Bugün varlıkları zayıflamış ve insanlar tarafından az yerleşilmiş bölgelere indirgenmiştir.Men det Nizami Aruzi i dag er aller mest kjent for er sitt verk Chahâr maqâle (Fire skrifter).
Bu grup, turnuvanın en zayıf grubu olarak görülüyordu.Dette partiet ble bedømt til turneringens beste.
İlhaka uluslararası tepkiler zayıf kaldı.De øvrige internasjonale reaksjonene var derfor moderate.
Ekonomi kötüye gitti, açlıklar başladı ve monarşinin gücü zayıfladı.Kuppet mislyktes men monarkens makt ble svekket.
Bu nedenle kovan zayıflar.De er derfor ganske flate.
Nihayet, Pioneer 10'dan çok zayıf sinyal alındı.Planlagte nærbilder fra Pioneer 10 gikk tapt under det høye strålingsnivået.
PVC ve ABS gibi bazı malzemeler çok soğudunda zayıf ve kırılgan olabilirler.Beberapa bahan, seperti PVC dan ABS, bisa menjadi rapuh dan lemah ketika sangat dingin.
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Fungsi kekebalan yang rendah juga menjadi faktor risiko penyakit tersebut.
Napolyon'un itibarı ağır biçimde zedelendi, Avrupa'daki Fransız hegemonyası ciddi ölçüde zayıfladı.Reputasi Napoleon hancur seketika, dan hegemoni Prancis di Eropa melemah secara drastis.
Ancak rupiah zayıf kaldı ve Başkan Suharto Mayıs 1998'de istifa etmek zorunda kaldı.Nilai tukar rupiah tetap lemah, namun, dan Presiden Soeharto terpaksa mengundurkan diri pada Mei 1998.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Ia dapat menginap di mana-mana.
Çıkarmadan önce devrim zayıftı.Sebelum invasi, revolusi masih goyah.
Bu bölge etki zayıflamasının en az olduğu bölgedir ve en uzun mesafeye ulaşmayı başarır.Daerah ini memiliki kerugian pelemahan terendah dan mencapai rentang terpanjang.
Buna rağmen iki taraf da büyük zayiat verdiler.Kekagumannya kepada keduanya itu ama besar.
Kütleçekimi, doğanın dört temel etkileşiminin en zayıf yönüdür.Gaya nuklir lemah adalah salah satu dari empat gaya dasar di alam.
Akabinde Hürremiler harekatı da zayıflayarak dağıldı.Sesudah dikalahkan, kekuatannya pun menurun drastis.
Bu son püskürme hiçbir insan ve madde zayiatına neden olmamıştır.Letusan terakhir tidak memakan korban jiwa maupun benda.
Ardından karşısına çıkan Mizukage ve Tsuchikage, Susano'o dan dolayı zayıf düşmüş Sasuke'yi yenmişlerdir).Mempunyai lembaga-lembaga yang diakomodir oleh perda yaitu: BPD yang diketuai oleh Sukar,ST.
Süveyş Krizi, Britanya'nın Orta Doğu'daki gücünü zayıflatsa da tamamen yok etmedi.Krisis Suez memang menyebabkan kekuatan Inggris di Timur Tengah melemah, namun imperiumnya tidak runtuh.
Suni olarak meydana getirilen bağışıklıkta, kişiye zayıflatılmış, ölü mikroplar veya mikrop maddeleri verilir.Misalnya untuk mengobati orang gila, atau yang diserang oleh begu (setan), atau jenis – jenis hantu lainnya.
Britanya'nın imalat endüstrileri zayıflıyordu ve sendikalar küçülüyordu.Industri manufaktur Inggris yang memudar dan serikat-serikat menyusut.
Sık sık çıkan iç savaşlar merkezi otoriteyi oldukça zayıflattı.Berbagai perang saudara yang kerap kali terjadi menggoyahkan kekuasaan sentral.
Bu arada bataryalar zayıflıyordu.Akhirnya baterai Baling-baling Bambunya melemah.
"İşte Suriye'nin zayiatı"."Konsultasi Syariah Islam".
E 11 Karayolu Dubai'de Şeyh Zayid Caddesi (Arapça'da: شارع الشيخ زايد).Di Dubai, E 11 dikenal sebagai "Jalan Sheikh Zayed" (Bahasa Arab: شارع الشيخ زايد).
Bolivya Güney Amerika'nın en zayıf takımlarından biri.Bolivia adalah salah satu negara yang kurang berkembang di Amerika Selatan.
Kitâbu Duafâü's-Sagîr: Zayıf ravilerin hallerinden bahseder.Karena itulah, Buya Hamka menyebut bahwa sifat rendah hati itu memiliki istilah lain, yakni tahu diri.
Başka bir deyişle, fetal iyi beslenememe, hayat boyu süren bağışıklık sistemi zayıflığına neden olabilir.Demikian juga, kekurangan gizi pada janin dapat menyebabkan kerusakan sistem kekebalan seumur hidup.
G11'in en zayıf yönü, kovanı olmayan bir mermi kullanmasıdır.Misalnya senapan serbu canggih G11 yang tidak diteruskan.
Yazarı, kendisini ve hatta zayıflığını kınar.Dia menghukum siapapun yang lalai terhadapnya dan yang menunjukkan kelemahan.
Coğrafi yönleri anlamada son derece zayıftır ve kolayca kaybolur.Zoro sangatlah lemah dalam memahami arah geografikal dan sangatlah mudah tersesat.
Var olan insan verileri ise zayıf sonuçlar verdi.Namun dari segala efek positif yang diterima oleh manusia terdapat pula berbagai efek negative.
Kuark dönem boyunca, elektrozayıf kuvvet elektromanyetik ve zayıf kuvvetten ayrılır.Selama masa kuark, kekuatan elektolemah terbagi menjadi elektromagnetik dan gaya nuklir lemah.
Bu zayıf bir rivayettir.Ada acara wedak ripih.
Abatis'in önemli bir zayıflığı, yakılarak kolaylıkla ortadan kaldırılabilmesidir.Kelemahan penting dari abatis, dibanding kawat berduri, adalah dapat dihacurkan dengan api.
Dört Halife birkaç yıl içinde İspanya'da ve daha sonra Girit Adası'nda zayıflatılacaktı.Serial ini kembali 4 tahun kemudian, sekarang diset di pulau.
Doku perfüzyonu zayıf olanlara, izotonik kristaloid solüsyon kapsülleri verilmelidir.Pada penderita dengan perfusi jaringan yang buruk, harus diberikan bolus larutan kristaloid isotonik.
Bu karar partinin devlet ve Sovyet halkı üzerindeki egemenliğini zayıflattı.Kebijakan ini melemahkan partai dan hegemoninya atas Uni Soviet dan rakyanya.
"Dışarıda kalan, hem güçlü hem de zayıftır."Orang luar, memiliki kekuatan maupun kelemahan.
Çoğu, stres nedeniyle zayıflar ve yolculuğun sonunda hastalanır.Ia mengalami depresi dan akhirnya jatuh sakit.
Dağın içine gizlice girdikten sonra Bilbo, Smaug ile konuşur ve onun göğsündeki zayıf noktayı keşfeder.Mereka akhirnya menemukan pintu tersembunyi ke gunung dan Bilbo masuk dan bertemu naga Smaug.
Bu sebeple zayıf hadislerin derecelendirmesi ve taksimi yapılmıştır.Tim yang terlambat diperbolehkan menggunakan taxi.
Daha sonra yeniden iskan ediliş zayıf fakat kesintisiz olarak günümüze değin sürmüştür.Kemudian diselimuti lagi sampai merasakan tidak kedinginan lagi.
Güçlü firmalarar zayıfları yokeder.Mereka memikat orang-orang yang lemah.
Deri sodyum bikarbonat ile zayıf alkali hale getirilir.Sebuah versi telah disesuaikan untuk membuat makanan dengan rendah karbohidrat.
Sudaki çözeltisi zayıf asittir.Tampak bahwa air terionisasi lemah.
Bir alternatif veya ek yorum Karl'ın krallığındaki zayıflığa dayanır.Sebuah interpretasi atau tambahan didasarkan pada inisial Karl yang kekurangan Monarki.
Bu sebepten Uşak Cephesi zayıflamıştı.Konsekuensinya posisi pengemudi menjadi lebih rebah.
Zayıf ve az derine giden bir kök sistemi vardır.Tanaman memiliki sistem akar serabut dan dangkal.
Onun zayıflığı yüksek olduğunu.Sisi kebaikan hatinya tinggi.
Serena van der Woodsen zayıf, güzel, ve "mükemmel" olarak anlatılır.Serena van der Woodsen được miêu tả có vóc dáng thon gọn, đẹp một cách thoát tục, "hoàn hảo".
Ailesi maddi olarak çok zayıftı ve bütün gün çalışmak zorunda kaldı.Gia đình bà rất nghèo và bà phải làm việc cật lực suốt cả ngày.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Cậu có thể ngủ khắp mọi nơi, nhất là ở ngoài.
Fakat bu sistemin de zayıf tarafları vardı.Tuy nhiên, hệ thống này cũng có những điểm yếu.
Mamafih Pelepones savaşları tüm Yunan kültürünü zayıflatmıştı ve istilaya açık tutuyordu.Chiến tranh Peloponnesus đã làm suy yếu toàn bộ nền văn hóa Hy Lạp và mở đường cho các cuộc xâm lược.
Napolyon'un itibarı ağır biçimde zedelendi, Avrupa'daki Fransız hegemonyası ciddi ölçüde zayıfladı.Danh tiếng của Napoleon bị rung chuyển nặng nề và quyền bá chủ của Pháp ở châu Âu đã suy yếu đáng kể.
Ancak Kosigin'in 1965 yılında bir ekonomik reform önerisi sonrasında konumu zayıfladı.Tuy nhiên, vị trí của Kosygin đã yếu đi khi ông đề xuất cải cách kinh tế vào năm 1965.
(Nispeten zayıf gelgit gerilmeler hariç).Bát thức quy củ tụng (八識規矩頌).
E 11 Karayolu Dubai'de Şeyh Zayid Caddesi (Arapça'da: شارع الشيخ زايد).Tại Dubai, E 11 được gọi là Đường Sheikh Zayed (bằng tiếng Ả Rập: شارع الشيخ زايد).
Bolivya Güney Amerika'nın en zayıf takımlarından biri.Bolivia là một trong những nước kém phát triển nhất Nam Mỹ.