Tankları zayıf fakat hızlıdır.O κορμός είναι ραδινός, αλλά ισχυρός.
Onun zayıflık diğerleri gibi yüzmek olamaz.Δεν αντιγράφει το ύφος των άλλων.
Alman keşif kuvvetleri iyice zayıflatılmıştı.Η γερμανική αεροπορική δύναμη είχε μειωθεί δραστικά.
"Gülşen nasıl zayıfladı".Κατέληξα να γονατίζω στο γέλιο».
Bolivya Güney Amerika'nın en zayıf takımlarından biri.Είναι μια από τις πιο αδύναμες ομάδες στην Κεντρική Αμερική.
Ancak iki ülkenin de büyümekte olan Avrupa tehditine karşı birbirlerini zayıflattıkları söylenebilir.Ήταν εμφανές ότι και στους δύο τομείς η Ευρώπη αντιμετώπιζε κίνδυνο να μείνει πίσω.
Onun zayıflığı yüksek olduğunu.Η άνοδος τους υπήρξε γοργή.
Hitler, gücünün zayıflayacağından korkarak bu teklifi defalarca reddetti.Οι προσδοκίες του Χίτλερ για την αντοχή της αμυντικής γραμμής του διαψεύσθηκαν.
Karbondioksitin su ile reaksiyonu sonucu meydana gelen zayıf bir asittir: (CO2 + H2O → H2CO3).Το παραγόμενο CO2 διαλύεται στο νερό και δίνει ανθρακικό οξύ : CO2 + H2O ⇄ H2CO3.
Bu zayıf değişiklik görsel olarak çok zor fark edilir.Η διοικητική αυτή μεταρρύθμιση, μάλλον δεν έγινε αισθητή στον τόπο μας.
Her zaman daha zayıfını rastlamadım ki..Δεν έχει υποβιβαστεί ποτέ σε χαμηλότερο επίπεδο.
Merkezî otorite zayıftır, yerellik görülür.Το κτίριο έχει τετράγωνη βάση, είναι μονόχρωμο και έχει μνημειακή μορφή.
Yaşanan bu taht kavgaları krallığın zayıf düşmesine sebebiyet vermekteydi.Ο εμφύλιος πόλεμος με τον αδελφό του είχε ως αποτέλεσμα την εξασθένιση του βασιλείου.
Ne yazık ki bu durumda zayıf bir nokta vardır.Αυτά είναι πολύ εύφλεκτα στη στερεή τους κατάσταση.
Güçlüler zayıflara yardımcı olmalıdır.Ο δυνατός πρέπει να βοηθά τον αδύνατο.
Zayıf bir hafızan var.Έχεις μια αδύνατη μνήμη.
Her zaman daha zayıfını rastlamadım ki..Jeg har aldri sett noe verre..
Albümün genel teması insanın zayıflığı, başarısızlığı ve enaniyetidir.Det generelle albumtema er menneskets svagheder som svigt og arrogance.
Kitâbu Duafâü's-Sagîr: Zayıf ravilerin hallerinden bahseder.Mindetavle for møllen Varden Mindetavle for varden
En büyük zayıf noktası, sürekli aç olmasıdır.En svaghed er, at man bliver sulten næsten hele tiden.
Bu reformlar Champlain'ın ölümünün ardından gücü elinde tutan Quebec Piskoposu'nun zayıflamasına yol açtı.Disse tiltag mindskede den magt, biskoppen af Québec hidtil havde haft siden Champlains død.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Kan den findes alle steder?
Bay Ledger büyülü ve gizemli bir şekilde zayıf ve kuvvetli karakterinin derisinin altında yok oluyor.Mr. Ledger forsvinder på mystisk vis ned i huden på sin magre og senede karakter.
Ancak Birleşik Silla iç çekişmeler yüzünden zayıfladı ve Goryeo'ya 935'te teslim oldu.Det fortsat ustabile Silla havde ikke noget at stille op og overgav sig til Goryeo i 935.
Dünyanın hıfzıssıhha önlemleri zayıf olan ve yeterli temiz suya sahip olmayan bölgelerinde daha yaygındır.Det er mere almindeligt i de områder af verden med dårlige sanitære forhold og ikke nok rent vand.
Calvin o tarihlerde Cenevre'de zayıflayan gücünü korumak için mücadele veriyordu.Uheldigvis for Serveto kæmpede Calvin på den tid for at holde sin vigende magtposition i Geneve.
Süveyş Krizi, Britanya'nın Orta Doğu'daki gücünü zayıflatsa da tamamen yok etmedi.Selv om Suezkrisen svækkede den britiske styrke i Mellemøsten, brød den ikke sammen.
Savaşlar ve işgaller bir zayıflama nedeni olarak düşünülebilir.Diskussioner og tvivl anses for et tegn på svaghed.
Homojenlik bir zayıflık yaratabilir.Utroskab kan give psykiske problemer.
Yaşlı ve zayıftır.Han er gammel og fattig.
Hitler, gücünün zayıflayacağından korkarak bu teklifi defalarca reddetti.Hitler afviste imidlertid denne idé flere gange, idet han frygtede, at det ville svække hans greb om magten.
Altın Orda Devleti, iç savaş ve hanedan rekabetleriyle ciddi biçimde zayıfladı.Den Gyldne Horde var stærkt svækket af borgerkrig og dynastisk rivalisering.
Ancak her zaman İtalya'nın zayıf bir ülke olduğunu hissetmiştir.Italien fortsatte dog med at være et kongedømme.
Bu savaş Çin ekonomisini ve askeriyesini zayıflatmıştır.Derimod betød perioden en svækkelse af Kinas politiske og militære indflydelse.
Bolivya Güney Amerika'nın en zayıf takımlarından biri.Bolivia er Sydamerikas fattigste land.
Hutz mali açıdan çok zayıftır ve sağlıksızdır.Laja er meget bugtet og meanderende.
Kral olduğu zaman Edward'ın siyasi iktidar gücü çok zayıftı.Under hans moders regeringstid blev Edward mere eller mindre holdt uden for politisk indflydelse.
Alman keşif kuvvetleri iyice zayıflatılmıştı.Den tyske styrke i luften var blevet betydelig reduceret.
Bu savaş sonucunda Müslüman gücü zayıflamıştı.Med dette nåede den muslimske erobring sit klimaks.
Uygulama alanı tarafından uyarılan manyetik moment alan gücünde doğrusaldır ve göreceli olarak zayıftır.Det magnetiske moment, som fremkaldes af det anvendte felt, har lineær feltstyrke og er ret svagt.
Ekonomi kötüye gitti, açlıklar başladı ve monarşinin gücü zayıfladı.Kuppet mislykkedes, men monarkens magt blev svækket.
Isabelle "Izzy" Sophia Lightwood; güzel, zayıf ve uzun olarak tarif edilen bir Gölgeavcısıdır.Izzy Lightwood (Isabelle Lightwood) er en 16-årig shadowhunter, der bliver beskrevet som høj, tynd og smuk.
Bölgede oluşan güçlü rüzgar makasından dolayı kasırga zayıf kaldı ve daha fazla şiddetli duruma gelmedi.På grund af kraftige regnskyl i denne udendørskamp forblev niveauet ret beskedent.
Zayıf hadislerin standart bir tasnifi yoktur.Historisk set har piger manglet standardiserede tests.
Ancak ahlak bakımdan biraz zayıflık göstermişti.Efterhånden hæmmedes dog hans virkelyst af legemlig svagelighed.
Fakat, karşılama zayıfsa, bloke olma ve tekleme gibi çeşitli diğer kusurlarla karşılaşılabilir.Finder vi derimod ikke mening, risikerer vi at blive frustrerede og reagere på forskellig vis.
Bu durum Asur devletinin, bu eyaletler üzerindeki kontrolünü zayıflatmıştı.Dette gjorde, at islændingene mistede magten over deres eget land.
Hakimiyet uğruna mücadeleler ve iç çekişmeler sonucunda devletin kendilerine bağlantıları zayıflamıştı.Indbyrdes og i forhold til frihedskampen er deres situation omsider afklaret.
Bu dikiş kolbastı dikişinden biraz daha zayıftır.Den er endnu svagere end en dobbeltbonde.
Genel olarak Kurosava'nın en zayıf filmi olarak görülür.Kurosawa er måske Japans bedst kendte filmskaber.
Ayrıca ortak en zayıf noktaları kadınlardır.Blandt de mest typiske medlemmer af familien er dyndspringerne.
Bay Ledger büyülü ve gizemli bir şekilde zayıf ve kuvvetli karakterinin derisinin altında yok oluyor.Mr. Ledger forsvinner magisk og mystisk under skinnet av hans magre, senete skikkelse.
Ancak her ikisi de son derece zayıflamıştır.Begge hadde en svak nedgang.
Raşi'ye göre Lea'nın gözleri zayıftı.Rashis kommentar siterer en rabbinsk tolkning av hvordan Leas øyne ble svake.
Ancak Birleşik Silla iç çekişmeler yüzünden zayıfladı ve Goryeo'ya 935'te teslim oldu.Det fremdeles ustabile Silla ikke hadde noe å stille opp og overgav seg til Goryeo i 935.
En dışardaki kuleler en zayıf olanlarıdır.Områdene i høyfjellet er tynnest befolka.
Birinci Pön Savaşı'nın en belirgin politik sonucu Kartaca'nın deniz gücünün zayıflama çökmesidir.Kanskje var det mest umiddelbare politiske resultatet av krigen Karthagos nedgang som stormakt til sjøs.
Ancak Kosigin'in 1965 yılında bir ekonomik reform önerisi sonrasında konumu zayıfladı.Det er omstridt hvorvidt Kosygins reformer fra og med 1965 hadde noen positiv effekt.
Kütleçekimi, doğanın dört temel etkileşiminin en zayıf yönüdür.Gravitasjonskraften er generelt den svakeste av de fire kreftene i naturen.
Albümün genel teması insanın zayıflığı, başarısızlığı ve enaniyetidir.Temaet som går gjennom hele albumet er menneskets svakhet, feil og arroganse.