Ana içeriğe geç
Sözlük

zayi ile cümle

zayi kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Yaşlı ve zayıftır.Han er gammel og fattig.
Hitler, gücünün zayıflayacağından korkarak bu teklifi defalarca reddetti.Hitler afviste imidlertid denne idé flere gange, idet han frygtede, at det ville svække hans greb om magten.
Altın Orda Devleti, iç savaş ve hanedan rekabetleriyle ciddi biçimde zayıfladı.Den Gyldne Horde var stærkt svækket af borgerkrig og dynastisk rivalisering.
Ancak her zaman İtalya'nın zayıf bir ülke olduğunu hissetmiştir.Italien fortsatte dog med at være et kongedømme.
Bu savaş Çin ekonomisini ve askeriyesini zayıflatmıştır.Derimod betød perioden en svækkelse af Kinas politiske og militære indflydelse.
Bolivya Güney Amerika'nın en zayıf takımlarından biri.Bolivia er Sydamerikas fattigste land.
Aynı zamanda Sezar'ın orduları gayet büyük zayiat verdiler.Videre blev Cæsars fardeskab trukket i tvivl.
Hutz mali açıdan çok zayıftır ve sağlıksızdır.Laja er meget bugtet og meanderende.
Kral olduğu zaman Edward'ın siyasi iktidar gücü çok zayıftı.Under hans moders regeringstid blev Edward mere eller mindre holdt uden for politisk indflydelse.
Alman keşif kuvvetleri iyice zayıflatılmıştı.Den tyske styrke i luften var blevet betydelig reduceret.
Bu savaş sonucunda Müslüman gücü zayıflamıştı.Med dette nåede den muslimske erobring sit klimaks.
Uygulama alanı tarafından uyarılan manyetik moment alan gücünde doğrusaldır ve göreceli olarak zayıftır.Det magnetiske moment, som fremkaldes af det anvendte felt, har lineær feltstyrke og er ret svagt.
Ekonomi kötüye gitti, açlıklar başladı ve monarşinin gücü zayıfladı.Kuppet mislykkedes, men monarkens magt blev svækket.
Isabelle "Izzy" Sophia Lightwood; güzel, zayıf ve uzun olarak tarif edilen bir Gölgeavcısıdır.Izzy Lightwood (Isabelle Lightwood) er en 16-årig shadowhunter, der bliver beskrevet som høj, tynd og smuk.
Bölgede oluşan güçlü rüzgar makasından dolayı kasırga zayıf kaldı ve daha fazla şiddetli duruma gelmedi.På grund af kraftige regnskyl i denne udendørskamp forblev niveauet ret beskedent.
Zayıf hadislerin standart bir tasnifi yoktur.Historisk set har piger manglet standardiserede tests.
Ancak ahlak bakımdan biraz zayıflık göstermişti.Efterhånden hæmmedes dog hans virkelyst af legemlig svagelighed.
Fırtına gemi zayiatı da doğurmuştu.Desuden blev et dampskib sænket.
Fakat, karşılama zayıfsa, bloke olma ve tekleme gibi çeşitli diğer kusurlarla karşılaşılabilir.Finder vi derimod ikke mening, risikerer vi at blive frustrerede og reagere på forskellig vis.
Bu durum Asur devletinin, bu eyaletler üzerindeki kontrolünü zayıflatmıştı.Dette gjorde, at islændingene mistede magten over deres eget land.
Hakimiyet uğruna mücadeleler ve iç çekişmeler sonucunda devletin kendilerine bağlantıları zayıflamıştı.Indbyrdes og i forhold til frihedskampen er deres situation omsider afklaret.
Bu dikiş kolbastı dikişinden biraz daha zayıftır.Den er endnu svagere end en dobbeltbonde.
Genel olarak Kurosava'nın en zayıf filmi olarak görülür.Kurosawa er måske Japans bedst kendte filmskaber.
Ayrıca ortak en zayıf noktaları kadınlardır.Blandt de mest typiske medlemmer af familien er dyndspringerne.
Bay Ledger büyülü ve gizemli bir şekilde zayıf ve kuvvetli karakterinin derisinin altında yok oluyor.Mr. Ledger forsvinner magisk og mystisk under skinnet av hans magre, senete skikkelse.
Ancak her ikisi de son derece zayıflamıştır.Begge hadde en svak nedgang.
Raşi'ye göre Lea'nın gözleri zayıftı.Rashis kommentar siterer en rabbinsk tolkning av hvordan Leas øyne ble svake.
Şehir surlarına karşı iki büyük saldırı (19 ve 22 Mayıs 1863) ağır zayiat ile püskürtüldü.To store angrep mot festningsverkene den 19. og 22. mai 1863 ble slått tilbake med store tapstall.
Ancak Birleşik Silla iç çekişmeler yüzünden zayıfladı ve Goryeo'ya 935'te teslim oldu.Det fremdeles ustabile Silla ikke hadde noe å stille opp og overgav seg til Goryeo i 935.
En dışardaki kuleler en zayıf olanlarıdır.Områdene i høyfjellet er tynnest befolka.
Birinci Pön Savaşı'nın en belirgin politik sonucu Kartaca'nın deniz gücünün zayıflama çökmesidir.Kanskje var det mest umiddelbare politiske resultatet av krigen Karthagos nedgang som stormakt til sjøs.
Ancak Kosigin'in 1965 yılında bir ekonomik reform önerisi sonrasında konumu zayıfladı.Det er omstridt hvorvidt Kosygins reformer fra og med 1965 hadde noen positiv effekt.
Kütleçekimi, doğanın dört temel etkileşiminin en zayıf yönüdür.Gravitasjonskraften er generelt den svakeste av de fire kreftene i naturen.
Albümün genel teması insanın zayıflığı, başarısızlığı ve enaniyetidir.Temaet som går gjennom hele albumet er menneskets svakhet, feil og arroganse.
Bugün zayıf bir şekilde akan Sihl nehri her zaman böyle sakin değildi.Det er sjelden å se Fedjefjorden så stille som dette.
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.Siden har kongens makt minsket.
Aktifleştiricilere göre daha zayıftır.Fremdriftsmaskineriet er i tillegg svakere.
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Han slet imidlertid med depresjoner, og begynte å røyke og drikke mer og mer.
Zayıf bir iktidarı vardı.Den hadde derimot en svakhet.
Coğrafi yönleri anlamada son derece zayıftır ve kolayca kaybolur.Du er veid på vekten og funnet for lett.
Dizleri zayıftı ve başı titrerdi.Hans knær var svake og gav etter, og hans hode skalv.
E 11 Karayolu Dubai'de Şeyh Zayid Caddesi (Arapça'da: شارع الشيخ زايد).I Dubai er E 11 er kjent som "Sheikh Zayed Road" (på arabisk: شارع الشيخ زايد).
Baskın sonucunda Yunanların zayiatı 30 ölü ve 40 yaralıydı.De amerikanske tapene inkluderte 40 døde og 30 sårede.
"Rahel sevimli ve güzeldi" ve "Lea'nın gözleri zayıftı".Mens «Lea hadde matte øyne» var Rakel «velskapt og vakker».
Abu Dabi'de Makta Köprüsü yakınında başlar ve Dubai'ye ulaştığında Şeyh Zayid Caddesi adını alır.Motorveien starter nærheten Maqta Bridge i Abu Dhabi, og ender i Sheikh Zayed Road i Dubai.
Tayfları zayıf hidrojen hatları ve iyonize metaller ile tanımlandırılır.Spekteret deres er karakterisert av svakere hydrogenlinjer og ioniserte metaller.
Mall of the Emirates, Kasım 2005 tarihinde açılmış olup Şeyh Zayid Yolu'nun üzerinde yer almaktadır.Det ble åpnet i november 2005 og ligger på Sheikh Zayed Road.
"Zayıf ateizm" olarak da bilinir.Også kjent som svak ateisme og sterk ateisme.
Bu değer zayıf kimyasal bağ oluşturur.Dette danner ionebindinger – svake kjemisk bindinger.
Bu tasarım zayıf, sadece birkaç gün sürüyordu.Disse tiltakene hadde liten virkning utover noen timer disse dagene.
Ana madde: Claudius Claudius uzun süre ailenin geri kalanı tarafında zayıf ve aptal biri olarak görülmüştü.Claudius hadde, av sin familie lenge blitt sett på som en svekling og en tåpe.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Lett å frakte med seg, kan spilles overalt.
Şeyh Zayid Caddesi, aralarında Emirates Kuleleri'nin de olduğu birçok gökdelen bulundurmaktadır.På Sheikh Zayed Road ligger de fleste av Dubais skyskrapere, inkludert Emirates Towers.
Her zayıf hayvan, kendinden daha zayıf olanı yok eder.Den klarer å fange dyr som er mye større enn den selv.
Mevzilenmiş olan direnişçiler ilerleyen birliklere zayiat verdirse de ilerleyişi durduramaz.Selv om angriperne klarer å omringe pinnsvinstillingene, fortsetter de å kjempe.
Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler.Det kastet ikke nok av seg, og ble avviklet.
Var olan insan verileri ise zayıf sonuçlar verdi.Hadadi mente at skader var grunnen til det svake resultatet.
Yapılan savaşta Avusturya kuvvetlerinin asker zayiatı 60 bin idi.Totalt antall østerrikske krigsfanger under felttoget var 60 000.
Bunlar yerçekimsel, elektromanyetik, güçlü nükleer ve zayıf nükleer etkileşimlerdir.Det er tyngdekraft, fargekraft, elektromagnetisme og svak kjernekraft.
Newton oldukça zayıf bir çocuktu ve hatta ilk günlerinde hayatta kalacağı beklenmiyordu.Newton ble visstnok født før termin, og det var ikke mange som trodde han ville leve opp.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod