Amaçlar her zaman araçları meşru kılmaz.The end does not always justify the means.
Sorun ne zaman başlanacağıdır.The question is when to start.
Kapıyı kapatma zamanı geldi.It is time to shut the gate.
Randevuya zamanında yetişeyim diye taksiye bindim.I took a taxi so that I would be in time for the appointment.
Belirlenen zamanda buraya gelmeyi ihmal etme.Do not fail to come here by the appointed time.
Her zaman söz verilen zamanda gel.Always come by the time promised.
Ne zamana kadar eczanen açık kalır?Until what time does your pharmacy stay open?
İthalat düzenlemeleri son zamanlarda gevşetilmiştir.Import regulations have been relaxed recently.
Yuko Denver'e ne zaman gelecek?When will Yuko come to Denver?
Arkadaşım Güneş şimdi ve her zaman üzerimde parlar.My friend Sun shine on me now and ever.
Arkadaşıma kupa verildiği zaman sevinçle bağırmaktan başka bir şey yapamadım.I could not but cheer when my friend was handed the trophy.
Etkili bir katalizör olmadığı zaman cihazı geliştirmek zor olurdu.It would be difficult to improve the device when there is no effective catalyst.
Daha çok oyun çalışmak için daha az zaman anlamına gelir.More play will mean less time to study.
Eğlence için hâlâ çok zamanım var.I still have a lot of time for fun.
Akşam yemeği zamanı.It's time for dinner.
Şimdi akşam yemeği zamanı, ve uçuş görevlileri akşam yemeğini servis etmeye başlarlar.It is now dinner time, and flight attendants begin to serve dinner.
Akşam yemeği hazır, bu yüzden istediğimiz zaman yiyebiliriz.Dinner is ready, so we can eat whenever we want.
Akşam yemeği ne zaman servis edilecek?What time will dinner be served?
Akşam yemeğini ne zaman alırsın?What time do you have supper?
Akşam yemeğinden sonra, ben her zaman kendimi uykuya dalmakta bulurum.After supper, I always find myself falling asleep.
Boş zamanını iyi kullanmayı dene.Try to make good use of your spare time.
Ayıracak bol zamanımız var.We have plenty of time to spare.
Maddi gücün yettiği zaman bir kenara biraz para koymalısın.You should put aside some money when you can afford to.
Ne zaman gelirsen gel, bana bildir.Let me know whenever you come.
Önümüzdeki yıl bu zamanda çok sıkı çalışıyor olacağız.We will be studying very hard this time next year.
Ne zaman isterseniz, çiçek sizindir.The flower is yours for the asking.
Yerleştiğin zaman beni ara.Call me when you get settled in.
O yumurta yediği zaman kurdeşen olur.He gets hives when he eats eggs.
Fırtına zamanında ulaşmamızı engelledi.The storm prevented us from arriving on time.
Fırtına onun zamanında ulaşmasını engelledi.The storm prevented her from arriving on time.
Kâr elde etmek için mücadele eden komisyoncular her zaman kitabına göre oynamıyorlar.Brokers struggling to make a profit don't always play by the book.
Seyahat edecek zamanım yok.I can't afford the time to travel.
Sadece ebeveynlerim değil fakat aynı zamanda kız kardeşim de benim fikrime karşı.Not only my parents but also my sister is against my opinion.
İyi kitaplar her zaman okumaya değer.Good books are always worth reading.
Bitişikteki köpek her zaman havlıyor.The dog next door is always barking.
Primatlar sadece maymunları değil fakat aynı zamanda insanı da kapsıyor.The primates include not only the apes, but also man.
Tren yola çıkmadan önce biraz zaman var.There is a little time before the train departs.
Tren geç kalmış olsa bile, biz zamanında gittik.Even though the train was late, we made it in time.
Trenimizi yakalamak için bol zamanımız var.We have ample time to catch our train.
Trene yetişmek için yeterli zamanımız var.We have enough time to catch the train.
Tren yerine bir uçağa binerek kayıp zamanı telafi edebilirsin.You can make up for lost time by taking an airplane instead of a train.
Tren zamanında ulaştı böylece biz beklemek zorunda olmadık.The train arrived on time, so we didn't have to wait at all.
Tren zamanında hareket edecek mi?Will the train leave on time?
Tren istasyona zamanında geldi.The train arrived at the station on time.
Trenler zamanında geliyorlar.Trains were arriving on time.
Trenler zamanın gerisinde çalışıyor.The trains are running behind time.
Tren zamanında ayrıldı.The train left on time.
Trenin zamanında gelmesi pek mümkün görünmüyor.It seems unlikely that the train will arrive on time.
Sen ne zaman benimle temas kuracaksan lütfen onu telefonla yap.When you contact me, please do so by phone.
Sendika patronları ücret zammı dondurma mücadelesi veriyorlar.The union bosses are fighting the freeze on wage hikes.
Yaşlılar her zaman gençlerden daha akıllı değildir.The old are not always wiser than the young.
Hikaye çok uzun zaman önce başlar.The story begins far in the past.
O her zaman pisti ve yeterince yiyecek verilmemiş gibi görünüyordu.He was always filthy and looked like he wasn't given enough food.
Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon?
Hey,teslimat tarihine az zaman kaldı,biliyor musun?Etrafta şaşkın şaşkın gezmeyi bırak.Hey, there's no time left till the deadline, you know? Stop hanging around in a daze!
O zaman benim için yaptıklarının hepsi için sana teşekkür ederim.Thank you for all you did for me that time.
Buradaki hayata alışmak biraz zamanımı alacak gibi görünüyor.It seems like it will take me a while to get accustomed to life here.
Onun seni sırtından ne zaman bıçaklayacağı hiç belli olmaz.There's no telling when she'll stab you in the back.
Zor ve üzüntülü zamanlarda diğer insanlar için bir şey yapmaya çalışırız.In hard times, in sorrowful times, let's try doing something for other people.
Daha sonra köpeğe bakacak zamanımız olup olmadığını düşünelim.Next, let us think about whether we have the time to look after a dog.