Onlar sadece protestoyu görmezden gelmediler, aynı zamanda basına yalan söylediler.Not only did they ignore the protest, they also lied to the press.
Onlar bu zamana kadar eve gelmiş olmalıdır.They must have arrived home by this time.
Köprüyü yapmayı zamanında bitirdiler.They finished building the bridge on time.
Onlar zaman zaman bizi ziyaret ederler.They visit us from time to time.
Tüm gün birlikte oynayarak zaman geçirmeyi severlerdi.They loved to spend all day playing together.
Kışın onlar her zaman kayak yapmaya giderler.They always go skiing in winter.
Onlar aynı zamanda başladılar.They started at the same time.
Onlar yorgun olduğu için her zamankinden daha erken döndüler.Since they were tired, they turned in earlier than usual.
Onu yolculuğa çıkmaktan vazgeçirmeye çalışırken zor bir zaman geçirdim.I had a hard time trying to talk him out of taking the trip.
Ona zaman verin.Give him time.
Onu ziyaret ettiğim zaman, sıcak karşılandım.I was welcomed whenever I visited him.
O son zamanlarda çökmüş görünüyor.She seems down lately.
Onun ne zaman ve nerede doğduğu belli değildir.It is not clear when and where she was born.
Onun ne zaman Londra'ya gideceğini bilmiyorum.I don't know when she will leave for London.
Onun raporu yazması uzun bir zaman aldı.It took a long time for her to write the report.
Onun ne söylediğini anlamak uzun bir zaman aldı.It took a long time to take in what she was saying.
Onun zamanında geleceğine dair küçük bir umut var.There is little hope that she will come on time.
Onun zamanında gelip gelmeyeceği şüphelidir.It is doubtful whether she will come on time.
Onun ne söylediğine pişman olacağı zaman gelecektir.The time will come when she will regret what she has said.
Sadece o değil aynı zamanda ebeveynleri de partiye davet edildi.Not only she but also her parents were invited to the party.
Onu ne kadar zamandır tanıyorsun?How long have you known her?
O, akşamı sıkıcı ve ilgi çekmeyen, kısaca, bir zaman kaybı buldu.She found the evening boring and uninteresting, in short, a waste of time.
Çoğu zaman olduğu gibi o, bu öğleden sonra toplantı için geç kaldı.As is often the case with her, she was late for the meeting this afternoon.
Ona ne zaman döneceğini sor.Ask her when she will come back.
O her zaman öğretmeninin söylediği her şeyi not alır.She always writes down every word her teacher says.
Onun şarkı söylemesi her zamanki gibi çok etkileyiciydi.Her singing was very impressive as usual.
Onun düğünü ne zaman yapılacak?When will her wedding be held?
Onun düğünü ne zaman düzenlenir?When will her wedding be held?
Onun varlığında ben her zaman sinirlenirim.I always get nervous in her presence.
Onun oğlu bir ana kuzusu. O her zaman onunla olmak zorunda.Her son is a mama's boy. He has to be with her all the time.
Hafta içi her zaman meşguldür.She is always busy on weekdays.
Nobel ödülünü kazandıktan sonra her zamanki kadar mütevazı kaldı.After winning the Nobel prize, she remained as modest as ever.
O, her zamanki kadar çok çalışır.She studies as hard as ever.
O, pencereyi ne zaman kırdı?When did she break the window?
O, her zaman emirler veren biri olmak zorunda.She always has to be the one giving orders.
O, her zaman sözünü tutar.She always keeps her word.
O her zaman altıda kalkar.She always gets up at six.
Her zaman büyükannesini yürüyüşe götürür.She always takes her grandmother for a walk.
O her zaman temiz giyinir.She is always neatly dressed.
O her zaman oraya gider mi?Does she always go there?
O, her zaman herkese karşı naziktir.She is always kind to everyone.
Her zaman piyano çalışıyordu.She was always practicing the piano.
O her zaman topu kaçırıyor.She is always missing the ball.
O her zaman süt alır.She always buys milk.
O, her zamankinden daha çok para harcadı.She spent more money than usual.
O her zaman İngilizce konuşur.She always speaks in English.
O her zaman bir şey hakkında şikayet ediyor.She is always complaining about something or other.
O her zaman yeni bir şey dener.She always tries something new.
Onu sevmiyorum, çünkü her zaman hava atıyor.I don't like her, because she always puts on airs.
O her zaman hava atıyor.She's always putting on airs.
O, her zaman erkek kardeşleriyle tartışıyordu.She was always quarreling with her brothers.
Öğleden sonra o her zaman boştur.She is always free in the afternoon.
O her zaman mutlu görünüyordu.She always looked happy.
O her zaman mutlu görünüyor.She always looks happy.
O, her zaman şansıyla övünür.She always boasts of her luck.
Her zaman pahalı elbiseler alır.She always buys expensive clothes.
Her zaman pahalı elbiseleri alıyor.She is always buying expensive clothes.
O her zaman siyah giyinir.She is always dressed in black.
O, her zaman çocuklarına istediklerini yapmalarına izin verir.She always lets her children do what they want to.
Her zaman çocuklarına özen gösterir.She always takes care of her children.