Ana içeriğe geç
Sözlük

yol ile cümle

yol kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Yağmur olmasaydı yolculuğumuzdan zevk alırdık.We would've enjoyed our trip if it wasn't for the rain.
Adam bütün yolu yürümek istemedi;bu yüzden otobüse bindi.The man didn't feel like walking all the way; so he took the bus.
Başka bir yolu yok mu?Is there no other way?
Başka yolu yok mu?Is there no other way?
Bin millik bir yolculuk bir tek adımla başlar.A journey of a thousand miles begins with a single step.
Annem sık sık yoldan geçenlere pastalar verir.My mother often gives pies to passers-by.
Her zaman bir kalp krizinin öleceğinizi size söylemenin doğal yolu olduğunu düşündüm.I always thought that a heart attack was nature's way of telling you you're going to die.
Çinli kadın arkadaşlarımın onları yola getirmemden zevk aldıklarını biliyorum.I know that my Chinese female friends enjoy my disciplining them.
Hangi yoldan gideceğiz?Which way will we go?
Bizim kız arkadaşımız, geçen hafta küçük bir kasabaya yolculuk etti.Our girlfriend traveled to a small town last week.
Bu yerin kuzeyinde bir yol var.North of this place there is a road.
Yol kalabalık bu yüzden muhtemelen söz verilen zamanda varmayacağız.The road is crowded so we probably won't get in promised time.
Tünel yoluyla mı gitmek istiyorsun?You want to go via the tunnel?
Buraya gelirken yolunu kaybetti.He got lost on his way here.
Neyse ki, biz bir kaçış yolu bulduk.Luckily, we found an escape route.
Helal yoldan kazanılmayan kazanç, kazanç değildir.Acquired by sin - there's no profit within.
Bu kesinlikle en iyi yol.This is definitely the best way.
Açıklık her teknik yazarın bir yol gösterici ilkesi olmalıdır.Clearness should be a guiding principle of every technical writer.
Onlar yollar ve köprüler yaptılar.They had built roads and bridges.
Onun iç savaşa yol açacağını söylediler.They said it would lead to civil war.
Tehlikeli yolculukta hayatlarını riske attılar.They risked their lives on the dangerous trip.
Onlar yaşam için yeni yollar denemek istediler.They wanted to try new ways of living.
Onlar, onun Britanya ile bir savaşa yol açabileceğine inandılar.They believed it might lead to war with Britain.
Onlar böyle bir politikanın kaçakçılığa yol açacağını söyledi.They said such a policy would lead to smuggling.
O, başka bir yol bulmak zorundaydı.He had to find another way.
O, yolculuğuna batıya doğru başladı.He began his trip to the West.
Yol boyunca, konuşmalar yapmak için durdu.Along the way, he stopped to make speeches.
Bazı demir yolları kapanmak zorunda kaldı.Some railroads had to close down.
Savaş barışa yol veriyordu.War was giving way to peace.
Müttefik askeri liderler Japon planını yenmek için bir yol buldu.Allied military leaders found a way to defeat the Japanese plan.
Lee'nin artık Petersburg'daki askerlerini ikmal edecek bir yolu yoktu.Lee no longer had a way to supply his troops in Petersburg.
Para almanın bir yolu onu ödünç almaktı.One way to get money was to borrow it.
Yolda başka hiç kimse yoktu.There was no one else on the road.
Kriz 1968 Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşmasına yol açtı.The crisis led to the 1968 Nuclear Non-Proliferation Treaty.
İktidar yolsuzluğa neden olur.Power brings corruption.
Batıya yolculuk zordu.The trip west was hard.
Yolculuk 14 ay sürdü.The voyage lasted 14 months.
İki yolcu gemisi battı.Two passenger ships were sunk.
Yirmi demir yolu kapatıldı.Twenty railroads were closed down.
Birçok yollar ve alanlar sular altında kaldı.Many roads and fields were flooded.
Perry sonunda 1853'te Tokyo Körfezi'ne doğru yola çıktı.Perry finally sailed into Tokyo Bay in 1853.
Askerlerin gelişi daha fazla şiddete yol açtı.The arrival of the troops led to more violence.
O zaman Kuzey Amerika'da birkaç tane yol vardı.Few roads existed in North America at that time.
Erkeklerden binlercesi Washington yolundaydı.Thousands of men were on their way to Washington.
Arnavut kaldırımlı dar sokaklarda, eve geri dönüş yolunu asla bulmayacaksın.You'll never find the way back home, through narrow streets of cobblestone.
Sen başarı yolundasın.You're on the path of success.
Onun yolu nasıl geçtiğini gördüm.I saw how he crossed the road.
Eğer bütün yolu koşsaydın oraya zamanında varırdın.If you'd run all the way, you'd have arrived there in time.
Eğer sen tüm yolu koşsaydın sen oraya zamanında giderdin.If you'd run all the way, you would've gotten there in time.
Yolunu kapatıyorsun.You're in my way.
Yürüdüğün yolu göz önünde bulundur.Consider the path.
O, kötü bir yoldadır.He's on a bad path.
Yol üzerinde bir gün senin için iyidir.A day on the road is good for you.
Kasabaya giden yoldaydım.I was on the road to the town.
Bu yoldan gidelim.Let's go this way.
Bu sorundan bir çıkış yolu bulmam gerek.I need to find a way out of this problem.
Kadınları konuşturma yollarına sahibiz ama onları susturmak için hiçbir şeyimiz yok.We have ways of making women speak; we have none for shutting them up.
Kendi yolundan falan çıkmanı istemiyorum.I don't want you to go out of your way or anything.
O, ileriye doğru en iyi yol olarak görünüyordu.It seemed the best way forward.
Babam bir müzisyendi ve ben onun yolundan gideceğim.My father was a musician and I'm going to follow in his footsteps.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod