Bazen tren zamanında gelmez.At times the train doesn't arrive on time.
Doğruyu söylemek gerekirse onu zamanında bitiremedim.To tell the truth, I couldn't finish it in time.
Patron, işe zamanında gelmediği için Mike'ın işine son verdi.The boss gave Mike the ax for not coming to work on time.
Son tren için tam zamanında vardık.We are just in time for the last train.
Trafik çok yoğun değilse zamanında gidebilmemiz lâzım.We should make it if the traffic isn't too heavy.
Yoğun trafiğe rağmen havaalanına zamanında varmayı başardım.In spite of the heavy traffic, I managed to get to the airport in time.
Zamanında yapılan eylem gelecekteki sorunu engeller.Prompt action prevents trouble in the future.
Kar zamanında varmamızı engelledi.The snow prevented us from arriving on time.
Gemi limana tam zamanında geldi.The ship arrived at the port on schedule.
Ailem, benim büyük büyükbabamın zamanında Tokyo'da yaşamak için geldi.My family came to live in Tokyo in my great-grandfather's time.
Eğer erken kalkarsan okula zamanında varabilirsin.If you get up early, you can be in time for school.
Erken kalk ve zamanında ol.Get up early, and you'll be in time.
Koşmazsan zamanında varamazsın.You won't be in time unless you run.
Biz zamanında varacak mıyız?Are we arriving on time?
Ülkedeki otobüsler genellikle zamanında gelmezler.Buses in the country do not usually come on time.
Trene zamanında yetişecek miyiz?Will we be in time for the train?
Tren zamanında istasyondan ayrıldı.The train left the station on time.
Trenin zamanında geleceğine inanıyordu.He assumed that the train would be on time.
Lütfen uygun olan en erken zamanında beni ara.Please call me at your earliest convenience.
Yoğun trafiğe rağmen zamanında vardık.In spite of the heavy traffic, we arrived on time.
Japonya'da trenler zamanında işler.The trains run on time in Japan.
Onun zamanında gelip gelmeyeceğinden şüphe ediyorum.I question whether he'll come in time.
Onun zamanında gelip gelmeyeceğinden süpheliyim.I doubt if he will come on time.
Onun zamanında gelme olasılığı çok yoktur.There is not much possibility of his coming on time.
O gelse de gelmese de, partiye zamanında başlayacağız.Whether he comes or not, we'll begin the party on time.
Onun zamanında müdahelesi salgını engelledi.His prompt action prevented an epidemic.
O genellikle zamanında gelir.He usually comes in time.
O, en güzel zamanında öldürüldü.He was cut down in his prime.
Onun zamanında geleceğinden eminim.I'm sure that he'll come on time.
Toplantı için zamanında vardı.He arrived in time for the meeting.
O, onu zamanında bitirmek için elinden geldiği kadar çok çalışmak zorundaydı.He had to work as hard as he could to finish it in time.
Onu zamanında bitirmek için elinden geleni yapacaktır.He will do his best to finish it on time.
Okula tam zamanında vardı.He got to school just in time.
O, son tren için tam zamanında geldi.He was just in time for the last train.
Yağmura rağmen zamanında vardı.He arrived on time in spite of the rain.
Sınıfa zamanında gelebildi.He managed to be on time for class.
Toplantıya zamanında gelmeyecek.He won't be in time for the meeting.
O okula zamanında geldi.He was in time for school.
O, son otobüs için tam zamanında vardı.He was in time for the last bus.
Geçtiğimiz yılın bu zamanında Filipinler'de geziyordu.He was traveling in the Philippines this time of last year.
O, ilk trene bindi ve oraya tam zamanında vardı.He caught the first train and got there just in time.
O zamanında geldi.He arrived in time.
Okula koştu, zamanında vardı.He ran to school, arriving in time.
O, zamanında oraya varabildi.He managed to get there in time.
Oraya zamanında varmak için bir taksiye bindi.He took a taxi to get there in time.
O zamanında gelmeyi başaramadı.He failed to come on time.
O, onların zamanında gelmesi gerektiğini vurguladı.He stressed that they must arrive punctually.
Bir randevuya her zaman zamanında varır.He is always on time for an appointment.
Randevuya zamanında geldi.He was in time for the appointment.
Tren için zamanında varacak.He will be in time for the train.
Trene zamanında yetişmek için acele etti.He hurried so as to be in time for the train.
Trene zamanında yetişmek için elinden geleni yaptı.He did his best to be in time for the train.
Sen hiç onların zamanında geldiğini fark ettin mi?Have you ever known them to come on time?
Onlar tam zamanında vardılar.They were just in time.
Onların hepsi zamanında konuşmaya çalıştı.They all tried to talk at one time.
Köprüyü yapmayı zamanında bitirdiler.They finished building the bridge on time.
Onun zamanında geleceğine dair küçük bir umut var.There is little hope that she will come on time.
Onun zamanında gelip gelmeyeceği şüphelidir.It is doubtful whether she will come on time.
O kesinlikle zamanında gelecek.She is certain to come on time.
O, otobüs için zamanında gelmişti.She was in time for the bus.