Son zamanlarda bir çok hileli iğrenç olaylar vardı.Recently there have been a lot of nasty incidents with fraud.
Kar fırtınasında korkunç zaman geçirdik.We had a terrible time in the blizzard.
Coşku içerisinde, 30 dakikalık bir show-zamanı çok çabuk geçti.In all the excitement the 30 minute show-time passed in a flash.
O zaman, NATO Bosnalı Sırpların üslerini bombaladı.At that time, NATO bombed the bases of the Bosnian Serbs.
Tehlikeli bir madde yuttuğun zaman, yapman gereken şey ne yuttuğuna bağlıdır.When you swallow a dangerous substance, what you need to do depends on what you swallowed.
Her zaman olduğu gibi, bu defa da son dakikada çalıştım.This time, the same as always, I crammed at the last minute.
Zaman zaman daha akademik biriyle detaylı bir konuşma yapmak istiyorum.I like to have a deep conversation with a more academic person from time to time.
Japonlar ne zaman parlatılmış pirinç yemeye başladılar?When did the Japanese start eating polished rice?
Açık havada daha fazla zaman harcayan çocukların miyop riski daha düşüktür.Children who spend more time outdoors have a lower risk of myopia.
Ne zamandır Şangay'dasın?For how long are you in Shanghai?
Parti ne zaman?When is the party?
Açıkçası, onun konuşmaları her zaman sıkıcı.Frankly speaking, his speeches are always dull.
Son zamanlarda sürekli yağmur yağıyor.It's been raining all the time recently.
Her zamankinden daha fazla bir sağlık bakım sistemi reformu gerekli.More than ever, a reform of the health care system is needed.
Sen her zaman diğer tarafı da dinlemelisin.You should always listen to the other side, too.
Biz her zaman işe giderken postaneye yakın yürürüz.We always walk by the post office on the way to work.
O ne zaman gitti? Öğleden sonra dörtte miydi yoksa beşte miydi?When did she leave? Was it at four or five PM?
Ev ödevimi bitirmek için daha fazla zamana ihtiyacım var.I need more time to finish my homework.
O her zaman erken kalktı.She always got up early.
Son zamanlarda nasıl oldun?How have you been recently?
Kobralar her zaman çok tetiktedirler.Cobras are always very alert.
Kutsal Kuran bize, Allah'a inançlı olmayı ve her zaman doğru konuşmayı emreder.As the Holy Koran tells us, "Be conscious of God and speak always the truth."
Venedik'te her zaman çok turist vardır.In Venice, there are always lots of tourists.
O, ne zaman dönecek?When will he be back?
Güle güle! Daha fazla zamana sahip olduğunda, geri gel ve oyna!Goodbye! When you have more time, come back and play!
Ne zaman bu şarkıyı dinlesem, onun gülümsemesini düşünürüm.Whenever I hear this song, I think of his smile.
Su içebilirsin fakat aynı zamanda da onun yürümesine izin verebilirsin.You can drink water, but you can also let it walk.
"Ne zaman geri geleceksin?" "Bu tamamen havaya bağlı.""When will you come back?" "It all depends on the weather."
Boş zamanımda hep klasik müzik dinlemenin tadını çıkarıyorum.I always enjoy listening to classical music in my free time.
Akşam yemeği için zamanında eve gitmediğin için babandan özür dilemelisin.You should apologize to your father for not getting home in time for dinner.
Ayıracak zamanımız var.We have time to spare.
Okumak için zamanım yok.I don't have time for reading.
Yatmanın zamanı geldi de, geçiyor.It's high time for bed.
Bazı insanlar gazete okurlar ve aynı zamanda TV izlerler.Some people read the newspaper and watch TV at the same time.
Bu çiçekler sadece güzel değil, aynı zamanda güzel kokuyorlar.These flowers aren't only beautiful, but they smell nice.
Ne zaman bu şarkıyı duysam gençliğimi hatırlarım.Whenever I hear that song, I remember my youth.
Nezaketini her zaman hatırlayacağım.I'll always remember your kindness.
Her zaman mutlu görünüyordu fakat asla değildi.She always looked happy, but never was.
Her zaman müzik dinlerken çalışır.She always studies while listening to music.
Gittiğin zaman seni çok özleyeceğim.When you go, I'll miss you very much.
Çoğu zaman olduğu gibi, o bir gazete okurken yemek yer.As is often the case, he eats while reading a newspaper.
Bir aptal her zaman başkalarının aptal olduğuna inanmaktadır.A fool always believes that it is the others who are fools.
Bir aptal her zaman başkalarının da aptal olduğuna inanır.A fool always believes that it is the others who are fools.
Hayatta omlette olduğu gibi, zamanlama da önemlidir.In life as with omelets, the timing is important.
Tanrı olmasaydı, o zaman her şeye izin verileceğine karar verdi.He decided that if God didn't exist then everything was permitted.
Gelecek sefer onun ne zaman geleceğini bilmiyorum.I don't know when he'll come next time.
Sanırım ona yardım etmek için tüm çabalarım sadece benim zaman kaybım olacak.I think all my efforts to help her will just be a waste of my time.
Sabahları her zaman yedi civarında uyanırım.In the morning I always wake up around seven o'clock.
Kahramanlar her zaman geç gelir.Heroes always arrive late.
Öğrenciler oyuna çok zaman harcarlar.Students spend a lot of time playing.
Ben her zaman onun sütunlarını ilgi ile okudum.I always read his columns with interest.
Bu, onun her zaman söylediği şeylerden biridir.This is one of the things he always says.
Neden onun bir maaş zammı talebini reddettiniz?Why did you turn down his request for a pay raise?
Keşke o zaman onun talimatlarını takip etseydim.I wish I had followed his instructions at that time.
Bütün söylediği zamanı geldiğinde öğreneceğimizdi.All she said was that we would know when the time came.
O şarkıyı duyduğum her zaman,lise günlerimi düşünürüm.Every time I hear that song, I think of my high school days.
Ben her zaman yürürüm.I always walk.
Ne zaman eve gidiyorsun?When are you going home?
Onlar hiç zamanında geldiler mi?Have they ever come on time?
Ben onlara düğün günlerinin ne zaman olduğunu sormak istiyorum.I want to ask them when their wedding day is.