Ana içeriğe geç
Sözlük

zayi ile cümle

zayi kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Bu, Büro'nun zayıf noktasıdır ve bu görüşmelerden bîhaberdir.Există un oarecare idilism în tratarea acestor subiecte, ceea ce reprezintă mici scăderi ale operei sale.
Toprak genellikle zayıftır.Zborul este, în general, slab.
Bu düelloda Gil-Galad ve Elendil ölmüş, Sauron ise zayıf düşmüştür.Gil-galad și Elendil au fost uciși de către Sauron, dar și corpul acestuia era slăbit.
NGC 5466 zayıf küresel yıldız kümesidir ve pek çok teleskopla gözlenebilir.NGC 5466 este un roi globular deschis ce poate fi observat prin ocularele celor mai multe telescoape.
W ve Z bozonları zayıf çekirdek kuvvetinin ortamını yaratır.Împreună cu bosonii W, bosonii Z sunt responsabili de interacțiunea nucleară slabă.
Moğollar tepeyi savunmak için büyük zayiat vermek zorunda kaldılar.Erau cruciale pentru apărarea acoperișului.
Genç kayınlar yarı gölge olan yerleri tercih eder ve bol güneşli yerlerde zayıf olarak gelişirler.Hipopotamilor le plac apele puțin adânci în care pot dormi scufundați doar pe jumătate.
Bazı üreticiler bu zayıf noktaları aşmaya çalışmışlardır.Unele tipuri de bastioane încercau să minimizeze aceste probleme.
Etki zayıflaması, dijital sinyallerin uzun mesafeler boyunca iletimini sınırlandıran önemli bir faktördür.Atenuarea este un factor important de limitare a transmisiei unui semnal pe distanțe mari.
Zayıf asitler ise suda çok az çözünürler.Ele sunt capabile să supraviețuiască cu foarte puțină apă.
Sonunda Charles fiziksel zayıflıklarına galip geldi.În cele din urmă, Charles i-a invins pe frizoni.
Gözleri çok zayıf görür ve etraftaki bayanları sürekli taciz eder.Ochii lui sunt atât de restrânși încât sunt închiși tot timpul.
Ancak ilk sezonun sonlarında, House'un zayıf yönleri izleyiciye gözükür.Din păcate în primul sezon ea nu vede sentimentele lui Dan Chivu pentru ea.
Rusya'da yaşanan fiyasko, Alman prenslerinin Fransa'ya bağlılığının zayıflamasına sebep oldu.Dezastrul din Rusia a slăbit controlul francez asupra principilor germani.
Bizanslılar kısa bir süre için zayıf bir direnç gösterdi ve ardından bozguna uğradı.Bizantinii atacau scurt, în momente propice, după care se retrǎgeau.
Mera arazileri zayıf vasıflı olup, tarla açmaları nedeniyle azalmaktadır.Sunt vânați pentru blană și arealul lor se micșorează datorită defrișării.
Sonraları, Lordlar Kamarasının parlamentodaki gücü zayıfladı.Regele a folosit relativ des puterea sa de dizolvare a camerelor Parlamentului.
Bu rapora göre 130.000 Türk katledilmiş, çok önemli miktarda mal ve eşya zayiatı verilmişti.Se spune că ar fi tras în țeapă peste 100.000 de turci, probabil un număr exagerat.
Takım lige zayıf bir kadroyla katıldı.Chiar și echipajul a urmat o cură de slăbire.
Bu gösterge uygulamasındaki zayıflık iki sebeplidir.Slăbiciunea acestei scheme de indicator venea din două surse.
"Dışarıda kalan, hem güçlü hem de zayıftır.Ei sunt deși, inegali, foarte fragili și decurenți.
Onun zayıflık diğerleri gibi yüzmek olamaz.Ei nu practică același mosh ca ceilalți.
2000'li yılların başında endüstri altyapısı teknolojik yetersizlikten dolayı çok zayıflamıştı.10 ani mai târziu, noua infrastructură se deteriorase puternic din cauza lucrărilor de slabă calitate.
Muharebeye sürülen hava gücü esasen zayıflamıştı.Acoperirea monedei garantate în aur a scăzut puternic.
Döneminde yaşayanlar, onu zayıf bünyeli ve eğitimsiz olduğunu belirtirler.Observatorii l-au descris cu această ocazie ca fiind bolnav și foarte slăbit.
Ne kadar zayıf olmak istiyorsun?Cât de slab vrei să fii?
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.A gyenge immunfunkció is a betegség egyik rizikófaktora.
Güçlü firmalarar zayıfları yokeder.A legerősebb ivadékok felfalják a gyengébbeket.
Ailesi maddi olarak çok zayıftı ve bütün gün çalışmak zorunda kaldı.Mentálisan erősnek kell lenned és minden nap keményen kell dolgoznod."
Kız kardeşleri gibi Emily'nin sağlığı da evde ve okuldaki zor şartlar sebebiyle zayıflamış, kötüleşmiştir.Mint a nővérei, ő is elég sokat betegeskedett a sanyarú otthoni és iskolai viszonyok miatt.
Bu zayıf etkileşim boyunca elektron nötrinoları elektronlar gibi davranırlar anlamına geliyor.Ez azt jelenti, hogy a gyenge kölcsönhatásokban az elektron-neutrinó ugyanúgy viselkedik, mint az elektron.
Depremde Ayasofya'nın kubbesi zayıflamış ve 558 yılında tamamen çökmüştür.A Hagia Szophia székesegyház kupolája veszélyesen meggyengült, és 558 májusában végül össze is omlott.
Ancak bu savaşlar sadece Atina'yı değil tüm Yunanistan kent devletlerini önemli ölçüde zayıflatmıştır.Azonban nem csak Athén szenvedett veszteségeket, teljes Görögország jelentősen meggyengült a háborúban.
Karaciğer enzimlerinin, hastalığın ciddiyetiyle olan ilişkisi zayıftır.A májenzimek és a betegség súlyossága közötti kapcsolat gyenge.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Mindenre rá lehet venni, és mindenhol ott van.
Bu gösterge uygulamasındaki zayıflık iki sebeplidir.Az indikátor eljárás gyengesége két tényezőre vezethető vissza.
Güçlü yasa, zayıfı kapsar.Az erős törvényből következik a gyenge törvény.
Yapılan savaşta Avusturya kuvvetlerinin asker zayiatı 60 bin idi.A háború során körülbelül 60 000 ausztrál teljesített szolgálatot.
Almanya Türklerinin nüfuslarına rağmen eğitim alanında oldukça zayıf oldukları söylenebilir.Így azt mondhatjuk, hogy a község kis mérete ellenére infrastrukturálisan eléggé fejlett.
Aloe vera hakkındaki bulgular zayıf niteliktedir.Néhány boltívet pedig aloe vera motívumok díszítenek.
Bu yasa, atmosfer içinde giden güneş veya yıldız ışınımının zayıflamasının betimlemekte de uygulanır.A törvény alkalmazható a Napból vagy csillagokból érkező sugárzás légkörben történő gyengülésének leírására.
Aynı zamanda Sezar'ın orduları gayet büyük zayiat verdiler.Ám Caesar katonái itt is rátaláltak.
Çocukken zayıftı ve sıklıkla hasta oluyordu ama buna rağmen derslerinde üstün başarı gösteriyordu.Bár jó körülmények között nevelkedett, sokat betegeskedett gyerekkorában, ennek ellenére jó tanuló volt.
Bu iki deniz muharebesini de Fransızlar büyük zayiat vererek kaybettiler.Érdekesség, hogy mindketten a franciák ellen veszítették el ezeket az Eb-döntőket.
Kurumaya dirençlilikleri zayıftır.Ellenálló képességük gyenge.
Ama yese de zayıf kalır.Szalmája is gyengébb.
Bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda etkin hale geçer.Súlytalan körülmények között az emberi test izmai elkezdenek gyengülni.
Homojenlik bir zayıflık yaratabilir.Ezáltal az oksági homályosság másolhatósági korlát lehet.
Güneşten yanmış ve zayıflamıştı.Kigyulladt és elsüllyedt.
Onun zayıflığı yüksek olduğunu.Ő nagyságának mélt.
G11'in en zayıf yönü, kovanı olmayan bir mermi kullanmasıdır.A fő különbség az, hogy az RG–6 hüvely nélküli lőszert használ.
Bu biçimlerden biri "zayıf" yasa, diğeri de "güçlü" yasa olarak adlandırılır.Ezeket az igéket más néven erős igéknek is nevezzük, a gyenge (szabályos) igékkel szemben.
"İşte Suriye'nin zayiatı".Biztosan a Szíriusz az.”'
Sadece trityum zayıf bir radyoaktivite gösterir.Az ásvány gyenge radioaktivitást mutat.
MATLAB zayıf ve dinamik tipli bir programlama dilidir.A Progress ABL egy erősen típusos, késői kötésű angol-szerű programozási nyelv.
Tankları zayıf fakat hızlıdır.A dretchek gyorsak, de gyengék.
1588 yılına kadar İngiltere bu ülkelere göre çok daha zayıf bir ülkeydi.1910-ben 1588, túlnyomórészt szlovák lakosa volt.
Elbette bu komplolara verilen karşılıklar senato ile imparatorun arasındaki ilişkileri zayıflatmıştı.A rendezetlen trónöröklés miatt a viszony ekkor a császár és Soa királya között megromlott.
Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak.A világos alapsor gyengeségének kihasználása.
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Ekkor kezdett elmagányosodni, és egyre zárkózottabb lett.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod