Belki zamanla burada iki gerekecek, böylece.So that maybe you'll have two here over time.
Amerika'daki zamanlardan bahsediyorum.I'm talking about the time in the States we went...
Trev, anladığım kadarıyla yaşadığın kötü zamanlar olmuş.Trev, I understand you've been living it rough for quite some time now.
Kahramanlık zamanlarında.This was heroic time.
Son zamanlarda, Flickr "etiketleme" (tagging) adında bir fonksiyon ekledi.Recently, Flickr has added an additional function called tagging.
Oran, bu deneyde zamanla aynı şeydir, ve mesafenin zamana bölünmüş hali olması gayet mantıklıdır.Rate is the same thing as speed, and it makes sense that it's distance divided by time.
Zamanlarını yazalım.So let's write their speeds.
Dünya, ilk zamanlarda kuyrukluyıldız yağmuruna tutuldu.In the early days of the Earth, the Earth was bombarded by comets.
Güzel zamanlar geçirdim.I had a good time.
Burada da biraz rastgelelik var çünkü, Bağımsız Diplomat'ı kurduğum zamanlardaThere's a bit of randomness here too because, when I was beginning Independent Diplomat,
Kolay değil, çünkü müşterilerimiz, tanımı itibariyle, diplomatik olarak zor zamanlar geçiriyorlar.It's not easy, because our clients, by definition, are having a difficult time, diplomatically.
Bir zamanlar 19. yy Almanya'sında bir kitap vardı.Once upon a time in 19th century Germany, there was the book.
O zamanlarda bu kitap hikaye kitaplarının kralıydı.Now during this time, the book was the king of storytelling.
Vay canına, son zamanlarda yetenekleri iyice arttı bunların.Their skills have developed nowadays, huh? Ah, seriously...
İşin gerçeği, son zamanlarda kötüye gidiyor.It has gotten worse lately.
Bu, savaş zamanlarında kalkan olarak da kullanılmıştı.I even made a living shielding gambling house con artists.
Fakat belli ki, o zamanlar böyle bir sorun yoktu.But apparently that was not an issue at the time.
Zamanla su şehir içinden akıyor.And the water flows through the city with time.
Aradım, çünkü son zamanlarda, rahatsız edici rüyalar gördüm.I called because I have had disturbing dreams for the past few days.
Bence bu film, 'The Road' son zamanlarin izlemesi en zor filmlerinden biri.I think this film is one of the hardest watches of modern times, "The Road."
Doktorlarımızın kim olduğumuza dair bir fikri yok, ve bize ayıracak yeterli zamanları yok.Our doctors don't know who the hell we are, and they don't have enough time for us.
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.They don't have the time to get to know us.
Taşındıktan sonra herkesle yakınlaşıp zor zamanlar geçirmektense,Rather than having a hard time moving after getting close to everyone...
*"Bir zamanlar gençken...* *...yumruđumu vurduđum her taţý kýrarým zannederdim."*When I was young, I thought I could break every stone that I put my fist on
Son zamanlarda bunlar gibi daha işbirlikçi projelere doğru eğiliyorum.I've been leaning towards more collaborative projects like these, lately.
O zamanlarda yaşıyoruz.Well, ladies and gentlemen, we live at one of those times.
"O, bir zamanlar cauterised sahip olmak gerektiğini," dedi Mr. Huxter, "tüm özellikle iltihaplı. ""He ought to have it cauterised at once," said Mr. Huxter; "especially if it's at all inflamed."
Zaman için "Sadece zamanlaması hava durumu yıl, "denizci hiçbir reddi dedi."Just seasonable weather for the time of year," said the mariner, taking no denial.
Birisi son zamanlarda sanki daha fazla yan yatak örtüleri depresif orada oturuyor.On the further side the bedclothes were depressed as if someone had been recently sitting there.
O zamanlar, tedavinin zengin ülkelerde var olduğu zamanlardı.This was at a time that treatment actually existed in rich countries.
Noel günü bir grup fotografçıyla Bangkoktaydım. bir telgraf aldım (o zamanlar telgraf vardı)And on Christmas Day,
Bana bir zamanlar okuldayken tanıdığım çok sert bir matematik öğretmenimi hatırlatıyor.I feel a bit about it like I did about a very strict math teacher that I once had at school.
Ayrıca, zamanlamam da pek harika sayılmazdı.And my timing was not great either:
Arta kalan zamanlar benim hikayelerimi oluşturmuyor.Other times, it's not even my stories.
Hepinizin farkında olduğu gibi, zorlu ekonomik zamanlarla karşı karşıyayız.As you're all aware, we face difficult economic times.
Kendi zamanları içinde, kendi adımları ile izlerler.They can watch it at their own time, at their own pace.
Durdurabilirler, kendi hızlarında tekrar edebilirler, kendi zamanlarında.They can pause, repeat at their own pace, at their own time.
Şu an da ise zamanlarının yüzde yüzü bununla geçiyor.Now 100 percent of their time is.
Eğitim verdiğim zamanlarda öğrencilerime hep sorardım,And when I was teaching, I used to always ask the students,
Zamanla nasıl değiştiğini görebilmemiz mümkün değil.We have no way to figure out what happened over time.
İnsanları en güzel zamanlarında öldürüyor.It kills people in the prime of their lives.
Ne mükemmel zamanlama.What perfect timing.
Ben son zamanlarda çok değişti.I've changed a lot lately.
Ho-jin beni Eun-soo ile yaptığı zamanlarda hakkında her şeyi anlattı.Ho-jin told me everything about his times with Eun-soo.
Pavlov ve arkadaşları, böylesi koşullu tepkilerin zamanla ortadan kalkmasını araştırdılar.Pavlov and others studied the extinction over time of such conditioned responses.
New York Times' a ve Vanity Fair'in son zamanlardaki çabalarına rağmen. onlar arkadaş değillerdir.Despite the New York Times' and Vanity Fair's best efforts recently, they're not brothers.
Ailem, bana bakması için, annesi bir zamanlar köle olan bir kadın getirmişti.And my family brought in a woman whose mother had been a slave to take care of me.
- Zamanlar Oracle gibi şirketler sırf savunma amaçlı olarak patent departmanları tesis ettiler.Gradually companies like Oracle were forced to set up patent departments just for defensive reasons.
Bu da zamanla ilgili bir konu.And this is a timely issue.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.So this is a timely problem.
Yani o zamanlar böyle düşünülüyordu ve bu şahıslar bu delikleri açtılar.So this was the thinking back then, and these individuals made these holes.
Bu basit bir akışkan ve bu, zamanla karmaşık bir yapıya doğru gelişiyor.And it's just a simple fluid and it, over time, develops into this complicated structure.
Sessiz filmlerin olduğu zamanlardaIn the old days of the silent movies --
Ve şimdi size o zamanlarda yapılanla ilgili küçük bir çekim izletmek istiyorum.And I'd just like to show you a little footage of what he did back then.
Bir zamanlar, Scarlet köpek dövüşlerinde yem olarak kullanılıyordu.Once upon a time, Scarlet was used as bait in dog fights.
Ya da bir zamanlar çekirdek denen yapıdaki değişim.He's got a little bit of a stub of green there.
Ve modern zamanlarda dünyanın ilk halk parkı Ingilteredeydi.And the world's first public park of modern times was in Britain.
Ve bu çok kullanışlı bir şey çünkü ilk zamanlar sadece bir doğrunun eğimini bulabiliyorduk.And actually, it turns out that this is the definition of the derivative.
Bir zamanlar ettiğimiz yemini hatırlıyor musun?Remember what we swore?
Son zamanlarda çokça kullandığım özellikle ilginç bir yöntem evrimin kendisidir.One method that's particularly interesting that I've been using a lot lately is evolution itself.