Mesela, yeşil alanlar iyi, kırmızı alanlar ise daha zayıf.For instance, green are areas doing well, red are areas doing poorly.
Temel olarak, rolleri aynı ve sadece zayıflıkları değiştirildi.Fundamentally, its role stays the same, and only its weaknesses have been modified.
Bu fikirlerden birincisi, *zayıf bağların gücü* olarak bilinen bir fikir.The first is the idea, what we call the strength of weak ties, the strength of weak ties.
Fakat hala o zayıf sesi duyabilirsiniz.But you can still hear that faint call.
Fakat çok zayıftır.But this is very shaky.
Ve bir ikizkenar üçgene dönüşür-- yine, çok zayıf.This becomes an isosceles triangle -- again, very shaky.
Şu anda haklarımız inanılmaz biçimde zayıf.At the moment our rights are incredibly weak.
Seni zayıf bir köle gösterir GREGORY; en zayıf gidiyor duvar.GREGORY That shows thee a weak slave; for the weakest goes to the wall.
Sevgi zayıf çocukça yay itibaren o unharm'd yaşıyor.From love's weak childish bow she lives unharm'd.
Genellikle neler olup bittiğini bilmiyoruz ve bu da bizim pozisyonumuzu zayıflatıyor.We don't know what's going on half the time, so it puts us in a very tenuous position.
Bunda günahı çağrıştıran bir şeyler,... ..bir kadınsılık, bir zayıflık vardı.There was something in it that struck me as sinful something feminine and weak. Aha!
Biri daha güçlü... ..diğeri zayıf oluyor.One of them is strong, the other, weaker.
Ve zayıf olanı düşünmeden seviyor. Hesapsızca.And the weaker is always the one who loves without reckoning... without reservation.
Sesin biraz zayıf geliyor.Your voice is so weak. Oh.
İncelip zayıflıyor.It is thinning out.
Şimdi, bu neden objektif ahlak kavramını zayıflatsın ki?Now, why wouldn't this undermine an objective morality?
Bu açıdan zayıf olan insanlar ise daha tanıdık, güvenli ve sabit şeyleri isterler.People low on it like things that are familiar, that are safe and dependable.
Dolayısıyla liberaller zayıflar ve baskı altındakiler için konuşur.So liberals speak for the weak and oppressed.
Zayıf görünüyorum.I Iook gaunt.
Yağmur çok zayıf!The rain's too weak!
Zayıf olduğum konularda dışarıdan yardım alıyorum.I outsource on things that I'm relatively weak at.
Aslında, kişisel becerileri biraz zayıf biriyim.Actually, I'm a Iittle weak with my people skills.
Ve şunlar ise, zayıf nükleer kuvvet, herhalde en yabancı olanlar.And these guys, here, they're the weak nuclear force, probably the least familiar.
Zayıf kuvvetin bu taşıyıcıları da aynı, "Z"ler.These carriers of the weak force, the Zs, the same.
Güçlü kuvvet, çekirdeği birarada tutan güçlü kuvvet, zayıflıyor.The strong force, the strong nuclear force, which sticks nuclei together, gets weaker.
Bu düğümün zayıf biçimi.That's the weak form of the knot.
Yalnızca sağ gözüm biraz zayıf.Only my right eye's a bit weak.
Bütün gözükenlerin Şahidi olduğunu hatırladıkça bunlar zayıflamaya başlarlar.As you remember that you are the Witness of all appearances these will begin to get weaker.
Zayıflar... zayıflar.It will get weaker...it will get weaker.
Bunlar, bir anlamda, intiba olarak çok zayıf düşerler çünkü sen yine Doğal Yerindesindir.They will just be, sort of, so weak in impression because you are again in your Natural Place.
Şimdi,insan zihninde hayret edilecek bir zayıflık vardır.Now, there's a fascinating - frailty of the human mind that psychologists know all about.
Dolayısıyla bu da akıllıca, ama zayıf.So they're smart, but poor.
Bana karşı zayıf bir tarafın olduğunu kabul et.Admit you've got a weak spot for me.
Zayıf bir kalbim var.I have a weak heart.
El Kaide zayıflatılmış halde ve Usama bin Ladin yok edildi.Al Qaeda has been weakened and Osama bin Laden is no more.
Bilirsiniz bu enstrümanların en zayıfıdır.You know, this is the underdog of all instruments.
Ve cevap şu ki bu konuda oldukça zayıfız; bu çok zor bir problem.And the answer is we're doing extremely poorly; it's a very hard problem.
Çünkü tüketim döngüsü inanılmaz seviyede yavaşlardı. Ekonomik büyüme denen şeyi de çok zayıflardı.Forever weakening so-called economic growth.
Atmosferi bizimkinden daha zayıf olsa da benzer boyutlara ve benzer sıcaklık aralıklarına sahipler.True is atmosphere is much weaker than ours, but we share a similar size and temperature range.
Kanseri tanımlama lugatımız bile çok ama çok zayıf.So, our dictionary for describing cancer is very, very poor.
Fakat dünyadaki diğer çiftçiler çok açlık çektikleri için gerçekte oldukça zayıftırlar.But farmers in the rest of the world are actually quite skinny, and that's because they're starving.
Yılda 100 milyar doları zayıflama ilaçlarına harcıyoruz.We spend 100 billion dollars a year on diet aids.
Keşif yapmamızın üç nedeni var, en zayıf olanı merak.We explore for three reasons, the weakest of which is curiosity.
Dedi ki, ben doğduğumda çok zayıfmışım.She said I was weak from birth
Avantaj elde etmek ve zayıflıklarımızı gizlemek için aldatırızWe deceive to gain advantage, and to hide our weaknesses.
Ben şimdi zayıfladı Demek atılmış olacaktır önce tüm iyi iş, gece uzaklıktadır.What I mean is, if I weakened now, all my good work the night before would be thrown away.
Zayıf güzel bir sahip bul... ...ve mutlu bir hayat yaşa.Meet a skinny, pretty master and live happily. Okay?
Bir diğer önemli nokta da, oyunun ancak takım üyelerinizin en zayıfı kadar güçlü olacağıdır.Another important point to note, is that the game is only as strong as the weakest team member.
Aradaki büyük uzaklık, kütleçekimi oldukça zayıflattığından, yörüngelerinde yavaş yavaş gezerlerdi.Their great distance reduces gravity to a gentle tug, so they move leisurely in their orbits.
Merak ettim. Gerçekten öpüştüler mi sence? öpücük? Çok zayıf duruyor ( özgüven )I was curious. did they really kiss? kiss? she's so weak
ŞARKI zayıflıyor ve orkestra hafifçe çalmaya başlıyor.CHANTlNG fades, and light ♪orchestral♫ MUSlC begins.
Orkestra. MÜZİK zayıflamaya başlıyor.♪orchestral♫ MUSlC slightly fades.
Afrika'nın temel zayıflıklarının olduğunun kabul edilmesinin önemli olduğunu söylemek isterim.I want to say that it is important to recognize that Africa has fundamental weaknesses.
"Dünya bir sahne gibidir," sadece daha zayıf ve sıkıcı görünür."The world is like a stage" just seems thinner, and more boring.
AIDS, bağışıklık sistemi çok zayıfladığında yaşanan sendrom. .AlDS is the syndrome you get once your immune system is weakened to the point.
Görmesi oldukça zayıftı.His vision was pretty poor.
Ey Doğuyla Batı arasındaki alimler, ben zayıf bir kulum ama Hak'kın emriyle,O scholars, between East & West,
Zayıfladıkça, büyüdüm.As I diminished, I grew.
Gözlerim zayıflıyor.The eyes are getting weaker.
Demek ki bir şey görmenin zayıfladığının bile farkında.So something is aware even of the weakening of eyesight, even.