İsrail'e başka hiçbir ulus bu kadar zarar vermemiştir.Ty nezpůsobily v Izraeli žádné škody.
1556: Deprem şehire zarar verdi.1551: požár zpustošil celé město.
Yaklaşık 50 ev zarar gördü.Voda poškodila asi 25 domů.
H360F Üremeye zarar verebilir.H360F: Může poškodit reprodukční schopnost.
18'inci yüzyılda Batı tıp dünyasında masturbasyon genel olarak sağlık açısından zararlı kabul edilirdi.Od 18. století do 30. let 20. století byla masturbace medicínou západních zemí obecně považována za škodlivou.
Bu yasalar: 1. Yasa, Bir robot bir insana zarar veremez.Tyto modifikované zákony zní: Robot nesmí ublížit člověku.
Bunun dışında zararsızdırlar.Jinak byli neškodní.
Zararlı ve tehlikelidirler.Ozbrojené a nebezpečné.
Hayvanlara zarar verir.Je špatné ubližovat zvířatům.
Kişinin verdiği zararı karşılaması, yani tazmin etmesi istenir.Komu jsem ublížil, ať mi odpustí.
Fairbank'ın cezaevindeki yaşam koşulları, sağlığına büyük zarar vermişti.Vazba ve věznici na Pankráci mu podlomila zdraví.
Bazen zarar verebilirler.Někdy mohou být uštěkané.
İnsan ve hayvan sağlığı için zararlı hastalıkların taşıyıcılığı nispeten daha azdır.Způsobují závažnější i méně závažná onemocnění zvířat a lidí.
İlaçlardan birinin zararsız, diğerinin zehirli olduğunu söyler.Jedna z nich je neškodná, druhá otrávená.
Şiddet, kalıcı fiziksel zarar veya ölümle de sonuçlabilir.Nesprávné použití může způsobit trvalé poškození zdraví nebo i smrt.
Kimseye zarar verilmemelidir.Nesnese, aby bylo komukoliv ubližováno.
Çiçek bahçelerinde özellikle kökleri kemirerek zarar verirler.Ve sklenících poškozují hlavně květiny.
Bu savaşta siviller de zarar gördü.Válka způsobila i civilní oběti.
Ayrıca 2050 ev ise kısmen zarar görmüştü.V roce 1945 byla chata částečně zbourána.
Bu zararlı ışınların filtrelenmesi yeterli olur.Vhodné je ozařování ultrafialovými paprsky.
Pek çok gemi de kötü bir şekilde zarar görmüştü.Obě lodě byly mírně poškozené.
Saldırıda onlarca araç ve çevredeki birçok de ev zarar görmüştür.Exploze poškodila desítky domů a zaparkovaných automobilů v okolí.
Köylüye herhangi bir zarar vermemişlerdir.Rolníci přece neprovedli nic špatného!
Oysa prusik düğümün aynı durumda herhangi bir zararı bulunmaz.Fyzický popis čupakabry není ve všech svědectvích stejný.
O da zararlıysa, onu da yapmaz.A taky zničený, nelhal jsem.
H201 Patlayıcı; kütlesel patlama zararı.Nuclear Blast . (anglicky) HammerFall.
H302 Yutulması halinde zararlıdır.H302: Zdraví škodlivý při požití.
Kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlar.V případě důvěryhodného a škodlivého procesu jsou provedeny odpovídající kroky.
Bu mallara zarar veren kişiler ölüm cezası ile cezalandırılırdı.Zvíře s takovýmto zraněním je odsouzeno k smrti.
Erken dönemdeki zararı önemlidir.Včasná diagnóza je velmi důležitá.
Kalın bağırsak zarar görmüş veya yangılıysa su emilmesi engellenir ve sulu dışkı meydana gelir.Spočívá v tom, že kyčelní kloub a kloubní jamka do sebe nepřesně zapadají anebo nejsou zcela vyvinuty.
Bu zarar genç fidanlarda gelişmeyi engeller.Choroba způsobuje netvárný růst mladých borovic.
0- Bir robot insanlığa zarar veremez veya hareketsiz kalarak insanlığın zarar görmesine izin veremez.Ten říká: 1) Robot nesmí ublížit člověku nebo svou nečinností dopustit, aby bylo člověku ublíženo.
Daha ziyade zararsızdır.V úhrnu převážně neškodná.
Zarar yüz milyonları buldu.Škoda půjde do desítek milionů.
Bu sırada mührünün yarısı zarar görür.Téměř polovina plodů zemře v děloze.
1711 yılında şehir yine yangından zarar gördü.V roce 1761 opět postihlo město obrovský požár.
Bu yüzden belirsizlik zararsızdır fakat göreceli parçacıklar için öyle değildir.Vzhled ale není to jediné, co je na nich výjimečného.
Çoğunlukla da zarar ederler.Ale většinou mu jen škodí.
Tapınak II. Dünya Savaşı sırasında Tokyo Bombardımanı'nda ağır zarar gördü.Velká část byla těžce poškozena během spojeneckého bombardování Tokia za druhé světové války.
Bu reaksiyon faydalı veya zararlı olabilir.Mohou být prospěšní nebo nebezpeční.
İçmeyi bırakmış alkoliklerden oluşan bu grup, insanları alkolün zararlarıyla korkutmaya çalışıyordu.Skupina byla založena bývalými pijany, kteří se pokoušeli odrazovat občany od konzumace alkoholu.
Kömürün briketlemesinde ekonomik olup ve sağlığa zararlı olmayan bazı katkı maddelerini geliştirdi.Firma zařadila do svého sortimentu ekologické podlahy, které neškodí zdraví.
Bu rüzgarlar bazen mahsule zarar verebilmektedir.Tyto druhy někdy způsobují rozsáhlé škody na olistění.
Yapıya herhangi bir fiziki zarar verilmedi.Nepůsobí tedy žádná fyzická zranění.
Acele edin, yoksa beyin zarının zarar görme ihtimali var" demişti.Mizí pomalu, pokud vůbec, takže tvoří potenciál pro chronickou toxicitu“.
Tom, nadiren Jerryi yemek için yakalamıştır, sadece ona zarar vermeye çalışır.Neustále Erica provokovala a snažila se manipulovat s rodiči, aby nikdy vina nepadla na ni.
2009 yılının Mart ayı bitiminde net zarar 431 milyon Amerikan dolarıydı.Na konci roku 2008 byla EA ve ztrátě 641 milionů dolarů.
Otuz Yıl Savaşları sırasında şehir yağmalandı ve zarar gördü.Za třicetileté války byla obec vypálena a zpustla.
Ateşten zarar görmez.Také ji nijak neubližuje oheň.
Öldürmez ama insana bedenen zarar verir.Nezabíjí, ale těžce ohrožuje svým jedem.
Eğer bir kimse Tanrı'nın varlığına inanmıyorsa, bundan sonsuz zararlı çıkacaktır ve çok az kazancı olacaktır.Bůh nestvořil člověka, aby se mýlil, byť občas.
Sabah olunca Daenerys zarar görmemiş şekilde küller içinden çıkar.Následující den ráno je Herb odpojen od přístrojů.
İlaçlar hem bitki hem de insan sağlığına zararlı olmaktadır.Roztoči a klíšťata škodící zdraví člověka.
Genelde zararsız ve uysaldırlar.To bývá většinou zavalité a nečlánkované.
Bu da evliliğine zarar veriyordu.Její manželství se tím rozpadá.
O dönemde her bakıma büyük zararlar görmüştür.Byl v té době ovšem značně zchátralý.
Gelgit barajları doğaya zararlı değildir.Zahrady nejsou věrnou napodobeninou přírody.
Buna ek olarak çapraz bağları da zarar görmüş.Ta pochopitelně sloužila i okolním vsím.
Bu sırada depremden zarar gören askeri binaları onarımının yapılması yönünde çaba sarf etti.Mezitím se rozběhly velké opravné práce na zničené infrastruktuře státu.