Aloe vera hakkındaki bulgular zayıf niteliktedir.Tretmnan aloe verom se nije pokazao učinkovitim.
1920 yılında, Friedman oldu ilk keşfetmek bu varyant zayıf.Friedman je 1920. prvi otkrio slabost ove inačice.
Küçük kan damarları - gözlerdeki gibi - özellikle zayıf kan şekeri (kan glikozu) kontrolüne açıktır.Male krvne žile – kao one u oku – su vrlo osjetljive na lošu kontrolu razine šećera u krvi.
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Oslabljeni imunitet također igra veliku ulogu kao faktor rizika.
Albümün genel teması insanın zayıflığı, başarısızlığı ve enaniyetidir.Cijeli album je napravljen na temu ljudske slabosti, neuspjeha i arogancije.
En büyük zayıf noktası, sürekli aç olmasıdır.Jedan od većih problema je morbidna debljina zbog stalnog osjećaja gladi.
Ancak her ikisi de son derece zayıflamıştır.Kasnije se međutim razočarao u obojici.
Bütün bu bencillikler ve yalanlar rahibin insanlığa olan inancını zayıflatır.Ove varke i laži uzdrmaju svećenikovu vjeru u humanost.
Bağışıklık sisteminde zayıflamaya bağlı olarak semptomatik enfeksiyon oranları, yaşlılarda artış gösterir.Kod starijih se osoba zbog oslabljenog imuniteta bilježi porast simptomatskih infekcija.
Ancak bu bağın aşırı zayıflığı, sistemin aşırı asiditesine katkıda bulunur.Međutim, jačina te veze potječe od ekstremne kiselosti sustava.
Dış savunma zayıflar zayıflamaz kitlesel cephe taarruzu başladı.Kada je vanjska obrana oslabljena, otpočeo je masovni frontalni napad.
Bu vakitte güneş ışınları zayıftır, güneş henüz doğmamıştır ve ufkun altındadır.Ona je ovisna o položaju Sunca, najmanja je za Sunce u zenitu, a najveća za Sunce na obzoru (horizontu).
Saldırdıkları hücrenin zarını zayıflatıp su ve iyonların hücrenin içine difüze olmasını (girmesini) sağlarlar.Njime se vode zahvaćaju, pročišćavaju, dovode do mjesta potrošnje i raspodjeljuju.
Öte yandan Alman 6. Ordusu Stalingrad içindeki çatışmalarda büyük ölçüde zayiat vermişti.Šesta armija je pretrpila velike gubitke tijekom borbi u Staljingradu.
Çocukken zayıftı ve sıklıkla hasta oluyordu ama buna rağmen derslerinde üstün başarı gösteriyordu.Kao dijete često je obolijevao, ali je pokazivao dobar intelektualni kapacitet.
Ancak her zaman İtalya'nın zayıf bir ülke olduğunu hissetmiştir.Malezija se ipak često smatra otočnom državom.
İlk aşı Etkisiz olmasına karşın sonraki hazırlıklar canlı virüsün zayıflatılması şeklinde gerçekleşmiştir.Prvotni oblik cjepiva bio je inaktiviran, no kasniji pripravci su sadržavali živi oslabljeni virus.
Olayların birbirleriyle olan bağlantıları çok zayıftır.Manje je vjerojatno da jedni s drugima imaju malo veze.
Enrico Fermi, 1930'ların ortasında zayıf kuvvet için genel bir formül buldu.Enrico Fermi oblikovao je teoriju slabog međudjelovanja 1932.
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.Ustavom su se povećale kraljeve ovlasti.
Onun zayıflık diğerleri gibi yüzmek olamaz.Priča nije razvijena kao u ostalima.
Her iki taraf da zayiat vermiştir ama ne kadar olduğu bilinmemektedir.Također je izdubio ruku, ali se ne zna iz kojeg razloga.
Bu yüzden zayiat da büyük olmuştur.To uzrokuje i veliko iseljavanje.
İlk uçuş zayıf motorlar yüzünden tam bir hayal kırıklığı olmuştur.Zbog pokretljivosti, prva vozila su bila gusjenična.
Onun zayıflığı yüksek olduğunu.Žena ima visok položaj.
Şehre arkasından savunmasının nispeten daha zayıf olduğu kara kısmından saldırmayı teklif etti.Oko ovog grada se pružao obrambeni zid, od kojeg se očuvao tek manji dio.
Elbette bu komplolara verilen karşılıklar senato ile imparatorun arasındaki ilişkileri zayıflatmıştı.U ovom dvojstvu lijepo je simbolizirana povezanost vladara i senata.
Nabız zayıflar ve hızlanır.Respiratorna i srčana frekvencija su ubrzane.
Bu tanrı ve tanrıçalar mevcudiyeti insanı zayıf, şaşırmış ve perişan yapmaktadırlar.Svaki čovjek i žena jesu opipljiv, blaženi, živi Bog.
Kız kardeşleri gibi Emily'nin sağlığı da evde ve okuldaki zor şartlar sebebiyle zayıflamış, kötüleşmiştir.Tak, ako jej sestry, i Emily mala veľmi krehké zdravie, podlomené drsným životom doma i v škole.
Dünya'nınkiyle kıyasla Ay'ın sadece çok zayıf bir dış manyetik alanı vardır.Oproti Zemi má Mesiac veľmi slabé magnetické pole.
Hamle: Zayıf oyuncu beyaz taşları alır.Biely hráč umiestni jeden biely kameň.
Proxima Centauri göreli olarak zayıf bir yıldız rüzgârına sahiptir.Proxima Centauri vytvára relatívne slabý hviezdny vietor.
NGC 5466 zayıf küresel yıldız kümesidir ve pek çok teleskopla gözlenebilir.NGC 5466 je voľná guľová hviezdokopa, ktorú môžeme pozorovať s väčšinou ďalekohľadov.
Zayıf etkileşim bile CP simetrisini ihlal ama CPT tasarrufu yok.Slabá interakcia porušuje CP symetriu, ale zachováva CPT symetriu.
Çoğu NSAİİ'ler zayıf asidiktirler ve pKa'ları 3-5 aralığındadır.Väčšina nesteroidných antiflogistík sú slabé kyseliny s pKa 3 – 5.
Homojenlik bir zayıflık yaratabilir.Kolónia tak môže vytvárať ohlušujúcu disharmóniu.
Ancak bu tarihten sonra Lehistan gitgide zayıfladı.Po čase sa však od tejto hypotézy upustilo.
Alman keşif kuvvetleri iyice zayıflatılmıştı.Britské pozemné sily tak boli celkom oslabené.
Blover'a karşı zayıflığı vardır.Má totiž slabosť pre Carol.
Ancak bu birliklere özellikle sürgün birliklerine ait B-26 bombardıman uçakları büyük zayiat verdirecektir.Po jednom nálete bombardérov B-26 bola väčšina z nich zničená.
Bu zayıf değişiklik görsel olarak çok zor fark edilir.Zároveň je takáto zmena ťažko pozorovateľná.
Güçlü yasa, zayıfı kapsar.Silní vládnu a slabí slúžia.
İnsan gözünün zayıflığı açıktır.Teda vnútro človeka je krehké.
Beslenme kaynakları zayıftır.Úplne nepostačujúce sú možnosti stravovania.
Bazı zayıf rivayetlere göre Paris'ten sonra Oxford'a da kısa süreliğine geçmiştir.Zo študijných dôvodov strávil dlhší čas aj v Oxforde a Paríži.
Ne olursa olsun, ekonomik ve politik durum dengelenmişti ve aşırıcılığın yükselmesi zayıflamıştı.V tomto období síce vládol mier a bezpečnosť, ale politická situácia sa vyhrocovala.
Standart Model teorisi elektro-manyetiği ve zayıf etkileşimleri birleştirir.Elektroslabá interakcia je fyzikálna teória zjednocujúca elektromagnetickú a slabú interakciu.
Bu yöntem zayıf roketli araçların geleneksel kalkış yöntemidir.Ďalším prístupom sú lacnejšie klasické rakety.
Taburun %71'i zayiata uğradı.Výskyt na Slovensku bol doložený na 71 % územia.
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.Vážnosť cisárskeho majestátu bola naštrbená.
Hutz mali açıdan çok zayıftır ve sağlıksızdır.Hucul má pevné zdravie a je veľmi plodný.
Tankların en zayıf noktası arkalarıdır.Slabinou je najnižší počet herných kôl.
Gökadanın çok parlak bir çekirdeği ve görece olarak zayıf bir diski vardır.Preto ich na oblohe vidíme ako žiariace disky veľmi malých rozmerov.
Bu yıllarda Bizans idaresinin zayıflaması bu bölgede güvenlikten eser bırakmamıştır.Odvtedy riadenie prírody v TANAPe spôsobovalo nemálo problémov.
Pisa 14. yüzyıldan itibaren zayıflamaya başladı.Monštrancia sa začala používať od 14. storočia.
Ancak sıradan Sovyet askeri deneyimsizdi ve bunun sonucunda fazlasıyla zayiat verildi.Väčšina vojakov však nemala nijaké bojové skúsenosti, čo sa ukázalo ako osudné.
Ailesi maddi olarak çok zayıftı ve bütün gün çalışmak zorunda kaldı.Ľudia boli rozdelení do družstiev a celé dni museli drieť na poliach.
Bolivya Güney Amerika'nın en zayıf takımlarından biri.Bolívia je jeden z najchudobnejších štátov Latinskej Ameriky.
Bu takım, OFC'nin en zayıf takımlarından biridir ve FIFA'nın Gol projesinde yer almaktadır.Pozícia v rebríčku je odvodená zo súperovho umiestnenia v najnovšom rebríčku FIFA.