O her zaman başı dertte olan insanlara yardım etmeye hazırdı.He was always ready to help people in trouble.
Son zamanlarda kendini biraz gergin hissediyor.He's been feeling a little on edge recently.
Son zamanlarda o gerçekten iyi bir kişi oldu.Recently he's become a really nice person.
O son zamanlarda hoş bir iş buldu.He got a nice job recently.
O, son zamanlarda bir şirket kurdu.He set up a company recently.
O son zamanlarda bunalımlıdır.He is depressed lately.
O, son otobüs için tam zamanında vardı.He was in time for the last bus.
Geçtiğimiz yılın bu zamanında Filipinler'de geziyordu.He was traveling in the Philippines this time of last year.
İş onun zamanının çoğunu tüketir.Work absorbs most of his time.
O, ilk trene bindi ve oraya tam zamanında vardı.He caught the first train and got there just in time.
Çocukken her zaman televizyon izliyordu.He was always watching TV when he was a child.
Ne zaman başım derde girse yanımda oldu.He stood by me whenever I was in trouble.
O bana düşünecek zaman vermedi.He didn't give me time to think.
O bana o zaman çok yorgun olduğunu söyledi.He told me that he was very tired then.
Bana kitap okuyacak zamanı olmadığını söyledi.He told me that he had no time to read books.
Sadece bana değil aynı zamanda köpeğime de seslendi.He called out not only to me but also to my dog.
O sadece bana yardım etmeyi reddetmedi fakat aynı zamanda beni azarladı.Not only did he refuse to help me, but also he scolded me.
Zamanını iyi kullanmayı biliyor.He knows how to make good use of his time.
Onların zamanını aldığı için onlardan özür diledi.He apologized to them for taking up their time.
Zamanını boşa harcadığı için pişman.He regrets having wasted his time.
Boşa zaman kaybını onaylamadı.He didn't approve of wasting time.
O sadece zaman öldürüyor.He is just killing time.
O zamanında geldi.He arrived in time.
O, zaman zaman beni ziyaret etti.He occasionally visited me.
O zaman zaman bana yazdı.He wrote to me from time to time.
O zaman zaman iş gezilerinin dışında çok seyahat etmez.He doesn't travel much apart from occasional business trips.
Evinin yandığını gördüğü zaman, şuurunu kaybetti.He lost his reason when he saw his house burn down.
O her zaman karısına karşı doğru olduğunu söylüyor.He says he has always been true to his wife.
Tüm zamanını tarih çalışmalarına adadı.He devoted all his time to the study of history.
Her zaman odasının küçük olmasından yakınır.He is always complaining of his room being small.
O, kayıp zamanı telafi etmek için acele etti.He hurried on to make up for lost time.
O her zaman kızların peşinde.He's always chasing girls.
O ne zaman Tokyo'ya gelse bizimle kalır.Whenever he comes up to Tokyo, he stays with us.
Her zaman patronunu şikâyet ediyor.He is always complaining about his boss.
O her zaman insanların tarafındaydı.He was always on the people's side.
Durumu fark etmek onun biraz zamanını aldı.It took him a while to realize the situation.
O, son zamanlarda jipini yeni bir Mersedesle değiştirdi.He recently traded in his jeep for a new Mercedes.
İnsanlar ona karşı geldiği zaman o sinirlenmek eğilimindedir.He tends to get angry when people oppose him.
İnsanlar çoşkuluyken, o her zaman uzak durur.He always stands off when people are enthusiastic.
O dürüst bir adam ve her zaman öyle kalacak.He is an honest man and will always remain so.
O, her zaman bana karşı naziktir.He's always been kind to me.
Bana bir zamanlar nasıl bir zengin adam olduğunu anlattı.He told me how he had once been a rich man.
Başkaları hakkında her zaman kötü şeyler söylüyor.He is always saying bad things about others.
O, her zamanki kadar geveze.He is as talkative as ever.
O, onun her zamanki hali.He is his usual self.
O her zamanki kadar tembel.He is as lazy as ever.
O her zamanki kadar çok çalışıyor fakat fakir kalıyor.He works as hard as ever, but he remains poor.
Onlar her zamanki kadari çok çalışırlar.They work as hard as ever.
Her zamanki gibi, o bir sulu gözlüdür.He's a crybaby, just like always.
O, her zamanki gibi genç görünüyor.He looks as young as ever.
Her zamanki kadar nazik.He is as kind as ever.
Her zamanki kadar zavallı.He is as poor as ever.
O her zaman fakir kaldı.He always remained poor.
O, her zamanki gibi fakir görünüyor.He looks as poor as ever.
O her zamanki kadar meşgul.He is as busy as ever.
O her zamanki kadar meşgul görünüyor.He seems as busy as ever.
Okula koştu, zamanında vardı.He ran to school, arriving in time.
Hızlı koşarak kaybolan zamanı telafi etti.He made up for lost time by running fast.
O, zamanında oraya varabildi.He managed to get there in time.
Oraya zamanında varmak için bir taksiye bindi.He took a taxi to get there in time.