Ana içeriğe geç
Sözlük

zam ile cümle

zam kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
7
ORT. KELİME
Seni uzun zamandır görmedim. Seni en son ne zaman gördüğümü hatırlıyor musun?I haven't seen you for ages. Do you remember when I saw you last?
Bana zamanınızdan birkaç dakika ayırır mısınız?Can you spare me a few minutes of your time?
Dünyanın sonu ne zaman gelecek?When will the world come to an end?
Dünya ne zaman sona erecek?When will the world come to an end?
Başarılı olmak istiyorsan zamanını iyi kullan.If you want to succeed, use your time well.
Başarılı olmak istiyorsanız zamanınızı iyi kullanın.If you want to succeed, use your time well.
Başarı her zaman azimlinin tarafındadır.Success is always on the side of the persevering.
Siyasi farkındalık edinmek zaman alır.Developing political awareness takes time.
Bir politikacı her zaman aldığı paranın hesabını verebilmeli.A politician must always be able to account for money he receives.
Doğru zaman nedir?What's the right time?
Doğru ile yanlışı ayırmak her zaman kolay değildir.It is not always easy to separate right from wrong.
Dürüstlük her zaman karşılığını vermez.Honesty doesn't always pay.
Dürüstlük her zaman en iyi politika değildir.Honesty is not always the best policy.
Sadece öğrenciler değil fakat aynı zamanda onların öğretmeni de tatil istiyor.Not only the students but also their teacher wishes for holidays.
Yaşamın nasıl ve ne zaman başladığı hala bir gizemdir.How and when life began is still a mystery.
Bir zamanlar İngiltere'de çok kötü bir kral yaşarmış.Once there lived a very wicked king in England.
Uzun zaman önce, genç bir adam vardı.A long time ago, there was a young man.
Bir zamanlar küçük bir adada yaşlı bir kadın yaşıyordu.Once there lived an old woman on a small island.
Uzun zaman önce, küçük bir adada yaşlı bir kral yaşarmış.A long time ago, there lived an old king on a small island.
Bu şehirde bir zamanlar zengin bir adam yaşardı.There once lived a rich man in this town.
Bir zamanlar bu adada yaşlı bir adam yaşarmış.There once lived an old man on that island.
O şarkıyı uzun zaman önce söylediğimi hatırlıyorum.I remember singing that song long ago.
Keşke bir zamanlar sahip olduğum tonu ve atikliği geri alabilsem.I wish I could get back the tone and nimbleness I once had.
Bir zamanlar köyün çıkışında küçük güzel bir ev varmış.Once upon a time, there was a pretty little house way out in the country.
Bir zamanlar, güzel bir prenses yaşıyordu.Once upon a time, there lived a beautiful princess.
Uzun zaman önce küçük bir adada yaşlı bir kral yaşarmış.Long, long ago, there lived an old king on a small island.
Uzun zaman önce köyün birinde yaşlı bir adam yaşarmış.Long, long ago, there lived an old man in a village.
Uzun, uzun zaman önce yaşlı bir adam ve karısı yaşarmış.Long, long ago, there lived an old man and his wife.
Uzun uzun zaman önce güzel bir kız yaşardı.Long long ago, there lived a pretty girl.
Bir zamanlar fakir bir adam ve zengin bir kadın yaşardı.Once upon a time, there lived a poor man and a rich woman.
Sabırlı ve ısrarcı ol. Bu şeyler zaman alır.Be patient and persistent. These things take time.
Kömür her zaman siyah değildir.Coal is not always black.
Bebek her zaman aç görünür.The baby appears hungry all the time.
Lütfen zamanın olduğunda evime uğra.Please drop in at my house when you have a moment.
Açıklama için zaman yoktu.There was no time left for explanation.
Kar zamanında varmamızı engelledi.The snow prevented us from arriving on time.
Biz son zamanlarda senin personel kaydında bir hata keşfettik.We recently discovered an error in your personnel record.
Öğretmenimiz bize ne zaman başlayacağımızı söyledi.Our teacher told us when to start.
Geçen gün bir saat aldım. O, zamanı doğru gösteriyor.I bought a watch the other day. It keeps good time.
Umarım artık savaşın olmadığı zaman yakında gelecektir.I hope the time will soon come when there would be no more war.
Gemi her zaman batmaya hazırdı.The ship was ready to sink any time.
Gemi her zaman batacak gibiydi.The ship was ready to sink any time.
Gemi her zaman batacak durumdaydı.The ship was ready to sink any time.
Gemi limana tam zamanında geldi.The ship arrived at the port on schedule.
Her şeyi hesaba katarsak, partide iyi bir zaman geçirdik.All in all, we had a good time at the party.
Ailem, benim büyük büyükbabamın zamanında Tokyo'da yaşamak için geldi.My family came to live in Tokyo in my great-grandfather's time.
Büyükbabam her zaman bu sandalyede oturur.My grandfather always sits in this chair.
Büyükbabam her zaman, şu ya da bu nedenle söyleniyor.My grandfather was always grumbling about something or other.
Büyükannem her zaman soğuktan şikâyet ediyor.My grandmother is always complaining of the cold.
Büyükannem yaşam tarzını hiçbir zaman değiştirmedi.My grandmother never changed her style of living.
Biz muhteşem bir zaman geçirdik.We had a glorious time.
Sendika yüzde on oranında ücret zammı için baskı yapıyor.The union is pressing for a ten-percent pay hike.
Brown ikizleri, son zamanlarda her ikisi de evlendi, bir parti düzenledi.The Brown twins, both of whom got recently married, held a party.
Takımı desteklemek için ne zaman toplanacağız?When is the pep rally?
Acele et! Çok zamanımız yok.Be quick! We haven't much time.
Umarım kısa zamanda sağlığına kavuşursun.I hope you get well soon.
Eğer erken kalkarsan okula zamanında varabilirsin.If you get up early, you can be in time for school.
Erken kalk ve zamanında ol.Get up early, and you'll be in time.
Her zamanki gibi.Same as usual.
Her zamanki gibi meşgulüm.I'm as busy as ever.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod