Ancak bu, fazlasıyla zor bir yolculuktu.Mais le voyage aura été extrêmement difficile.
Denizciler güvenli bir yolculuk için ona yakarırdı.Les marines durent se replier sur une position plus sûre pour leurs canots.
Luke yolculuk sırasında Jedi eğitimine başladı.Le maître Jedi a commencé la formation de Luke avec sérieux.
Örnek 1: Zamanın Sonu’ndaki dönemden bir adam geçmişe yolculuk eder ve idam edilir.Une heure après ce passage, un homme arrive, épuisé.
Yolculuk iki buçuk saat sürmektedir.Le trajet durait environ deux heures et demie.
Mavi yolculuk üzerindeki uğrak yerlerindendir.Il est emprunté par la Route bleue.
Uzun yolculuk bu hastalık için uygun değildir.Mais le traitement pour cette maladie ne marche pas.
Bu yolculuk sırasında Kanada'nın kuzey bölgelerinin büyük bir kısmının haritasını çıkardı.Il vit en trappeur une grande partie de l'année dans le Grand Nord canadien.
Orta-Dünya’nın doğusuna yaptığı yolculuklar hakkında hiçbir kayıt bulunmaz.Aucun de ces voyages ne semble l'avoir mené en Méditerranée occidentale.
Yolculuk süresi 1 saat 40 dakikadır.Le trajet prend entre 40 minutes et 1 heure.
Japonya'da bu boğaz, adını, 1808 yılında buraya yolculuk eden Mamiya Rinzō'dan almıştır.Le détroit est nommé en japonais d'après Mamiya Rinzō, qui l'explora en 1809.
Klasik seride Doktor, sadece The Deadly Assassin hikâyesinde yalnız yolculuk yaptı.La seule histoire, dans l’ancienne série, où le Docteur voyage seul est The Deadly Assassin.
Bu yolculuk esnasında Mustaine, 1988 tarihli Megadeth albümü So Far, So Good...Dans l'ouverture d'une chanson de Megadeth Set the World Afire sur l'album de 1988 So Far, So Good...
Bu yolculuk iki zıt karakterli insanı değiştirmiş ve birbirlerine yaklaştırmıştır.Son pouvoir consiste à échanger l'âme (et donc le Stand) de deux personnes proches.
Bir Zaman Döndürücü, zamanda yolculuk için kullanılır.Pour se faire, il doit voyager dans le temps.
Aytekin Kurt) "Geçmişe Yolculuk" - 3:49 (feat.Bajka) - 3:49 Between the Lines (feat.
Yolculuk şarkısı ise iki çocuğunu kaybeden bir aileden esinlenmiştir.La no 8 est conçue pour un couple dont les enfants sont partis.
Domuz boynuzlu öküzünün sırtında yolculuk yapar.Il ne voyageait que sur le dos d'une mule.
Diğer tür ise çok uzun yolculuklara (genelde yüzler ya da binlerce yıl) hazır gemilerdir.Il épouse aux alentours de l'an mil une certaine Auxiliende ou Ancilie (ou Ancilia, Ancilla, Auxilia).
Kız tren ile yolculuk yaparken bir erkekle tanışır ve genç adama aşık olur.Dans le train, il rencontre une femme dont il va tomber amoureux.
Ancak dönüş yolunda yolculuklarını sürdürmeye karar verdi.Il demeure toutefois confiant quant à son retour sur le circuit.
Leone Louis-Ferdinand Céline'in Gecenin Sonuna Yolculuk romanının bir fanıydı.C'est un roman où Louis-Ferdinand Céline raconte deux passages importants de sa vie.
İşte bu ilginç yolculuk böyle başlar.Commence alors un incroyable voyage.
Yolculuk sırasında I-75'teki araç trafiğiyle karşılaşırlar.Le territoire est traversé par l'autoroute A75 .
Yolculuk ne kadar sürüyor?Combien de temps cela dure-t-il?
Bu durum, yolculuk için ilave yakıtın taşınmasını gerektirir.Cela a nécessité de déplacer le réservoir de carburant.
İşkolik denecek kadar çalışıyor, yolculuktan nefret ediyor.Il aime le flan à la mangue et déteste faire des efforts.
Yolculuk 40.234 km idi ve 67 saat 2 dakika sürdü.Il a ainsi parcouru 4 222 kilomètres, en 37 jours 16 heures et 4 minutes.
Bill, Doktor ile yolculuk yapmayı kabul eder.À la fin de l'épisode, il accepte de voyager avec le Docteur.
Sukalar, Mısır’daki kölelikten kaçtıktan sonra 40 yıl çölde yolculuk yapan, İsrail oğullarını anar.Ils se rappellent qu'il fit sortir d'Égypte le peuple d'Israël après quatre siècles vécus en esclavage.
Hobbit: Beklenmedik Yolculuk.Épisode 7 - Un voyage imprévu.
Bu yolculuk James Cook'un keşif amaçlı çıktığı ilk sefer olmuştur.L'observation du transit est l'une des raisons du premier voyage de James Cook.
Nasılsın? İyi bir yolculuk yaptın mı?¿Cómo estás? ¿Has tenido un buen viaje?
Sana iyi yolculuklar dilerim.Que tengas buen viaje.
Hoşça kal, iyi yolculuklar.Adiós, que te vaya bien.
O, yolculuk sırasında kaybettiği yüzüğü buldu.Él encontró el anillo que había perdido en el viaje.
Yolculuk henüz başladı.Acaba de comenzar el viaje.
Geçen yıl uzun bir yolculuk yaptım.Hice un largo viaje el año pasado.
Sana iyi yolculuklar diliyorum.Te deseo que tengas buen viaje.
Uzun yolculukları severim.Me gustan los largos viajes.
1944 Meksika'ya yaptığı yolculuktan sonra, müzik konusunda önemli araştırmalar yaptı.Después de su viaje a México en 1944 realizó importantes investigaciones musicales.
Diyarlar arası olan bu hareket bazen gökyüzü ile yeryüzü arasında bir yolculuk olarak tanımlanır.Esta traslación entre dimensiones se describía en ocasiones como una travesía entre el cielo y la Tierra.
Bill, Doktor ile yolculuk yapmayı kabul eder.Bill se enrola a viajar con el Doctor.
Denizciler güvenli bir yolculuk için ona yakarırdı.Los marineros rezaban a Uinen para que les diese una travesía segura.
Yolculuk boyunca geçmişini anımsar.Durante su viaje rememora su pasado.
Bu sebebple iki şehir arasında çokça yolculuk yapmıştır.Esto le obligó a viajar a menudo entre estas dos ciudades.
Hobbit: Beklenmedik Yolculuk.«El hobbit: un viaje inesperado».
Karşılaştırıldığında sonbahar yolculuklarının yaklaşık 26 günde tamamlandığı görülür.En comparación, el viaje de otoño se completa en aproximadamente veintiséis días.
İyi yolculuklar.Buen Viaje.
Bu yolculuk hemen hemen dört yıl kadar devam etmiştir.Este viaje se prolongó durante casi cuatro años.
Tours'lu Gregory'ye göre bu yolculuk sırasında ölmüştür.Según Gregorio de Tours, murió allí.
Sezon, Ted ve Lily'nin Farhampton'a olan yolculuklarıyla başlar.Mientras tanto, Ted y Lily empiezan su viaje hacia el Farhampton Inn.
Çoğunlukla uzun yolculuklara çıkardı ve bu yüzden Freya kırmızı altın gözyaşları dökerdi.Ódr se marchaba en largos viajes, y Freyja lo lloraba, y sus lágrimas eran oro rojo.
Ama Rihanna'ya sormak biraz zaman aldı çünkü kendi albümünü tanıtıyordu ve sürekli yolculuk yapıyordu.Me tomó tiempo porque ella estaba promoviendo su propio álbum y viajando en el extranjero.
"Sonsuzluğa Yolculuk".Viajar a la eternidad.
Bazıları ise mekandan mekana yolculuk eden insanların maceralarını konu alır.Otros muestran las aventuras de las personas que vagan de un lugar a otro.
Bölümün sonunda Donna, Doktor'un TARDIS'le yolculuk yapma teklifini kabul eder.Al final del episodio, Donna acepta la oferta original del Doctor de viajar con él en la TARDIS.
Doktor, nadiren yalnız ve genelde bir veya daha fazla yol arkadaşıyla yolculuk yapmaktadır.El Doctor generalmente viaja con uno o más compañeros.
Bu yolculuk James Cook'un keşif amaçlı çıktığı ilk sefer olmuştur.Este fue el primero de los viajes de exploración de James Cook en esa región.
Bilinmeyen diyarlara yolculuklar yapmıştır.Viaje a lo desconocido.