Bir sanzatu zayıftır (12 - 14 puan).Bőtermő fajta.(12-14 t/ha).
Grand Theft Auto III’te aile epeyce zayıf düşer.A Grand Theft Auto IV-ben bemutatkozó városban több New York-i épület mása is fellelhető.
Standart Model teorisi elektro-manyetiği ve zayıf etkileşimleri birleştirir.A standard modell az elektrodinamikát egyesítette a gyenge kölcsönhatás és az erős kölcsönhatás elméletével.
Çıkarmadan önce devrim zayıftı.A forradalom kitörése előtt gyártulajdonos volt.
Hastalık genellikle direnci zayıf orta yaşlı veya yaşlı kişileri etkiler.A betegség általában középkorú vagy idős embereknél alakul ki.
Grip aşısı zayıflamış bağışıklık sistemi olanlar için daha güvenlidir.A gyógyhatás az immunrendszer zavartalanabb működésének is köszönhető.
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.A király hatalmát azonban az alkotmány jelentősen megnyirbálta.
Mayıs ve haziran aylarında çekilen fotoğraflarında Newman oldukça zayıflamış görünüyordu.A májusi és júniusi számadatok azt mutatták, hogy korántsem.
Biri zayıf düşerse bu öbürünü de etkiler.Ha az egyik félelmet vált ki, akkor a másik is azt fog.
Elektrostatik zayıflatıcılar da vardır.A fékek elektromágneses sínfékek.
Bu durum Sümerleri harici düşmanlara karşı zayıf bıraktı.Ez természetesen előnnyel járt a már kifáradt ellenféllel szemben.
Bu muharebede Avusturya zayiatının 60 bin kadar olduğu (Uzunçarsılı s.278 tarafından) bildirilmektedir.Neki köszönhető az itt feltárt 8000 éves (Kr. e.
Sonuç olarak, zayıf ve elektromanyetik kuvvetlerin gücünün, esas olarak eşit düzeyde olduğu sonucuna varıldı.Így felteszi, hogy a tehetetlen és a gravitációs tömeg alapvetően ugyanaz a dolog.
Blover'a karşı zayıflığı vardır.Bloomra ismerősei vallanak.
M.Ö. 370 dolaylarında İran'da merkezi otorite iyice zayıflamıştı.318-ban a helyi tisztviselők jogkörét jelentősen csökkentették.
Nabız oldukça zayıflar.Tüdőgyulladás gyötri.
Nakarat Ormanın kalbinde okyanusun kıyıları Zayıflık ve nefret olmadan dikkatli kalın!Kuoro Valtameren rannoilta sademetsän sydämeen pysykäämme valppaina, vailla heikkoutta ja vailla vihaa!
Ancak her ikisi de son derece zayıflamıştır.Kumpikin pettyi suuresti.
Öte yandan, Beyazın avantajı, hızlı oyunlar ile zayıf oyuncular arasındaki oyunlarda daha azdır.Tilastojen mukaan valkean voittoprosentti on hieman pienempi pikapeleissä ja heikkojen pelaajien välillä.
W parçacığının adı, zayıf nükleer kuvvetten (İngilizce: weak nuclear force) gelir.W-hiukkanen on saanut nimen heikosta ydinvoimasta (weak).
Oyunda 2 takım mevcuttur, insanlar ve uzaylılar, iki takımın da farklı güçlü ve zayıf yanları vardır.Pelissä on kaksi joukkuetta, ihmiset ja alienit, joista kummallakin on omat hyöty- ja haittapuolensa.
Birçok zayıflama diyeti de demir açısından zayıftır.Se on vähärasvainen, ja siinä on paljon rautaa.
Lübnan'ın zayıf merkezî hükümeti sayesinde FKÖ hemen hemen bağımsız bir devlet gibi hareket edebiliyordu.Heikon keskushallituksen vuoksi PLO toimi lähes kuin itsenäinen valtio.
Ancak ahlak bakımdan biraz zayıflık göstermişti.Roiha kuitenkin osoittautui moraaliltaan heikoksi.
Bu ispat zayıf büyük sayılar yasasını ispat etmek için kullanılan yönteme çok benzemektedir.Todistus on samantapainen kuin heikon suurten lukujen lain.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Se on kaikkialla esiintymisessään paikoittainen.
En büyük zayıf noktası, sürekli aç olmasıdır.Suuri-suu, jätti joka on aina nälkäinen.
Bir sanzatu zayıftır (12 - 14 puan).Brommassa on vain yksi kiitotie (12/30).
İlhaka uluslararası tepkiler zayıf kaldı.Liettuan kansainvälinen tuki jäi heikoksi.
1929'da başlayan ekonomik bunalım sonucu iktidarı daha da zayıfladı ve 1930'da bir askeri darbeyle devrildi.Vuoden 1929 talouslama heikensi hänen valtaansa, ja presidenttikausi päättyi sotilasvallankaappaukseen 1930.
Dragaş'ta ekonomik durum, çok zayıftır ve işsizlik yüksek bir orandadır.Paluumuuttajien taloudellinen asema on heikko ja työttömyys korkea.
Her zaman daha zayıfını rastlamadım ki..En ole koskaan ... ollut näin epätietoinen...
Ancak, seçim zayıf olduğunda yanlı mutasyonlar fonksiyon kaybına rağmen evrimi etkileyebilirler.Silloin kuitenkin kun valinta on heikkoa, taipumus funktion menetykseen voi vaikuttaa evoluutioon.
Hastalar iyice zayıfladıklarından sık sık enfeksiyon hastalıklarına yakalanırlar.Potilaat esimerkiksi kärsivät usein vakavista infektioista ja laihtuvat.
Bu değer zayıf kimyasal bağ oluşturur.Näissä yhdisteissä on heikkoja kemiallisia sidoksia.
Köyün ekonomisi zayıftır.Piirin taloudellinen tilanne on heikko.
Sırtının üzerinden genelde zayıf olarak fark edilen koyu bir şerit geçer.Selkäevässä on usein tumma täplä.
Muharebeye sürülen hava gücü esasen zayıflamıştı.Nostavan ilmavirtauksen on täytynyt olla hyvin voimakas.
Görme duyusu zayıf da olsa koku ve tat duygusu çok gelişmiştir.Sen näköaisti on heikko, mutta kuulo- ja hajuaistit ovat hyvin kehittyneet.
Ancak her zaman İtalya'nın zayıf bir ülke olduğunu hissetmiştir.Unkari puolestaan oli tajunnut Italian olevan poika.
Ayrıca ülkesi de veba salgınından dolayı zayıf düşmüştü.Hänen kuntonsa oli heikko myös malarian vuoksi.
Binalarda yapısal hasar verebilir ve zayıf duvarlar yıkılabilir.Maahan voi tulla isoja kuoppia, ja talojen seinät voivat kaatua.
Fakat bu sistemin de zayıf tarafları vardı.Järjestelmällä oli tosin huonompikin puolensa.
Köylü cahil ve zayıftır.Poikanen on alaston ja sokea.
Güçlü firmalarar zayıfları yokeder.Virkamiehet sortivat heikkoja.
Ancak her iki taarruzda zayiat verilerek püskürtüldü.Hänet syrjäytettiin kummallakin kerralla vallankaappauksella.
Onun zayıflık diğerleri gibi yüzmek olamaz.Ne eivät ole yhtä uskollisia pesimäpaikalleen kuin muut merilinnut.
Filmin gişe hasılatı zayıf olmuştur.Elokuvan yleisömenestys jäi heikoksi.
Bu yüzden Venedik savunması zayıftı.GLA:n puolustus on heikko.
Bu arada bataryalar zayıflıyordu.Samalla vuorovälejä tihennettiin.
Bu nedenle Katarî döneminde Haricîler gitgide zayıfladı.Hänen mielestään lauseiden väliset suhteet heikkenivät lyhennysprosessin aikana.
Pisa 14. yüzyıldan itibaren zayıflamaya başladı.Baekje alkoi heikentyä 400-luvulta lähtien.
Çıkarmadan önce devrim zayıftı.Sen jälkeen vallankumous alkoi laantua.
Bizzat İslam Peygamberinin tüccar olması bu iddianın zayıf noktasıdır.Islamissa myös profeetta Muhammadin solvaaminen on jumalanpilkkaa.
Haçlı ordusu çok büyük zayiat verip büyük yenilgiye uğradı.Toinen ristiretki sinänsä oli suuri pettymys ja tappio.
Nabız zayıflar ve hızlanır.Verenpaine nousee ja pulssi kiihtyy.
İlâveten vokatif cümle parçalarında sıfatlar daima zayıfça dekline edilir.Pehmiksessä sääntötulkinnoista voi aina valittaa.
Bu bölgenin seçilmesinin sebebi İngilizler'in Irak'taki en zayıf bölgesinin burası olmasıdır.Tässä saattaa olla yksi syy siihen, miksi anglikaanit halusivat tuon alueen itselleen.
İngilizcesi çok zayıftı, repliklerini fonetik olarak söylüyordu.Jurado puhui vain vähän englantia, joten hän luki vuorosanansa foneettisesti.
Bu Brezilya tarihinde en büyük zayiat veren yangın olmuştur.Tätä paloa pidetään Kalifornian historian tuhoisimpana metsäpalona.