Ana içeriğe geç
Sözlük

zamanla ile cümle

zamanla kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Ve son zamanlarda tek bir öykünün derinliklerine daha da dalmak ilgimi çekmeye başladı.And recently, I've become interested in diving much more deeply into a single story.
Uyanıkken boynumda duran fotoğraf makinesiyle; uyurken tripod ve zamanlayici ile.When I was awake, with the camera around my neck. When I was sleeping, with a tripod and a timer.
Zamanları vardır.They have time.
Gerginlik zamanlarında, geleceğinizin ortak olduğunu unutmak kolaydır.In times of tension, it's easy to forget that your future is shared.
Gölde kayık sürerdik, güzel zamanlardıWe rolled a boat in a lake, having good times
O zamanlar Prenses Yin Chi 10 yaşındaydı.Princess Yin Chi was only 10 at that time.
İlk zamanlar bana yardım edersin.As my assistant at first.
Evet, bir zamanlar öyleydi.Yes, it's been a long time.
Bu salak olmadığı zamanlar burası daha huzurlu oluyor.This place is very peaceful without this fool.
O zamanlar böyleydi.That's what it was like then.
Harika zamanlardı, değil mi?It's been a blast, hasn't it?
Buraları, insanların en sinirli zamanlarında, çocukların alındığı saatte incelediler.They studied those daycare centers at the time of highest tension, which is pick-up time.
Fazlasıyla zamanları var fakat yeterince paraları yok.You both have too much time on your hands and not much money.
Yaklaşımı o zamanların İncil'i haline geldi. Amerika'nın Stilistlerine Teşekkürlerle...Priznanje ameri�kih stilista
Hatta Newfoundland'da bile bir zamanlar morina yakaladığımız yerde bile bir denizanası çiftliği var.Even in Newfoundland where we used to catch cod, we now have a jellyfish fishery.
Bu yüzden son zamanlarda bu soru üzerine çok düşünüyorum.So I have been thinking about this question a lot lately.
Ve 10 yıl fazladan zamanla, belki de biraz daha fazla oyun oynamaya zamanınız olabilir.And with 10 extra years, you might even have enough time to play a few more games.
O zamanlar bunun kontrol edilemez bir durum olduğunu düşünüyordum.I thought at the time that this was an intractable condition.
MS hastalığına uğramış beynlerin zamanla büzüldüğünü biliyordum.I knew that brains afflicted with MS, overtime, shrank.
Ben son zamanlarda Holmes az görmüştü.I had seen little of Holmes lately.
Nadiren o söylüyor hariç, diğer zamanlarda gider.Seldom goes out at other times, except when she sings.
Ve ortalama olarak sadece bunların inşaat süresi, tüm planlama zamanları hariç, 7.1 sene.And the average, just for the construction time of these, is 7.1 years on top of any planning times.
Ve böylece bilgisayara bulaşmaya başladım o zamanlar.And so I began to sort of mess with the computer at the time.
Zamanlarını adetaThey're merely passing the time.
Bunun yerine, aynı şeyi söyleyin, ve dostlarınızla eğlenceli sözcük zamanları geçirin.Instead, say the same thing, and have fun word times with your buddies.
Yüzünü görmek olduğu zamanlardaWhen All I want is to see
İyi zamanlarımız, ilginç zamanlarımız oluyor, ve tabi bazen sıkıntılı zamanlarımız da.There's good times; there's interesting times; and there's some stress times too.
İşte bu Charlie Chaplin'in "Modern Zamanlar"ından bir klip.So this is a clip from Charlie Chaplin's "Modern Times."
O zamanlar o forumun formatı Japonya dışında pek bilinmiyordu.That format of forum, at that time, was not well-known outside of Japan.
Boş zamanlarında ticaret yapabileceği mallara sahip olabilir.She may have possessions that she would like to trade at times she doesn't need them.
Kadınlar zamanlarını ya suyun peşinde... ...yada çocuklarının ölümünü izlemek için harcıyorlar.And women shouldn't have to spend four hours a day looking for it, or watching their kids die.
Zor zamanların dışında hep en iyisini yapmaya çalıstılar.They tried to make the best out of a difficult time.
Godtfred zor zamanlarını başı dik bir şekilde atlattı.Godtfred took the hard times with his head held high.
Ellerinizi kirletmenin gerekli olduğu zamanlar vardır.There is a time you have to get your hands dirty.
Burası annemin eviydi, o zamanlar daha anne değildi.This was my mothers home, before she was mother.
O zamanlar Kenya'da ATM'si olan tek bir banka vardı.At that time, there was only one bank that had ATMs in Kenya, and we could not get cash.
Hukuk eğitimi için hangi okula gitmek istediğimi sorunca o zamanlar lisans içinIt was like, "Where do you want to go?" And to me at that time university --
O Cambridge'de bir zamanlar Newton'un bulunduğu ve şimdi Stephen Hawking'in bulunduğu görevdeydi.He held the post that Newton held at Cambridge, and that was recently held by Stephen Hawking.
Annem son zamanlarda onu tatlı bir yerde bulunmaktadır.My mom is in her mellow place lately.
Yani, eğer sağlıksız insanlarla vakit geçirirseniz bu durumun zamanla büyük bir etkisi olacaktır.So, if you hang out with unhealthy people, that's going to have a measurable impact over time.
New York Borsa'sının GPS zamanlamasının bilgisayar korsanları tarafından manipüle edildiğini gördüm.I saw the GPS-derived timing of the New York Stock Exchange being manipulated by hackers.
Kısaca Bolt'un koşusu, zamanla hızının ilişkisi böyle bir şey olacakAnd so his distance part against time might be a curve that looks something like this.
O zamanlar çok seksiydin!You were so hot back then!
Bir zamanlar da ben popüler değil miydim?Wasn't I popular at one point? That's all foam, foam.
Bu yüzden diğer zamanlarda istediğin gibi gel git.So come or go as you please during other times.
Seol'un o zamanlar afazisi vardı ve konuşamıyordu.Seol had aphasia then and couldn't speak.
Genç bir kadınken, uzun periyodlarla üç kez farklı zamanlarda psikiyatrik hastanelerde bulundum.As a young woman, I was in a psychiatric hospital on three different occasions for lengthy periods.
Son zamanlarda, bunun çok fazla değişebileceği keşfedildi.Now, recently, it has been found that it can change a lot.
Yani bu zor ve kolay zamanlardan geçti, savaş ve barış'tan, gelişme ve gerileme dönemlerinden.I mean this went through thick and thin, through war and peace, through boom times and recessions.
Bu bağlamda o zamanlar ofisime bir beyefendi geldi.In that context a gentleman came to my office at that time.
Ve o zamanlar medya sistemleri hakkında ne biliyordum?And what did I know at that time about media systems?
Son zamanlarda, kendimizi aştık, zaman zaman yüzde 7 talep ediyoruz.Lately we are going wild, charging seven percent from time to time.
Çünkü o zamanlarda büyürken, bu "erkek kutusu"yla olan ilişkimizde,Because for me growing up at that time, and our relationship with this man box,
(Gülüşmeler) Çünkü hepsi aynı zamanda başladılar ve o zamanlar 20'lerindediler.(Laughter) Because they all started at the same time with the boom about 20 years ago.
Onlar tüm zamanlarda para tarafındalar.They are on the money side all the time.
Ve bu yüzden bu geçiş belki de tüm zamanların en önemli geçiş.And so this transition is perhaps the most important transition of all time.
Utah Üniversitesi'nde, maraton koşanların bitiriş zamanlarını izlemeye başladılar.At the University of Utah, they started tracking finishing times for people running the marathon.
- Bu moda oldu son zamanlarda.Cut!" (FineBros) This has become a thing.
Bilirsiniz, sıklıkla maddi zamanlarda yaşadığımız söylenir, hepimizin açgözlü olduğu.You know, we're often told that we live in very materialistic times, that we're all greedy people.
Son zamanlardaki yenilikler sayesinde bunu artık oldukça iyi yapabiliyoruz.And many advances now, we can do that fairly readily.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
zamanla ile cümle - Sayfa 29 - zamanla kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App