Koşmazsan zamanında varamazsın.You won't be in time unless you run.
Oğlum zaman zaman beni görmeye gelirdi.My son came to see me from time to time.
Oğlum ne zaman kötü bir şey yapmıyorsa, uyuyordur.When my son is doing nothing bad, he is sleeping.
Hatamı anca o zaman anlayabildim.It was not until then that I realized my mistake.
Çok sayıda öğrenci yarı zamanlı işler arıyor.Many students are looking for part-time jobs.
Çok zamanı israf ettiğime pişmanım.I regretted having wasted a great deal of time.
Güneş her zaman parlamaz.The sun doesn't always shine.
Güneş her zaman doğudan doğar.The sun always rises in the east.
Taro her zaman burada değil.Taro is not always here.
Cüsseli erkekler her zaman güçlü değildir.Big men are not always strong.
Bekletildiğim zaman canım sıkılır.I get annoyed when I am kept waiting.
Bekletildiğim zaman sinirim bozuluyor.I get annoyed when I am kept waiting.
Bekletildiğim zaman sinirim bozulur.I get annoyed when I am kept waiting.
O, ortaya çıkmadan önce, uzun zaman beklemedim.I had not waited long before she turned up.
O gelmeden uzun zaman önce değildi.It was not long before she came.
Bir üniversite işi çok sana daha çok istirahat zamanı verirdi.A university job would give you a lot more free time.
Genellikle üniversite öğrencilerinin lise öğrencilerine göre daha fazla boş zamanı vardır.Generally speaking, college students have more free time than high school students.
Büyüdüğüm zaman amacım bir doktor olmak.I aim to be a doctor when I grow up.
Uzun zaman önce, çoğu insan mevsimler değiştikçe taşınan gruplarda yaşıyordu.A long time ago, most people lived in groups that moved around as the seasons changed.
Seni son gördüğümden beri uzun zaman oldu.It's been ages since I saw you last.
II. Dünya Savaşı ne zaman patlak verdi?When did World War II break out?
Herkes zor zaman geçirdi.Everybody had a hard time.
Herkesin zor zamanları olmuştur.Everybody had a hard time.
Herkesin zaman zaman ailevi sorunları olur.Everyone has domestic troubles from time to time.
Herkes Tom'dan her zaman iyi şekilde bahseder.Everyone always speaks well of Tom.
Kısa zamanda çok para kazanmak kolay değildi.It was not easy to get a lot of money in a short time.
Çocuklar her zaman okuldan sonra futbol oynamak isterler.Boys always want to play football after school.
Dünyanın ne zaman oluştuğunu tam olarak söylemek mümkün değil.There is no telling exactly when the earth was born.
İnsanlar bir zamanlar dünyanın yuvarlak olduğu fikriyle alay ettiler.People once mocked the idea that the earth is round.
Keşke kayıp zamanı telafi edebilsem.I wish I could make up for lost time.
Sınıfa geç gelen öğrencilerin sayısı son zamanlarda artmaktadır.The number of students who come late to class has lately been increasing.
Diğerleri gönüllü iş yaparken bazıları yarı zamanlı çalışmaya devam eder.Some continue to work part time, while others do volunteer work.
Öğle yemeği için neredeyse zamanımız yoktu.We scarcely had time for lunch.
Şafaktan önce hava her zaman en karanlıktır.It's always darkest before the dawn.
Genellikle ne zaman kalkarsın?When do you usually get up?
Sabah kalktığım zaman hasta hissediyorum.I feel sick when I get up in the morning.
Ben her zaman kahvaltıda kahve ve tost alırım.I always have coffee and toast for breakfast.
Kahvaltı ne zaman ve nerede servis edilmektedir?When and where is breakfast served?
Bizim neredeyse kahvaltı için zamanımız yoktu.We hardly have time to eat breakfast.
Kasaba o zamandan beri çok değişti.The town has changed a great deal since then.
Zamanımı sokaklarda dolaşarak harcadım.I spent my time strolling about the streets.
Beni anlamadan uzun bir zaman önceydi.It was a long time before she understood me.
Uzun zamandır hiç yağmur yağmadı; Aslında, nisan ayının başından beri yağmadı.We've had no rain for ages; in fact, not since the beginning of April.
Uzun, uzun bir zaman aldı.It took a long, long time.
İyileşmek uzun zaman alacak mı?Will it take long to recover?
Bu uzun bir zaman aldı, ama sonunda onu ikna etmeyi başardım.It took a long time, but in the end I was able to convince him.
Kuşlar her zaman yuvalarına dönerler.Birds always return to their nests.
Biz zamanında varacak mıyız?Are we arriving on time?
Erkek kardeşimin odası her zaman dağınık.My brother's room is always a mess.
Erkek kardeşim son zamanlarda çok kabadayı oldu.My brother has been much too rowdy lately.
Erkek kardeşim her zaman aptalca hareket ediyor.My brother is always acting foolishly.
Ben uygun zamanda bunu ona anlatacağım.I will tell it to him at the proper time.
Hava iyi olduğu zaman yatak örtülerini havalandır.Air the bedclothes when the weather is good.
Hava sadece soğuk değil fakat aynı zamanda yağışlı da.The weather was not only cold, but also wet.
Kırsalda kalırken iyi zaman geçirdim.I had a good time while I stayed in the country.
Ülkedeki otobüsler genellikle zamanında gelmezler.Buses in the country do not usually come on time.
Ülkedeki yaşam her zaman sakin değildir.Life in the country is not always tranquil.
Trene zamanında yetişecek miyiz?Will we be in time for the train?
Trene yetişmek için bol miktarda zamanın var.You have plenty of time to catch the train.
Tren zamanında istasyondan ayrıldı.The train left the station on time.