimei, žala paveikslui buvo minimali.
Ancak zırhlı hedeflere karşı daha zayıftır.Ji yra tiesiog prastesnė už alternatyvas.
Onun zayıf fareler olduğu.Tai prieraišios katės.
Rusya'da yaşanan fiyasko, Alman prenslerinin Fransa'ya bağlılığının zayıflamasına sebep oldu.Sutriuškinimas Rusijoje atlaisvino prancūzų pančius Vokietijos princams.
Fakat Alman kuvvetlerinin bu bölgede zayıf olduğu kabul ediliyordu.Vokiečių valdžia, tačiau, buvo silpna.
Sadrazam'ın diğer şahsi zayıflıkları da söylentilere konu oldu.Į Tauragę pretenzijas reiškė ir Sapiegos.
Bununla birlikte, ormansızlaşma ve kaçak avlanma nedeniyle zayıf kalmaktadırlar.Pilkosios mazamos arealas nyksta dėl medžioklės ir miškų kirtimo.
Sedatif etki hipnotik etkiden daha zayıftır.Maniakinis sindromas pasitaiko rečiau negu depresinis.
Dubai Metro'nun kırmızı hattının büyük bir kısmı E 11 (Şeyh Zayid Caddesi) üzerindedir.Dubeikio dalis už kelio A11 Šiauliai–Palanga patenka į Salantų regioninį parką.
"Dışarıda kalan, hem güçlü hem de zayıftır.Iš kitos pusės bazės būna stiprios arba silpnos.
Nabız oldukça zayıflar.Plaučių paviršius nelygus.
Zayıf yakınsama 'olasılık içinde yakınsama olarak da bilinmektedir.Tikimybės ir tikėtinumo sąvokos savo prasme labai artimos.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod