Ana içeriğe geç
Sözlük

zayıf ile cümle

zayıf kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Bunun yanında savaşacak ordusu zayıftı.または、そのような弱点を攻める軍勢。
Yeterince fon ayrılmaması, zayıf planlama, ağır bürokrasiden kaynaklı günde 2 metreden fazla ilerlenemiyordu.資金の不足、問題のある計画、冗長な官僚主義のためにこの工事の進捗はとても遅く、1日に2メートルを超えることは無かった。
Başka bir deyişle, fetal iyi beslenememe, hayat boyu süren bağışıklık sistemi zayıflığına neden olabilir.同じように胎児の低栄養状態は免疫系に生涯続く損傷を与えうる。
Nabız oldukça zayıflar.脈が弱いらしい。
Çoğu, stres nedeniyle zayıflar ve yolculuğun sonunda hastalanır.そうでなくとも多くのものがストレスによって弱り、到着したときには病気になっている。
T3, T'den daha önemlidir ve genellikle "zayıf izospin" terimi "zayıf izospinin 3. bileşeni" anlamına gelir.この理由により、T3はTより重要であり、"弱アイソスピン"はよく"弱アイソスピンの第三成分"のみを意味する。
Güçlü firmalarar zayıfları yokeder.強い国が弱い国を搾取する。
Kursak (ingluvies): çok zayıf halka ve boyuna kaslarla donatılmıştır.ê, ô はそれぞれ狭い /e/, /o/ であり、â は中舌の /ə/ を表す。
En büyük zayıf noktası, sürekli aç olmasıdır.おなかが弱く常に腹巻をしている。
Coop'la benzer özellikleri taşır ama çok daha zayıftır.コリーとよく似た外観を持つが、より小型である。
Bu da millî şuurun zayıflığına sebep olmuştur.このみの弱点を指摘したりもした。
Toprak genellikle zayıftır.土壌は一般的に痩せている。
Çok da zengin kaynakları olmasına rağmen köyün ekonomisi zayıftır.豊富な天然資源にもかかわらず、経済は低迷している。
Birinci Pön Savaşı'nın en belirgin politik sonucu Kartaca'nın deniz gücünün zayıflama çökmesidir.第一次ポエニ戦争におそらく最も直結した政治的な結果は、カルタゴの大きな海上支配力が失われたことである。
Bu yüzden gittikçe zayıflar.私たちは衰弱していきます。
Ancak her zaman İtalya'nın zayıf bir ülke olduğunu hissetmiştir.なお、イタリアは極めて離婚が少ない国として知られている。
Gittikçe zayıflayan hafızasına rağmen 2007 yılına kadar mesleğini sürdürmeye çalıştı.その後は永らく低迷が続いたが、2007年から再び力をつけてきている。
Bu durumda bu orduyu epey zayıflatmıştı.この後に軍は大幅に縮小された。
Zayıf isospin korunması yasası T3 'ün korunması ile bağlantılıdır; tüm zayıf etkileşimler T3'ü korumalıdır.弱アイソスピン保存則はT3の保存に関係する。
Çin şu anda giderek yerli yenilikleri amaçlamakta ve kalan zayıflıkları düzeltmeyi hedeflemektedir.中国は現在次第に目標を中国独自の技術革新へと変えつつあり、これまで弱点とされていた分野を改善することを目標とするようになっている。
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.楽天的でどこにでも住み着く。
Bu reformlar Champlain'ın ölümünün ardından gücü elinde tutan Quebec Piskoposu'nun zayıflamasına yol açtı.これらの改革で、シャンプランの死後巨大な権力を握ってきたケベック主教の権限を制限した。
Ölümü zayıflık olarak görür, ona göre güç ölümsüzlüktür (Bu yüzden hortkuluklarını yapmıştır).紹運こそこの乱世に咲いた華(乱世の華)である」とその死を惜しんだと伝わっている。
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.彼はタバコをやめ、よりいっそう厳しいトレーニングに打ち込むこととなった。
Bu oldukça zayıf bir tasarımdı.これはいくらか軽量な設計がなされていた。
Burada glasi, savunma duvarlarının zayıflatılmasını önlemek için kullanılmıştır.このことから、蹄鉄は蹄壁を支え、弱く薄い板からなる蹄壁の解離を防ぐために用いられる。
Kendisinden zayıf olanlara saldırır.また、弱い者に対しては優しく接する。
Ayna maddesi ,eğer varsa, sıradan madde ile zayıf etkileşime girmesi gerekir.ミラーマターは、もし存在するなら、通常の物質と非常に弱く相互作用しなくてはならないだろう。
Birçok zayıflama diyeti de demir açısından zayıftır.また、鉄が弱音を吐ける数少ない人物でもある。
Hamle: Zayıf oyuncu beyaz taşları alır.プレイヤーは交互に黒石、白石を打つ。
Muharebeye sürülen hava gücü esasen zayıflamıştı.飛翔力は退化していた。
Asit Baz belirteçleri zayıf asit veya zayıf bazdırlar.緩衝剤はある種の弱酸または弱塩基である。
Raistlin doğumundan itibaren zayıf ve sağlıksız bir insan olmuştur.病気が治ったあとは、明るく天真爛漫なボク少女になった。
(Çok Şişman, Çok Zayıf, Hiç memnun olmayacak mıyız?) adlı panele tartışmacı olarak katıldı.「よせんおち」や「むいちもん」など縁起の悪そうな選手名で統一されている。
"Gülşen nasıl zayıfladı".笑うと弱体化する。
Daha sonra yeniden iskan ediliş zayıf fakat kesintisiz olarak günümüze değin sürmüştür.不完全な廻り者 輪廻返りしてまだ日が浅い廻り者。
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.これによって国王の権威は失墜した。
TF-X hava-hava muharebesinde F-35'in zayıflıklarını telafi etmek için tasarlanıyor.TFXは運用中のF-16を代替し、F-35の空対空性能における弱点を補完する機体となる。
Fakat Kepler çocukluğunda çiçek hastalığı geçirdiği için eli çolak sakat kaldı ve gözleri de zayıf idi.幼い頃ベーチェット病を患った経緯から目が光に弱かったためサングラスをかけていた。
Zayıf tipli bir dildir çünkü tipler dolaylı olarak dönüştürülür.太字が元来の形、細字が通用する形。
Hansa Birliği'nin zayıflamasında.ハンザ同盟に加わる。
Morera teoreminin hipotezleri epeyce zayıflatılabilir.モレラの定理の仮定は相当に弱めることが出来る。
Sonunda zayıf erkekleri kötü alanlara kaçıran güçlüler en iyi yerlere sahip olurlar.最低最悪の腰抜けを殺せば、我らは勇敢な男の国を手にする。
Elbette bu komplolara verilen karşılıklar senato ile imparatorun arasındaki ilişkileri zayıflatmıştı.そのため治世末期、皇帝と元老院の関係は緊張していた。
Adından da anlaşılacağı üzere, kuvvet oldukça zayıftır.田北 鎮周(たきた しげかね) 通称は刑部少輔。
İldenizliler zayıf düşünce müstakil oldu.保守主義者達は理性を懐疑する。
Tankları zayıf fakat hızlıdır.装甲は薄いが運動性が高い。
Yaşlı ve mutsuz kadın zayıflama hapları kullanmaya başlar.病気かつ老いた身の青峰を刑事は容赦なく連行し、それが病をこじらせることとなった。
Görme duyusu zayıf da olsa koku ve tat duygusu çok gelişmiştir.視力はあまり良くないが嗅覚と聴覚は発達している。
Bazı kinetik enerjili mühimmatlarda ise zayıflatılmış uranyum (DU-depleted uranium) kullanılmaktadır.なお、使われている弾薬はおそらく劣化ウランである。
İşte bu oyunun zayıf yönlerinden biridir.このゲームの駆け引きの一面である。
Biri zayıf düşerse bu öbürünü de etkiler.一方が倒されると、もう一方が強くなる。
"'Atasagun çok zayıf ve kapasitesizdi...'".「彼は落ち着かず......才覚が欠けていると言っていた」。
Kütleçekimi, doğanın dört temel etkileşiminin en zayıf yönüdür.そもそも重力は自然界に存在する四つの力(基本相互作用)の中で最も弱い。
Tankların en zayıf noktası arkalarıdır.これらの箇所は戦車の弱点である。
Böylece ne kuvvetli olan zayıfı ne de zayıf olan kuvvetliyi ezemeyecekti.敢(あえ)て軽慢(きょうまん)せず。
Yayın zayıf noktası burasıdır.電報略号はトコ。
Zayıf yakınsama 'olasılık içinde yakınsama olarak da bilinmektedir.いずれも自然に近い状態だと考えられる。
Görme duyusu çok zayıftır.視界が非常に悪い。
Savunma mekanizması zayıflar.防御力が弱め。
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod