Ana içeriğe geç
Sözlük

zayıf ile cümle

zayıf kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Bugün zayıf bir şekilde akan Sihl nehri her zaman böyle sakin değildi.Det er sjelden å se Fedjefjorden så stille som dette.
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.Siden har kongens makt minsket.
Aktifleştiricilere göre daha zayıftır.Fremdriftsmaskineriet er i tillegg svakere.
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Han slet imidlertid med depresjoner, og begynte å røyke og drikke mer og mer.
Zayıf bir iktidarı vardı.Den hadde derimot en svakhet.
Coğrafi yönleri anlamada son derece zayıftır ve kolayca kaybolur.Du er veid på vekten og funnet for lett.
Dizleri zayıftı ve başı titrerdi.Hans knær var svake og gav etter, og hans hode skalv.
"Rahel sevimli ve güzeldi" ve "Lea'nın gözleri zayıftı".Mens «Lea hadde matte øyne» var Rakel «velskapt og vakker».
Tayfları zayıf hidrojen hatları ve iyonize metaller ile tanımlandırılır.Spekteret deres er karakterisert av svakere hydrogenlinjer og ioniserte metaller.
"Zayıf ateizm" olarak da bilinir.Også kjent som svak ateisme og sterk ateisme.
Bu değer zayıf kimyasal bağ oluşturur.Dette danner ionebindinger – svake kjemisk bindinger.
Bu tasarım zayıf, sadece birkaç gün sürüyordu.Disse tiltakene hadde liten virkning utover noen timer disse dagene.
Ana madde: Claudius Claudius uzun süre ailenin geri kalanı tarafında zayıf ve aptal biri olarak görülmüştü.Claudius hadde, av sin familie lenge blitt sett på som en svekling og en tåpe.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Lett å frakte med seg, kan spilles overalt.
Her zayıf hayvan, kendinden daha zayıf olanı yok eder.Den klarer å fange dyr som er mye større enn den selv.
Var olan insan verileri ise zayıf sonuçlar verdi.Hadadi mente at skader var grunnen til det svake resultatet.
Bunlar yerçekimsel, elektromanyetik, güçlü nükleer ve zayıf nükleer etkileşimlerdir.Det er tyngdekraft, fargekraft, elektromagnetisme og svak kjernekraft.
Newton oldukça zayıf bir çocuktu ve hatta ilk günlerinde hayatta kalacağı beklenmiyordu.Newton ble visstnok født før termin, og det var ikke mange som trodde han ville leve opp.
Bugün varlıkları zayıflamış ve insanlar tarafından az yerleşilmiş bölgelere indirgenmiştir.Men det Nizami Aruzi i dag er aller mest kjent for er sitt verk Chahâr maqâle (Fire skrifter).
Bu grup, turnuvanın en zayıf grubu olarak görülüyordu.Dette partiet ble bedømt til turneringens beste.
İlhaka uluslararası tepkiler zayıf kaldı.De øvrige internasjonale reaksjonene var derfor moderate.
Ekonomi kötüye gitti, açlıklar başladı ve monarşinin gücü zayıfladı.Kuppet mislyktes men monarkens makt ble svekket.
Bu nedenle kovan zayıflar.De er derfor ganske flate.
Nihayet, Pioneer 10'dan çok zayıf sinyal alındı.Planlagte nærbilder fra Pioneer 10 gikk tapt under det høye strålingsnivået.
PVC ve ABS gibi bazı malzemeler çok soğudunda zayıf ve kırılgan olabilirler.Beberapa bahan, seperti PVC dan ABS, bisa menjadi rapuh dan lemah ketika sangat dingin.
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Fungsi kekebalan yang rendah juga menjadi faktor risiko penyakit tersebut.
Napolyon'un itibarı ağır biçimde zedelendi, Avrupa'daki Fransız hegemonyası ciddi ölçüde zayıfladı.Reputasi Napoleon hancur seketika, dan hegemoni Prancis di Eropa melemah secara drastis.
Ancak rupiah zayıf kaldı ve Başkan Suharto Mayıs 1998'de istifa etmek zorunda kaldı.Nilai tukar rupiah tetap lemah, namun, dan Presiden Soeharto terpaksa mengundurkan diri pada Mei 1998.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Ia dapat menginap di mana-mana.
Çıkarmadan önce devrim zayıftı.Sebelum invasi, revolusi masih goyah.
Bu bölge etki zayıflamasının en az olduğu bölgedir ve en uzun mesafeye ulaşmayı başarır.Daerah ini memiliki kerugian pelemahan terendah dan mencapai rentang terpanjang.
Kütleçekimi, doğanın dört temel etkileşiminin en zayıf yönüdür.Gaya nuklir lemah adalah salah satu dari empat gaya dasar di alam.
Akabinde Hürremiler harekatı da zayıflayarak dağıldı.Sesudah dikalahkan, kekuatannya pun menurun drastis.
Ardından karşısına çıkan Mizukage ve Tsuchikage, Susano'o dan dolayı zayıf düşmüş Sasuke'yi yenmişlerdir).Mempunyai lembaga-lembaga yang diakomodir oleh perda yaitu: BPD yang diketuai oleh Sukar,ST.
Süveyş Krizi, Britanya'nın Orta Doğu'daki gücünü zayıflatsa da tamamen yok etmedi.Krisis Suez memang menyebabkan kekuatan Inggris di Timur Tengah melemah, namun imperiumnya tidak runtuh.
Suni olarak meydana getirilen bağışıklıkta, kişiye zayıflatılmış, ölü mikroplar veya mikrop maddeleri verilir.Misalnya untuk mengobati orang gila, atau yang diserang oleh begu (setan), atau jenis – jenis hantu lainnya.
Britanya'nın imalat endüstrileri zayıflıyordu ve sendikalar küçülüyordu.Industri manufaktur Inggris yang memudar dan serikat-serikat menyusut.
Sık sık çıkan iç savaşlar merkezi otoriteyi oldukça zayıflattı.Berbagai perang saudara yang kerap kali terjadi menggoyahkan kekuasaan sentral.
Bu arada bataryalar zayıflıyordu.Akhirnya baterai Baling-baling Bambunya melemah.
Bolivya Güney Amerika'nın en zayıf takımlarından biri.Bolivia adalah salah satu negara yang kurang berkembang di Amerika Selatan.
Kitâbu Duafâü's-Sagîr: Zayıf ravilerin hallerinden bahseder.Karena itulah, Buya Hamka menyebut bahwa sifat rendah hati itu memiliki istilah lain, yakni tahu diri.
Başka bir deyişle, fetal iyi beslenememe, hayat boyu süren bağışıklık sistemi zayıflığına neden olabilir.Demikian juga, kekurangan gizi pada janin dapat menyebabkan kerusakan sistem kekebalan seumur hidup.
G11'in en zayıf yönü, kovanı olmayan bir mermi kullanmasıdır.Misalnya senapan serbu canggih G11 yang tidak diteruskan.
Yazarı, kendisini ve hatta zayıflığını kınar.Dia menghukum siapapun yang lalai terhadapnya dan yang menunjukkan kelemahan.
Coğrafi yönleri anlamada son derece zayıftır ve kolayca kaybolur.Zoro sangatlah lemah dalam memahami arah geografikal dan sangatlah mudah tersesat.
Var olan insan verileri ise zayıf sonuçlar verdi.Namun dari segala efek positif yang diterima oleh manusia terdapat pula berbagai efek negative.
Kuark dönem boyunca, elektrozayıf kuvvet elektromanyetik ve zayıf kuvvetten ayrılır.Selama masa kuark, kekuatan elektolemah terbagi menjadi elektromagnetik dan gaya nuklir lemah.
Bu zayıf bir rivayettir.Ada acara wedak ripih.
Abatis'in önemli bir zayıflığı, yakılarak kolaylıkla ortadan kaldırılabilmesidir.Kelemahan penting dari abatis, dibanding kawat berduri, adalah dapat dihacurkan dengan api.
Dört Halife birkaç yıl içinde İspanya'da ve daha sonra Girit Adası'nda zayıflatılacaktı.Serial ini kembali 4 tahun kemudian, sekarang diset di pulau.
Doku perfüzyonu zayıf olanlara, izotonik kristaloid solüsyon kapsülleri verilmelidir.Pada penderita dengan perfusi jaringan yang buruk, harus diberikan bolus larutan kristaloid isotonik.
Bu karar partinin devlet ve Sovyet halkı üzerindeki egemenliğini zayıflattı.Kebijakan ini melemahkan partai dan hegemoninya atas Uni Soviet dan rakyanya.
"Dışarıda kalan, hem güçlü hem de zayıftır."Orang luar, memiliki kekuatan maupun kelemahan.
Çoğu, stres nedeniyle zayıflar ve yolculuğun sonunda hastalanır.Ia mengalami depresi dan akhirnya jatuh sakit.
Dağın içine gizlice girdikten sonra Bilbo, Smaug ile konuşur ve onun göğsündeki zayıf noktayı keşfeder.Mereka akhirnya menemukan pintu tersembunyi ke gunung dan Bilbo masuk dan bertemu naga Smaug.
Bu sebeple zayıf hadislerin derecelendirmesi ve taksimi yapılmıştır.Tim yang terlambat diperbolehkan menggunakan taxi.
Daha sonra yeniden iskan ediliş zayıf fakat kesintisiz olarak günümüze değin sürmüştür.Kemudian diselimuti lagi sampai merasakan tidak kedinginan lagi.
Güçlü firmalarar zayıfları yokeder.Mereka memikat orang-orang yang lemah.
Deri sodyum bikarbonat ile zayıf alkali hale getirilir.Sebuah versi telah disesuaikan untuk membuat makanan dengan rendah karbohidrat.
Sudaki çözeltisi zayıf asittir.Tampak bahwa air terionisasi lemah.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod