O, her zamanki ücretin iki katını ödedi.He paid double the usual fare.
O zamanında gelmeyi başaramadı.He failed to come on time.
O, düştüğü zaman yaralandı.He got hurt when he fell down.
Onun kızgın olduğu zaman ayağa kalkma alışkanlığı vardır.He has the habit of standing up when he is angry.
Her ne zaman kızsa, bozuk dil kullanır.He uses foul language whenever he gets angry.
Kızgın olduğunda her zaman bana bağırıyor.He always yells at me when he is angry.
Kitabı bitirdiği zaman bana ödünç vereceğini söylüyor.He says that he will lend me the book when he is done with it.
Okumak için yeterli zamanı olmadığından yakındı.He complains of not having enough time to read.
Her zaman Japonca eğitimi almak istedi.He always wanted to study Japanese.
O, Pazar günleri her zaman evde kalır.He's always at home on Sundays.
Pazar günleri her zaman evde değildir.He's not always at home on Sundays.
O yaşlanıyor ama her zamanki kadar sağlıklı.He is getting old, but he is as healthy as ever.
O her zaman rakipleri tarafından yapılan hatalardan yararlanır.He always takes advantage of the mistakes made by his rivals.
O, onların zamanında gelmesi gerektiğini vurguladı.He stressed that they must arrive punctually.
Yorgun olduğu için her zamankinden daha erken döndü.Since he was tired, he turned in earlier than usual.
O her zaman ön sırada bir koltuk aldı.He always took a seat in the front row.
O hiçbir zaman babasının söylediklerini önemsemez.He never takes any notice of what his father says.
O meşguldü, ama bana şehri gezdirmek için zaman ayırdı.He was busy, but he took the time to show me around the city.
O her zaman kitlelerden uzak duruyor.He always stands aloof from the masses.
O on yıl önce İtalya'ya gitti ve o zamandan beri orada yaşıyor.He went to Italy ten years ago and has lived there ever since.
Bir randevuya her zaman zamanında varır.He is always on time for an appointment.
Randevuya zamanında geldi.He was in time for the appointment.
O her zaman sözlerini yerine getirir.He always fulfills his promises.
O sadece gelmedi fakat aynı zamanda bana yardım etmeyi önerdi.Not only did he come but he also offered to help me.
Tren için zamanında varacak.He will be in time for the train.
Trene zamanında yetişmek için acele etti.He hurried so as to be in time for the train.
Trene zamanında yetişmek için elinden geleni yaptı.He did his best to be in time for the train.
Ne zaman geleceğini tahmin etmek mümkün değil.There is no telling when they will come.
Onların ne zaman varacağını biliyor musunuz?Do you know when they will arrive?
Evlendikleri zaman her ikisi de yalan söylememek için yemin ettiler.When they got married, they both swore to never lie.
Sen hiç onların zamanında geldiğini fark ettin mi?Have you ever known them to come on time?
Onların neredeyse hiç zamanı kalmadı.They hardly have any time left.
Onların büyük gününün ne zaman olduğunu onlara sormak istiyorum.I want to ask them when their big day is.
Onların zamanının çoğu kısmi zamanlı işlerde harcanır.A lot of their time is spent on part-time jobs.
Onlar ne zaman bir konser verecekler?When will they give a concert?
Onlar her zaman birbirlerinin boğazına sarılırlar.They are always at each other's throats.
Her zaman para konusunda tartışıyorlar.They are always arguing about money.
Onlar her zaman tartışıyorlar.They are always quarreling.
Onların her zaman parası az.They are always short of money.
Onlar her zaman köpeği kapıya bağlı tutar mı?Do they always keep the dog tied to the gate?
Onlar her zaman şakalar yapıyorlardı.They were always making jokes.
Onlar her zaman toplum önünde tartışıyorlar.They are always quarrelling in public.
Onlar her zaman ebeveynlerine itaat etmiyorlar.They don't always obey their parents.
Ebeveynlerine her zaman itaat etmezler.They don't always obey their parents.
Onlar bir zamanlar birbirlerine yardım etmişlerdi.They had once helped each other.
Sadece onlar değil aynı zamanda ben de öğretmen tarafından azarlandım.Not only they but also I was scolded by the teacher.
Evlerinden ayrılırlarken zaman kaybetmediler.They lost no time in leaving their home.
Onlar o zaman okul çocuklarıydılar.They were school children then.
Onlar o zaman beş parasızdı.They were badly off at that time.
Onlar o zamana kadar on yıl evliler.They had been married for ten years by that time.
Artık kıt kanaat geçinmek zorunda olmayacakları zamanı dört gözle bekliyorlardı.They looked forward to a time when they would no longer have to live from hand to mouth.
Onlar hasta adamı hastaneye götürmede hiç zaman kaybetmedi.They lost no time in getting the sick man to a hospital.
Onlar tam zamanında vardılar.They were just in time.
Onlar birlikte güzel bir zaman geçirdiler.They had a lovely time together.
Onlar kart oynayarak zaman geçirdiler.They killed time playing cards.
Onlar Roma'da iyi zaman geçirmiş gibi görünüyorlar.They seem to have had a good time in Rome.
Ayıracak zamanları olmadığından dolayı aceleyle kasabaya geri döndüler.Because they had no time to spare, they hurried back to town.
Zaman geçirmek için birbirleri ile sohbet ettiler.They chatted with each other to pass the time.
Onların hepsi zamanında konuşmaya çalıştı.They all tried to talk at one time.
Onlar düğünün zamanını ve yerini belirlediler.They set the time and place of the wedding.