Ve biz seni aramızda zayıf bir adam olarak görüyoruz.Indeed we see you weak in our midst.
Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi.Aaron said: 'My mother's son, the people overpowered me and almost killed me.
Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (aciz) görüyoruz!We do not understand much of what you say. Indeed we see you weak in our midst.
Ayrıca seni içimizde çok zayıf biri olarak görüyoruz.Indeed we see you weak in our midst.
Zayıflar, büyüklük taslayan(önder)ler(in)e: "Biz size tabi idik.Then those who were weak will say to the arrogant [leaders], ‘Indeed we were your followers.
Allah'tır ki sizi zayıflıktan yarattı. Sonra zayıflığın ardından (size) bir kuvvet verdi.It is Allah who created you from [a state of] weakness, then He gave you power after weakness.
Ve zayıflar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: "Bizler, sizlere uymuştuk.Then those who were weak will say to the arrogant [leaders], ‘Indeed we were your followers.
Zayıflar, büyüklük taslamış olanlara: "Biz sizin izleyicileriniz idik.Then those who were weak will say to the arrogant [leaders], ‘Indeed we were your followers.
Çok zayıfpressure tendencyVery poor
Zayıf@ item: inmenuPoor
İLK ZAYIF OLANConstellation name (optional)FIRST SLIM ONE
Bilgisayar ZayıfComputer Weak
Mekanizma çok zayıf.Mechanism too weak.
Zayıf (en hızlı)Weak (fastest)
Zayıf şifrelenmiş ağ (WEP) tooltip of the security icon in the connection listEncrypted network (WPA-EAP)
4) Zayıfsan cinsel tacizi bildirme.4) Do not report sexual harassment if you are thin.
5) Zayıf değilsen cinsel tacizi bildirme.5) Do not report sexual harassment if you are not thin.
Kendi zayıflığımız yüzünden bu hedeflere geçtiğimiz yıl ulaşamamış olmaktan üzüntü duyuyorum.I am just sorry that, because of our own weaknesses, we did not achieve them last year.
AB terörle mücadele şefi: El Kaide zayıfladı, fakat tehditler sürüyorEU counterterrorism chief: al-Qaeda weakened, but threats remain
Ancak gençlerin ve kadınların parti siyasetindeki etkisi henüz zayıf.However, the influence of young people and women in party politics is still weak.
"Bugün istifa etmem zayıflık işareti olur.""It would be a sign of weakness if I were to resign today."
Romanya, zayıflayan hukuk sistemiyla yeni bir içişleri bakanı arıyorRomania searches for new interior minister amid weakened legal system
Loğoğlu, bu krizin demokratik sistemi zayıflatmaktan çok güçlendireceğini öne sürüyor.The crisis, he suggests, is more likely to strengthen the democratic system than undermine it.
Devletin şefkatini zayıflık olarak görenler hata yapıyorlar."Those who perceive the state's compassion as weakness are mistaken."
Bundan günler sonra Rohan, bunun olma olasılığının zayıf olduğunu kabul etti.Several days later, Rohan acknowledged that the chances of that happening were slim.
Cvetkoviç, anlaşmazlığı dondurmanın çok zayıf bir çözüm olduğunun altını çizdi.A frozen conflict is a very poor solution, Cvetkovic pointed out.
Eski komünist rejimden geriye kalan, zayıf ve yetersiz bir yol ve karayolu sistemi oldu.The former communist regime left it with a poor road and highway system.
Yüksek maliyetler ve yüksek fiyatlar Hırvat ürünlerinin rekabet gücünü zayıflatıyor.High costs and high prices make Croatian products uncompetitive.
Belgede "AB gücü yerine geçeceği NATO gücünden daha zayıf olmamalıdır." ifadesi yer alıyor."The EU force should not be weaker than the NATO force it replaces," the paper said.
Ancak anlaşmanın onaylanma şansı zayıf görünüyor.The deal's prospects for approval appear slim, however.
Bakouris, "Krizle birlikte yolsuzlukla mücadele de zayıfladı ama artık bazı iyi şeyler oluyor."With the crisis, the fight against corruption was small, but now some good things are happening.
Mladiç şu anda yaşlı ve zayıf bir adam ve sağlığından endişe ediliyor.Mladic is now an old, frail man and his health is of concern.
Neyse ki örgütün nüfuzu ve finans kaynakları zayıflıyor.Fortunately, its influence is waning and its finances are diminishing.
Frattini, "Seyahatin izlenmesi, terörle mücadele stratejimizdeki zayıf noktalardan biridir."The monitoring of travel is one of the points of weakness in our strategy to counter terrorism.
Bugün Pobjeda'nın üretimi oldukça zayıf.Today, Pobjeda's output is slim.
Sofya, o dönemden bu yana raporda tespit edilen zayıflıkları giderme yolunda adımlar attı.Sofia has since taken steps to address weaknesses identified in the report.
Velchev'e göre asıl zayıflık yolsuzluk davalarının ifşa edilmesinde yavaş kalınmasında yer alıyor.The main weakness, according to Velchev, was in the slow exposure of corruption cases.
Bu iki alan, Arnavutluk, BH; Hırvatistan, Makedonya ve Romanya'nın da en zayıf olduğu özgürlükler.Those two areas appear to be the weakest also for Albania, BiH, Croatia, Macedonia and Romania.
Devlet idaresi hâlâ zayıf ve her kademede iyileştirme gerekiyor."State administration is still weak and must be improved at all levels.
Arnavutluk’ta ihracat zayıf.Albania exports remain weak.
Ancak, alt yapının zayıfligi, ticaret için büyük bir engel olmaya devam ediyor.However, weak infrastructure remains a big hindrance to trade.
Uzmanlar durumdan ülkenin çözüm bulamadığı "sistem zayıflığını" sorumlu tutuyor.Experts blame "systemic weaknesses" that the country has failed to address.
İnsan vücudu için zayıf bir bağışıklık sistemi neyse, toplum için de yoksulluk o demektir.Poverty is to society what a weakened immune system is to a physical body.
Bugüne kadar yargı reformu reform sürecinin en zayıf halkası olageldi.So far, judicial reform has been the weakest link in the reform process.
Zuleeg, zayıf noktalardan birisi olarak "hedeflerin muğlak mantığına" işaret etti.Zuleeg cited the "unclear rationale for targets" as one of its main weaknesses.
Avro bölgesinin "zayıf halkasının" şu anda GSYİH'sının %110'u kadar borcu bulunuyor.The "weak link" in the eurozone currently owes more than 110% of its GDP.
Sosyalist basın bile Papandreu'nun ana rakibi karşısında zayıf göründüğünü kabul etti.Even the socialist media agreed that Papandreou seemed weak against his main opponent.
Yüksek maliyetler, düþük üretim ve zayıf altyapıise diğer faktörler.Other factors include high costs, low production and weak infrastructure.
Rejim devrilirse, İran'ın nüfuzu zayıflayabilir."If the regime falls it could weaken Iran's influence."
Bu durum bütün AK raporlarında bir zayıflık olarak belirtiliyor.All the EC progress reports cite that as a weakness.
Nüfusun daha zayıf kesimlerine Sosyal Yardım Ödemeleri dağıtılacak.Social Assistance Payments would be distributed to vulnerable segments of the population.
Bazı haberlere göre ise bunun olma olasılığı zayıf.According to some reports, the chances of this happening are slim.
Yunanistan, Avro bölgesindeki 16 ekonominin zayıf halkası.Greece is the weak link among the 16 economies in the Eurozone.
Nüfusun yüzde 12-13’ü yoksul, yaklaşık yüzde 33’ü ise ekonomik açıdan zayıf durumda.Some 12 per cent to 13 per cent are poor, and about 33 per cent are economically vulnerable.
İnsan hakları savunucularna göre hükümetin zayıf tepkisi nefret suçlarını yalnızca teşvik ediyor.The government's weak response only encourages hate crimes, human rights advocates say.
Destek görememesi, Kosova ombudsmanını zayıflatıyorLack of support weakens Kosovo's ombudsman
Dünya Ekonomik Forumu: pek çok Güneydoğu Avrupa ülkesi rekabetçilik konusunda zayıf kalıyorWorld Economic Forum: Most SEE countries slip in competitiveness
Fakat yolsuzluk yapmayı kolaylaştıracak daha pek çok zayıf nokta mevcut.However, too many other avenues for corrupt behaviour remain open.
Ancak,yorumcu Lazer Stani'ye göre, "sonuçlar hala zayıf".According to analyst Lazer Stani, however, "results remain poor".
Sırbistan’da da fiyatlar artıyor, ama talebin zayıf olması nedeniyle piyasa durgun.Although prices are also rising in Serbia, the market has been checked by weak demand.