Ama yaşlılıklarında veya zayıflatıcı hastalık karşısında yaşamı uzatmak uğraşında çok fazla çaba göstermezler.Nhưng họ không đặt nhiều nỗ lực để kéo dài tuổi thọ khi đối mặt với bệnh suy nhược hoặc tuổi già.
Ama yaşlılıklarında veya zayıflatıcı hastalık karşısında yaşamı uzatmak uğraşında çok fazla çaba göstermezler.Але вони не витрачають багато зусиль, щоб продовжити життя під час хвороби чи у старості.
Ama yaşlılıklarında veya zayıflatıcı hastalık karşısında yaşamı uzatmak uğraşında çok fazla çaba göstermezler.Но они не сильно стараются продлить жизнь перед лицом истощающей болезни или в преклонном возрасте.
Ama yaşlılıklarında veya zayıflatıcı hastalık karşısında yaşamı uzatmak uğraşında çok fazla çaba göstermezler.אבל הם לא משקיעים הרבה במאמצים להאריך חיים לנוכח מחלות קשות או לעת זקנה.
Ama yaşlılıklarında veya zayıflatıcı hastalık karşısında yaşamı uzatmak uğraşında çok fazla çaba göstermezler.あるいは高齢になってまで 延命のための努力をすることには あまり執着しません トラジャでは 人間は皆
Ama zayıf bir asit olduğunu biliyoruz, yani bu reaksiyon iki yöne de gidebilir.Ale my víme, že je to slabá kyselina, takže tato reakce jde dvěmi směry.
Ama zayıf bir asit olduğunu biliyoruz, yani bu reaksiyon iki yöne de gidebilir.De mi tudjuk hogy ez egy gyenge sav, így a reakció két irányba megy.
Ama zayıf bir asit olduğunu biliyoruz, yani bu reaksiyon iki yöne de gidebilir.Maar we weten dat het een zwak zuur is, dus de reactie gaat twee kanten op. .
Ama zayıf bir asit olduğunu biliyoruz, yani bu reaksiyon iki yöne de gidebilir.Mais un acide faible. Ainsi, la reaction se déroule dans les deux sens
Ama zayıf bir asit olduğunu biliyoruz, yani bu reaksiyon iki yöne de gidebilir.Ponieważ są to słabe kwasy, reakcje biegną w dwie strony.
Ama zayıf bir asit olduğunu biliyoruz, yani bu reaksiyon iki yöne de gidebilir.Sappiamo però che è un acido debole, perciò questa reazione procede in due direzioni.
Ama zayıf bir asit olduğunu biliyoruz, yani bu reaksiyon iki yöne de gidebilir.Αλλά ξέρουμε ότι είναι ασθενές οξύ, έτσι η αντίδραση πηγαίνει και προς τις δυο κατευθύνσεις
Ama zayıf bir asit olduğunu biliyoruz, yani bu reaksiyon iki yöne de gidebilir.ولكن نحن نعرف انه حامض ضعيف, لذلك فان هذا التفاعل يذهب باتجاهين
Amonyak zayıf bir baz.Ammoniac est une base faible.
Amonyak zayıf bir baz.Ammonia is een zwakke base.
Amonyak zayıf bir baz.Amoniakální ionty jsou slabá báze.
Amonyak zayıf bir baz.Amoniak to słaba zasada.
Amonyak zayıf bir baz.Az ammónia pedig egy gyenge bázis.
Amonyak zayıf bir baz.L'ammoniaca una base debole.
Amonyak zayıf bir baz.Η αμμωνία είναι ασθενής βάση.
Amonyumsa zayıf bir asit.Ammonium is een zwak zuur.
Amonyumsa zayıf bir asit.Amoniak je slabá báze.
Amonyumsa zayıf bir asit.Az ammónium-ion pedig egy gyenge sav.
Amonyumsa zayıf bir asit.Jon amonowy to słaby kwas.
Amonyumsa zayıf bir asit.L'ammonio è un acido debole.
Amonyumsa zayıf bir asit.L'ammonium est un acide faible.
Amonyumsa zayıf bir asit.Το αμμώνιο είναι ασθενές οξύ.
Amonyumsa zayıf bir asit.امونيوم حامض ضعيف
Amonyum zayıf bir asit.Ammonium est un acide faible.
Amonyum zayıf bir asit.Ammonium is een zwak zuur.
Amonyum zayıf bir asit.Amoniak je slabá kyselina.
Amonyum zayıf bir asit.Az ammonium-ion egy gyenge sav.
Amonyum zayıf bir asit.KAtion amonowy to słaby kwas.
Amonyum zayıf bir asit.L'ammonio è un acido debole.
Amonyum zayıf bir asit.Το αμμώνιο είναι ασθενές οξύ.
Ancak dizlerim ise bir o kadar zayıftı.Pero mis rodillas eran muy débiles
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var.Aber man sieht, dass er eine Achillesferse hat.
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var. Bu markanın zayıf noktaları var.Zdajemy sobie sprawę, że ta marka ma piętę achillesową.
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var.그러나 그것이 약점을 가졌다는 것을 알아야 할 것입니다
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var.Maar je realiseert je dat het merk een achilleshiel heeft.
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var.Noterete che ha un tallone d'Achille.
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var.Pero tiene su talón de Aquiles.
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var.Tapi Anda akan menyadari bahwa terorisme memiliki kelemahan.
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var.Но что следует понять — у него есть ранимое место.
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var.אבל אז מבינים שיש לזה עקב אכילס.
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var.لكنكم ستلاحظون أن للإرهاب نقطة ضعف مميتة.
Ancak, fark ettiğiniz şu ki; zayıf tarafları var.そう このブランドには弱点があるのです
Ancak nispeten zayıf zırhının dezavantajını, Amerikan tankının etkili açılarıyla kapatır.Cependant, le blindage relativement faible de ce char américain est compensé par des angles très efficaces.
Ancak nispeten zayıf zırhının dezavantajını, Amerikan tankının etkili açılarıyla kapatır.Relativně slabý pancíř amerického tanku je však kompenzován účinnými úhly.
Ancak sadece endüstriyel merkezileşmeye güvenmek bağımlılığı besler ve ekonomik zayıflık yaratır.Pero depender únicamente de la centralización industrial produce dependencia y vulnerabilidad económica.
Ancak sadece endüstriyel merkezileşmeye güvenmek bağımlılığı besler ve ekonomik zayıflık yaratır.Но доверие только промышленной централизации вызывает зависимость и создаёт экономическую уязвимость.
Ancak size zayıf etkileşimin ne yaptığına dair bir örnek vermek istiyorum.Místo toho vám chci dát příklad, co slabá interakce dělá.
Ancak zayıf etkileşim genel anlamda budur.Ось що робить слабка взаємодія.
Aradaki büyük uzaklık, kütleçekimi oldukça zayıflattığından, yörüngelerinde yavaş yavaş gezerlerdi.Distanța mare reduce gravitația la o forță nesemnicativă, astfel încăt se mișcă lejer pe orbită.
Aradaki büyük uzaklık, kütleçekimi oldukça zayıflattığından, yörüngelerinde yavaş yavaş gezerlerdi.광대한 거리로 인해 중력은 가볍게 잡아당기는 정도로 줄어들어 별들은 자신의 궤도를 느긋하게 움직입니다.
Aradaki büyük uzaklık, kütleçekimi oldukça zayıflattığından, yörüngelerinde yavaş yavaş gezerlerdi.La gran distancia reduce la gravedad a una suave atracción, por lo que se mueven relajadamente en sus órbitas.
Aradaki büyük uzaklık, kütleçekimi oldukça zayıflattığından, yörüngelerinde yavaş yavaş gezerlerdi.Η μεγάλη τους απόστασή μειώνει τη βαρύτητα σε ένα απαλό τράβηγμα, έτσι κινούνται χαλαρά στην τροχιά τους.
Aradaki büyük uzaklık, kütleçekimi oldukça zayıflattığından, yörüngelerinde yavaş yavaş gezerlerdi.המרחק העצום שלהם מקטין את הכבידה למשיכה עדינה, אז הם נעים באיטיות במסלולים שלהם.
Aradaki büyük uzaklık, kütleçekimi oldukça zayıflattığından, yörüngelerinde yavaş yavaş gezerlerdi.المسافة الكبيرة تضعف الجاذبية لتجعلها بقوة لعبة شد الحبل. لدى فإنها تتحرك ببطء في مداراتها.
Aradaki büyük uzaklık, kütleçekimi oldukça zayıflattığından, yörüngelerinde yavaş yavaş gezerlerdi.星達はのんびりと軌道上を動くのです この予測をもとに 科学者達は銀河を観察し 星の速度を測定してきました