O da zararlıysa, onu da yapmaz.كما لن يكون قادر على مساعدتك إذا سقط هو أيضا.
Yolculara zarar veren haydutları cezalandırır.طبيعة إصابات الركاب الذين كانوا يجلسون فوق الأمتعة.
1999 Gölcük depreminde zarar gördü.تضررت مئذنته خلال زلزال أزميد 1999.
Bangkok'ta büyük bir maddi zarar meydana gelmiş ve turizm endüstrisi de büyük darbe almıştır.ونتيجة للحرب، فقد تعرضت البنية التحتية الاقتصادية لأضرار جسيمة، لا سيما صناعة السياحة ذات الإيرادات الغنية.
Gelen ışık atom ve molekülleri etkilememelidir; incelenen numuneye zarar vermeden sadece onu yoklamalıdır.يجب على التدفق الساقط أن لا يؤثر على الذرات أو الجزيئات، يجب أن يكون فقط لسبر الجسيمات المدروسة.
Bu rahatsızlığın en büyük zararı arka dişlerde aşınma meydana getirmesidir.أخطر ما يقوم به هذا السم هو التسبب في إحداث إحصار أذيني بطيني.
Biyolojik tehlikeler: İnsan vücuduna zarar verebilir biyolojik ajanlardır.تمييز الوكلاء عن الكائنات: الوكلاء أكثر استقلالاً من الكائنات.
Ada, Yunan İsyanı sırasında da zarar gördü.قُتل أيضا الأتراك الموجودون في الجزر الإيجية في عهد الهيمنة اليونانية.
Karbon dioksit bazen insanlara zarar verir.ثنائي أوكسيد الكربون مضر بالإنسان أحيانا.
Ona zarar verebilirdin.ممكن ان تأذيه
Alkol karaciğere zarar verir.الحكول يضر الكبد
İki günü eşit olan zarardadır.من استوى يوماه فهو مغبون.
İki günü eşit olan zarardadır.من تساوى يوماه فهو مغبون.
Küçük çocuklara zarar vermeyin.Não faça mal a crianças pequenas.
Madde 5 Yasa sadece topluma zarar verebilecek eylemleri yasaklar.Art. 5.º A lei proíbe senão as ações nocivas à sociedade.
Bu arada Mikerinos Piramidi'ne büyük zararlar verdi.Porém, ele conseguiu danificar a Pirâmide de Miquerinos.
"Kendimizi bilgiye kapatamayız ve milyonlarca insanın orada zarar gördüğü gerçeğini yoksayamayız."Não podemos fechar-nos à informação e ignorar o fato de que milhões de pessoas estão sofrendo por aí.
Kawashima beyine kalıcı zarar veren endirekt kanıtlar buldu.Kawashima não encontrou nenhuma evidência direta de dano cerebral permanente.
Calvário Tanrı'ya sesleniyor ve sevgilisine zarar vermeyi itiraf ediyor.Calvário dirige-se a Deus e confessa ter feito sofrer a sua amante.
Geri kalan planörler zarar görmeden iniş yaptı.O resto dos planadores aterrou sem qualquer dano.
Erişim tarihi: June 18, 2011. ^ "10 Kasım 1992: Axl Rose Mülke Zarardan Suçlu Bulundu".Consultado em 3 de janeiro de 2012 «November 10, 1992: Axl Rose is found guilty of property damage».
Bana zarar veremezsin.Eu não vos faço mal.
Richardson, sanat eserine zarar vermekten altı ay hapis cezasına mahküm edildi.Richardson foi sentenciada a seis meses de prisão, o máximo permitido pela destruição de uma obra de arte.
Sonunda Peter ve Chris aralarını düzeltir ve golf topları ile arabalara zarar verir.No fim, Peter e Chris se reconciliam e acertam as bolas de golfe em direções erradas.
Endonezya en ağır zararı alan ülkeydi, onu Sri Lanka, Hindistan ve Tayland izledi.Em número de vítimas, a Indonésia foi o país mais atingido, seguida por Sri Lanka, Índia e Tailândia.
Pek çok gemi de kötü bir şekilde zarar görmüştü.Alguns navios ficaram muito danificados.
USPSTF, bu testin potansiyel faydalarının beklenen zararlarına üstün olmadığı kararına varmıştır.Eles concluem que os benefícios potenciais do teste não superam os danos esperados.
Rüzgarın olmaması Doria'nın zararınaydı.A falta de vento não estava a favor de Doria.
Birkaç ay sonra yelkenlisi tamir edilemeyecek düzeyde zarar gördü.Após alguns meses, o barco ficou avariado demais para ser reparado.
Katrina'nın ormancılık sanayisine verdiği zarar $ 5 milyar olarak tahmin edilmektedir.A perda total para a indústria madeireira devido ao Katrina é calculada como mais de 5 bilhões de dólares.
Uzun süreli steroid tabletleri kullanımının da kayda değer zararları bulunur.O tratamento prolongado com comprimidos de esteroides está associado a efeitos adversos significativos.
Arapların Mısır ve Suriye'yi alması, Bizans'ın ticaretine zarar verdi ve başkentin tahıl stoğunu etkiledi.A invasão árabe do Egito e da Síria afectou o comércio bizantino e o abastecimento de grão à capital.
1830'da, Mısır kuvvetleri yöneten İbrahim Paşa kaleye bazı zararlar verdi.Em 1830, uma expedição egípcia liderada pelo uale Ibraim Paxá causou algum dano ao castelo.
Hiçbir silah tarafından zarar görmemektedir.Nenhuma arma foi disparada.
2008 yılında ahşap pagoda bir kundaklama sonucu çıkan yangında ağır zarar gördü.Em 2008, o pagode de madeira em cima do portão foi seriamente danificado por um incêndio criminoso.
Deflasyonda, alıcılar karlı çıkar, borçlular zarar eder.A deflação recompensa os poupadores e pune os devedores.
Yağış ve nemin azalması doğal bitki örtüsüne zarar vermiştir.Falhas técnicas de som e segurança quase estragam a festa.
Vali, Meghan'ı kollarına alır ve ona hiçbir şeyin zarar vermesine izin vermeyecğini söyler.O Governador promete a Meghan que ele vai mantê-la a salvo de qualquer coisa que possa prejudicá-la.
Sigaranın zararlarını azaltır.O cigarro piora a dispepsia.
Kendisine göre tıbbın ilk kuralı “Primum non nocere” (Önce zarar verme!) ilkesidir.Fazê-lo é reerguer o velho principio primum non nocere.
Primum non nocere, "Önce, zarar verme!" anlamına gelen Latince deyiştir.Primum non nocere ou primum nil nocere é um termo latino da bioética que significa "primeiro, não prejudicar".
11 Eylül saldırıları sırasında kompleks ağır zarar görmüştür.O edifício passou por grandes danos durante os ataques de 11 de setembro de 2001.
Bu durumda devlete ve onun zararlı kurumlarına ihtiyaç kalmazdı." demiştir.Nesse caso, o clube não tem os poderes da polícia e das autoridades judiciárias ".
Ayrıca hukukun üstünlüğünü, kamu yararını hükümetin zararlarına karşı da korumaktadır.Os atributos, se elevados em relação ao dano, também protegiam contra o dano.
Kendisine zarar veren, vermeye kalkan kişileri kesinlikle affetmez.Assim, são incapazes de compartilhar o perdão com aqueles que os ofendem.
Gerçi bu kaza sonrasında hiç kimse yaralanmadı, fakat trenin motoru şiddetli bir şekilde zarar gördü.Ninguém ficou gravemente ferido, mas o ônibus de turnê da banda foi seriamente danificado.
Rey ışın kılıcını yakalar ve Ren ile tek başına savaşır, sonunda onu zararsız hale getirir.Rey então pega o sabre de luz e consegue vencer o Ren, que já estava ferido.
Chris Taylor ise suçsuz insanlara zarar veren askerlerle tartışmaktadır.Para Adam Smith, o Estado é quem atrapalhava a liberdade dos indivíduos.
Lizzie kimseye zarar vermek istememektedir.Ronnie já não pode ridicularizar mas ninguém.
Kendine zarar vermeyi seven Edwards'ın ayrıca fazla alkol kullanımı ve yemek yememe sorunları da vardı.Há também controvérsia sobre onde e como Henri consumiu bebida alcoólica.
Genelde zararsız ve uysaldırlar.Normalmente é perpendicular e arredondada.
Çoğu zararlı durumun gerçekleşmesinin nedeni kullanıcının dikkatsiz davranışlarıdır.A maioria das contaminações ocorre por ação do usuário.
Bu işlemin hastaya hiçbir zararı söz konusu değildir.O teste não apresenta nenhum risco para o paciente.
Ek olarak, kadınlar erkeklere oranla tütünün zararlarına karşı daha büyük hassasiyet gösterirler.As mulheres são mais suscetíveis aos efeitos nocivos do fumo do tabaco do que os homens.
Upir olan Olivia, insanlara zarar vermekte sakınca görmez.Quem sabe assim eva para de incomodá-los.
Imjin Savaşı ağır zarar görmüş olup 1608'de yeniden inşa edildi.A fachada oeste foi construída em 1688 e reconstruída em 1804.
1822 yılında büyük bir yangın sonucu şehrin büyük bir kısmı zarar gördü.Houve um incêndio em 1872 que queimou a maior parte da área.
Miken Uygarlığı'nın büyük şehir ve sarayları bu dönemde zarar görmüş ve terkedilmişti.Os grandes palácios e cidades dos micênicos foram destruídos ou abandonados.
Bu dosyalar bilgisayar solucanı veya virüs gibi zararlı içerikler içerebilir.Esses arquivos poderiam conter conteúdo malicioso, tal como um worm ou um vírus de computador.
Kabile (Oymak) putları, tüm putların en önemlisi ve en zararlısıdır.De todos elas, supertubos é a principal e mais importante.