Bu da millî şuurun zayıflığına sebep olmuştur.Todo aquello que se origina en la debilidad.
Zayıflama, sigarayı bırakma gibi amaçlarda da kullanılmaktadır.También se utiliza para los tratamientos para dejar de fumar.
Asit Baz belirteçleri zayıf asit veya zayıf bazdırlar.Muchos compuestos farmacéuticos son ácidos débiles o bases débiles.
Onun zayıflık diğerleri gibi yüzmek olamaz.El single no tuvo mucho éxito como los demás.
Köyde, içme suyu şebekesi vardır ama çok zayıftır.Tenemos una sociedad civil, ahora mismo es muy débil.
Genç kayınlar yarı gölge olan yerleri tercih eder ve bol güneşli yerlerde zayıf olarak gelişirler.Las plantas jóvenes requieren una media sombra, mientras que las adultas deben situarse a pleno sol.
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.La popularidad de la reina estaba totalmente destruida.
Karşılaştıkları savunma mevzileri zayıf biçimde korunduğu için birkaç saat içinde düştü.Le pregunté si dos horas para preparar una defensa le parecía un tiempo suficiente.
Rusya'nın zayıflığı büyük ölçüde, köhnemiş askeri ve bürokratik bir otokrasiyle yöneltilmesinden geliyordu.El cine mexicano, por su parte, se había estancado por líos burocráticos y sindicales.
Bizanslılar kısa bir süre için zayıf bir direnç gösterdi ve ardından bozguna uğradı.Los bizantinos resistieron infructuosamente durante un corto tiempo y perecieron.
Nabız zayıflar ve hızlanır.La tensión muscular decrece y la respiración se suaviza.
Ekonomik alanda zayıf siyasi kararlar ekonomik sorunların baş göstermesine yol açtı.En el ámbito económico, su gobierno adoptó duras medidas para afrontar el agravamiento de la crisis económica.
Fuat Paşa zayıf ve çok uzun boylu idi.Shafter mismo estaba enfermo y muy débil.
Iyonlar, proteindeki zayıf iyon bağlarına etki eder.Los iones interfieren con los débiles enlaces iónicos de las proteínas.
Kuvvet oldukça zayıftır.La resistencia fue muy débil.
TurboGrafx-16, Kuzey Amerika pazarında zayıf pazarlama nedeniyle düşük satış rakamı elde etti.El TurboGrafx-16 falló en mantener un momentum en las ventas o hacer un gran impacto en Norteamérica.
Branas bunu bir zayıflık ve korkaklık işareti olarak aldı.Lisa toma esto como una señal de buena suerte.
Bu antibiyotiklerin hepsi bakterilerin hücre çeperlerini zayıflatırlar.Estas membranas de micro-filtración retienen todas las bacterias.
Anti-sera etkisi de bu kalkanın zayıflamasına ve ısının düşmesine sebep oluyor.La consecuencia es que esa zona de pulmón se va retrayendo y colapsando.
Cooper bağlanmanın zayıflığının önemi olmayan çekici potansiyelin varlığında olduğunu göstermiştir.McCoy destaca que la compasión es algo de que los ordenadores carecen.
Stüdyo finansal olarak oldukça zayıftı.Económicamente el rango es muy bajo.
"Dışarıda kalan, hem güçlü hem de zayıftır.El esfínter es más débil o fuerte y difuso.
Zayıflamam gerektiğini sanmıyorum.Non mi sembra che tu debba dimagrire.
Takımımızın kazanma şansı zayıf.La nostra squadra è improbabile che vinca.
Çin şu anda giderek yerli yenilikleri amaçlamakta ve kalan zayıflıkları düzeltmeyi hedeflemektedir.La Cina sta ora puntando sempre di più sull'innovazione interna e mira a riformare le restanti debolezze.
Osmanlı kuvvetlerinin bu alanda zayıf olduğunu düşünüyordu.Egli riteneva che le forze ottomane nell'area fossero di scarsa entità.
O zamana kadar Çek operası pek az temsil edilen birkaç zayıf eserden oluşmaktaydı.L'opera ceca era stata, fino a quel momento, rappresentata da una serie di opere minori di rara esecuzione.
Serena van der Woodsen zayıf, güzel, ve "mükemmel" olarak anlatılır.Serena van der Woodsen è descritta come una "bellezza eterea e perfetta".
Numa Pompilius'un ölümünün ardından barışın ruhunun zayıfladığı görülür.Dopo la morte di Numa Pompilio lo spirito di pace sembrò indebolirsi.
Ayrıca çok zayıf bir sinyaldir.Il suo segnale è inoltre estremamente debole.
Ancak Fitnat bunu kendisi için uygun görmez, sürekli zayıflar, hastalanır.Non farà loro alcun male e ti sarà utile” (L'Ascesa dell'Ombra, Cap.
Süveyş Krizi, Britanya'nın Orta Doğu'daki gücünü zayıflatsa da tamamen yok etmedi.Nonostante che la crisi di Suez avesse indebolito il potere britannico in Medio Oriente, esso non cadde.
Broşürler ve halk oylamaları ile "Escher Sistemi"ne karşı mücadele edip, politik etkisini zayıflattılar.Con pamphlet e assemblee popolari si lottò contro il «sistema Escher», indebolendone infine l'influsso.
Ailesi maddi olarak çok zayıftı ve bütün gün çalışmak zorunda kaldı.La famiglia era molto povera e la ragazza era costretta a lavorare ogni giorno.
Seleukoslar, zayıflamaktaymış gibi gözüküyorlardı.Le due donne notarono che sembrava nervoso.
Yaşlı ya da zayıf hastalarda dozun azaltılması önerilir.Negli anziani e nei pazienti debilitati i dosaggi devono essere ridotti.
Ana madde: Claudius Claudius uzun süre ailenin geri kalanı tarafında zayıf ve aptal biri olarak görülmüştü.Claudio era stato a lungo considerato un debole ed un pazzo dal resto della famiglia.
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Un sistema immunitario scarsamente efficiente è inoltre un fattore di rischio per la malattia.
Bu türe de var olma olasılığı çok zayıf olduğundan pek ilgi gösterilmemektedir.Non è da stupirsi che questa porta sia stretta, quanto invece che esista.
Aşılar viral proteinleri ya da zayıflatılmış veya öldürülmüş virüsleri (antijenler) içerebilir.I vaccini possono essere costituiti da virus vivi, attenuati o morti, o da proteine virali (antigeni).
Bu zayıf bir rivayettir.Porta una corona ridicola.
Üç olasılık içinde en karmaşık olan yol bu olduğu için, gerçekleşme ihtimali en zayıf olandır.Nel tremendo confronto a tre, ad avere la peggio è proprio Vathek.
Cooper bağlanmanın zayıflığının önemi olmayan çekici potansiyelin varlığında olduğunu göstermiştir.Cooper ha mostrato che tale legame avviene in presenza di un potenziale attrattivo, anche se molto debole.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.A ogni piè sospinto Dappertutto, in ogni dove.
Fakat Alman kuvvetlerinin bu bölgede zayıf olduğu kabul ediliyordu.Inoltre le forze tedesche presenti nella regione furono fortemente sottostimate.
Örneğin güçlü oyuncu 2 dakika süreyle oyuna başlarken zayıf oyuncu 5 dakika süreyle başlayabilir.Ad esempio, il giocatore più forte ha due minuti per partita, mentre quello più debole ne ha cinque.
İki hamle: Zayıf oyuncu beyaz taşları alır ve oyuna başlarken art arda iki hamle yapar.Due mosse: il giocatore più debole gioca con il bianco e fa due mosse di seguito all'inizio del gioco.
"'Atasagun çok zayıf ve kapasitesizdi...'".Mai sentita così desiderosa e spinta».
Blood minotaur; daha küçük ve zayıf minotaurlardır fakat normal minotaurlara göre daha çılgındırlar.Minotauro feroce: un minotauro con un grande martello, è un po' più forte in tutto del minotauro normale.
Ancak vücudu zayıf ve genellikle hasta olduğu için çoğu zaman babası ile çalışamamıştır.Non gode di buona salute, infatti è spesso malato.
Politik zayıflığı, III. Nikiforos'un imparator olmasına neden olmuştur.Tuttavia, il sacrificio di Nicea venne quindi fatto, perché Niceforo III potesse diventare imperatore.
Besine ortak olması ise üzerinde yaşadığı canlının zayıf düşmesine ve hastalanmasına neden olur.Perseguitata per la sua fede sopporta con coraggio la prigionia e la malattia che la colpisce.
Zayıf asitler ise suda çok az çözünürler.La sostanza è scarsamente solubile in acqua.
Etki zayıflaması, dijital sinyallerin uzun mesafeler boyunca iletimini sınırlandıran önemli bir faktördür.L'attenuazione è un importante fattore che limita la trasmissione di un segnale su lunghe distanze.
Zardinidis’in ailesi bu birlikteliği onaylamadı, Roza’nn zayıf bir ahlâka sahip olduğunu düşünüyorlardı.La famiglia di Zardinidis non approvava l'accoppiamento, considerando la ragazza di pochi principi morali.
Her zaman daha zayıfını rastlamadım ki..Raramente ho visto qualcosa di più bello.
Gözleri çok zayıf görür ve etraftaki bayanları sürekli taciz eder.È debole di carattere e si sente sempre lasciata indietro dalle compagne.
Güçlü firmalarar zayıfları yokeder.Alle implicature deboli si contrappongono le implicature forti.
Onun zayıflığı yüksek olduğunu.La sua stabilità è molto alta.
Bu oldukça zayıf bir tasarımdı.Il motivo era stato un risvegliato piuttosto debole.