Ana içeriğe geç
Sözlük

zayi ile cümle

zayi kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Ancak Fitnat bunu kendisi için uygun görmez, sürekli zayıflar, hastalanır.Non farà loro alcun male e ti sarà utile” (L'Ascesa dell'Ombra, Cap.
Süveyş Krizi, Britanya'nın Orta Doğu'daki gücünü zayıflatsa da tamamen yok etmedi.Nonostante che la crisi di Suez avesse indebolito il potere britannico in Medio Oriente, esso non cadde.
Broşürler ve halk oylamaları ile "Escher Sistemi"ne karşı mücadele edip, politik etkisini zayıflattılar.Con pamphlet e assemblee popolari si lottò contro il «sistema Escher», indebolendone infine l'influsso.
Ailesi maddi olarak çok zayıftı ve bütün gün çalışmak zorunda kaldı.La famiglia era molto povera e la ragazza era costretta a lavorare ogni giorno.
Seleukoslar, zayıflamaktaymış gibi gözüküyorlardı.Le due donne notarono che sembrava nervoso.
Yaşlı ya da zayıf hastalarda dozun azaltılması önerilir.Negli anziani e nei pazienti debilitati i dosaggi devono essere ridotti.
Ana madde: Claudius Claudius uzun süre ailenin geri kalanı tarafında zayıf ve aptal biri olarak görülmüştü.Claudio era stato a lungo considerato un debole ed un pazzo dal resto della famiglia.
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Un sistema immunitario scarsamente efficiente è inoltre un fattore di rischio per la malattia.
Bu türe de var olma olasılığı çok zayıf olduğundan pek ilgi gösterilmemektedir.Non è da stupirsi che questa porta sia stretta, quanto invece che esista.
Bir anlamda Savaş Zayiatı'nın tam tersidir.In un certo senso è la guerra definitiva.
Aşılar viral proteinleri ya da zayıflatılmış veya öldürülmüş virüsleri (antijenler) içerebilir.I vaccini possono essere costituiti da virus vivi, attenuati o morti, o da proteine virali (antigeni).
Bu Brezilya tarihinde en büyük zayiat veren yangın olmuştur.L'evento è considerato il più grande disastro ambientale nella storia del Brasile.
Bu zayıf bir rivayettir.Porta una corona ridicola.
Üç olasılık içinde en karmaşık olan yol bu olduğu için, gerçekleşme ihtimali en zayıf olandır.Nel tremendo confronto a tre, ad avere la peggio è proprio Vathek.
Cooper bağlanmanın zayıflığının önemi olmayan çekici potansiyelin varlığında olduğunu göstermiştir.Cooper ha mostrato che tale legame avviene in presenza di un potenziale attrattivo, anche se molto debole.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.A ogni piè sospinto Dappertutto, in ogni dove.
Fakat Alman kuvvetlerinin bu bölgede zayıf olduğu kabul ediliyordu.Inoltre le forze tedesche presenti nella regione furono fortemente sottostimate.
Örneğin güçlü oyuncu 2 dakika süreyle oyuna başlarken zayıf oyuncu 5 dakika süreyle başlayabilir.Ad esempio, il giocatore più forte ha due minuti per partita, mentre quello più debole ne ha cinque.
İki hamle: Zayıf oyuncu beyaz taşları alır ve oyuna başlarken art arda iki hamle yapar.Due mosse: il giocatore più debole gioca con il bianco e fa due mosse di seguito all'inizio del gioco.
"'Atasagun çok zayıf ve kapasitesizdi...'".Mai sentita così desiderosa e spinta».
Zayiatın nedeni, yapılan taktiksel hatalardır.Il bombardamento si rivelò un tragico errore di tattica militare.
Blood minotaur; daha küçük ve zayıf minotaurlardır fakat normal minotaurlara göre daha çılgındırlar.Minotauro feroce: un minotauro con un grande martello, è un po' più forte in tutto del minotauro normale.
Ancak vücudu zayıf ve genellikle hasta olduğu için çoğu zaman babası ile çalışamamıştır.Non gode di buona salute, infatti è spesso malato.
Politik zayıflığı, III. Nikiforos'un imparator olmasına neden olmuştur.Tuttavia, il sacrificio di Nicea venne quindi fatto, perché Niceforo III potesse diventare imperatore.
Besine ortak olması ise üzerinde yaşadığı canlının zayıf düşmesine ve hastalanmasına neden olur.Perseguitata per la sua fede sopporta con coraggio la prigionia e la malattia che la colpisce.
Zayıf asitler ise suda çok az çözünürler.La sostanza è scarsamente solubile in acqua.
Etki zayıflaması, dijital sinyallerin uzun mesafeler boyunca iletimini sınırlandıran önemli bir faktördür.L'attenuazione è un importante fattore che limita la trasmissione di un segnale su lunghe distanze.
Zardinidis’in ailesi bu birlikteliği onaylamadı, Roza’nn zayıf bir ahlâka sahip olduğunu düşünüyorlardı.La famiglia di Zardinidis non approvava l'accoppiamento, considerando la ragazza di pochi principi morali.
Her zaman daha zayıfını rastlamadım ki..Raramente ho visto qualcosa di più bello.
Gözleri çok zayıf görür ve etraftaki bayanları sürekli taciz eder.È debole di carattere e si sente sempre lasciata indietro dalle compagne.
Güçlü firmalarar zayıfları yokeder.Alle implicature deboli si contrappongono le implicature forti.
Bu muharebede Ostrogotlar 6.000'den daha çok sayıda ölü zayiat vermişlerdir.Gli ostrogoti subirono un totale di 6000 vittime.
Onun zayıflığı yüksek olduğunu.La sua stabilità è molto alta.
Bu oldukça zayıf bir tasarımdı.Il motivo era stato un risvegliato piuttosto debole.
Kuvvet oldukça zayıftır.Ma tale forza è debole.
Denizaltının kötü ve zayıf durumuna rağmen son iki torpido da ateşlenerek gemi batırıldı.Sebbene mancati dal fuoco contraereo della nave, entrambi deviarono dalla loro rotta.
Beslenme kaynakları zayıftır.Cause : carenze alimentari.
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Beveva sempre più pesantemente e iniziò a fumare a catena.
Fakat Naruto'nun kalp atışları çok zayıftır ve ölmek üzeredir.Il cuore di Adriana è debole e le resta ormai poco da vivere.
Polarize ışık Haidinger fırça denilen görme alanının merkezinde, yakın birçok zayıf desen oluşturur.Lo spostamento dei resti dal pudridero al Panteón si svolge alla presenza di pochissimi testimoni.
Maçın sonunda Corbin, Ziggler'in zayıf bölgesine vurdu ve ona End of Days yaparak maçı kazandı.Dopo il match, Corbin ha colpito Ziggler con la End of Days.
Plazma proteinlerine bağlanması zayıftır.Il legame del farmaco con le proteine plasmatiche è debole.
Gittikçe zayıflayan hafızasına rağmen 2007 yılına kadar mesleğini sürdürmeye çalıştı.Continuò a lavorare assiduamente, nonostante la grave malattia, fino all'anno della sua morte nel 1994.
Ayrıca ortak en zayıf noktaları kadınlardır.Il suo debole sono le donne.
İlhaka uluslararası tepkiler zayıf kaldı.Le reazioni della comunità internazionale sono ostili.
Ama İtalya'da bulunan birçok Bizans kalıntıları Franklara karşı zayiata uğradılar.La stragrande maggioranza dei suini allevati in Italia segue questa filiera.
Zayıflığı fıtığa yol açabilmektedir.La sua vulnerabilità può sconfiggerlo.
Bununla birlikte grafitteki grafen katmanlar arasındaki bağlar oldukça zayıftır.Ad ogni modo le rappresentazioni topografiche della foresta sono invece tardive.
Ancak her iki taarruzda zayiat verilerek püskürtüldü.In entrambe le gare fu costretto al ritiro.
Yazarı, kendisini ve hatta zayıflığını kınar.Questa cerca di dissuaderla dal fingere, agli altri e a sé stessa.
Üst kuark daha ziyade güçlü etkileşimle etkileşir, ancak aynı zamanda zayıf olarak da bozunabilir.Funzionando con temperature molto elevate è da un lato un vantaggio, ma anche uno svantaggio.
Homojenlik bir zayıflık yaratabilir.Ma l'omosessualità è una devianza.
Yusuf Paşa zayıfladığında, üç oğlu etrafında hizipler yükseldi.Con l'indebolimento di Yūsuf, le fazioni in Tripolitania ripresero vigore coi suoi tre figli.
Ben zayıf sulu şeker çözeltisi hazırladım.Я подготовил слабый водный раствор сахара.
Avrupa para birimleri dolar karşısında zayıfladı.Европейские валюты ослабли по отношению к доллару.
Onlar zayıfları korudular.Они защищали слабых.
Bu bir zayıf söylem.Это слабо сказано!
Görüşü oldukça zayıflamış.У него очень плохое зрение.
Düşkün olarak gömülür, görkemli olarak diriltilir. Zayıf olarak gömülür, güçlü olarak diriltilir.Сеется в уничижении, восстает в славе; сеется в немощи, восстает в силе.
Gronsfeld var şifre mi olmak yaygın olarak kullanılan boyunca Almanya ve Avrupa, rağmen zayıf.Шифр Гронсфельда широко использовался по всей Германии и Европе, несмотря на его недостатки.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod