İnsanları denizdeki balıklara, Yöneticiden yoksun sürüngenlere çevirdin.και καμνεις τους ανθρωπους ως τους ιχθυας της θαλασσης, ως τα ερπετα, τα μη εχοντα αρχοντα εφ' εαυτων;
İnsanları denizdeki balıklara, Yöneticiden yoksun sürüngenlere çevirdin.и оставляешь людей как рыбу в море, как пресмыкающихся, у которых нет властителя?
İnsanları denizdeki balıklara, Yöneticiden yoksun sürüngenlere çevirdin.И правиш човеците като морските риби, Като гадините, които си нямат управител?
İnsanları denizdeki balıklara, Yöneticiden yoksun sürüngenlere çevirdin.ותעשה אדם כדגי הים כרמש לא משל בו׃
İnsanları denizdeki balıklara, Yöneticiden yoksun sürüngenlere çevirdin.وتجعل الناس كسمك البحر كدبابات لا سلطان لها.
İnsanları denizdeki balıklara, Yöneticiden yoksun sürüngenlere çevirdin.你 為 何 使 人 如 海 中 的 魚 、 又 如 沒 有 管 轄 的 爬 物 呢
İnsanları denizdeki balıklara, Yöneticiden yoksun sürüngenlere çevirdin.你 為何 使 人如海 中 的 魚 、 又 如 沒有 管轄 的 爬物呢
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Ce putem face pentru ei? Și apoi am pătruns în lumea surzilor.
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?E então eu fui conhecer o mundo surdo. Fui a clubes de surdos.
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Họ bị khiếm khuyết khả năng nghe, chúng ta có thể làm được gì cho họ?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Ik was vrij onthutst. Ik zag doofheid als een ziekte.
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?J'ai assisté à du théâtre sourd et à de la poésie sourde.
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?청각이 없으니, 우리가 어떻게 도와줄 수 있을까?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Les faltaba la audición, ¿qué podía hacerse por ellos?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Nem hallanak, és mit tehetnénk mi értük?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Nemohli počuť, čo sme mohli pre nich urobiť?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Nie słyszą, no i co tu można zrobić?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Non riuscivano a sentire, e cosa potevamo fare per loro?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Sie sind gehörlos. Was können wir für sie tun?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Δεν είχαν ακοή, και τι θα μπορούσαμε να κάνουμε γι'αυτούς;
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Вони позбавлені слуху, що ми можемо для них зробити?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?Они глухи, что мы можем с этим поделать?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?חסר להם חוש השמע, מה נוכל לעשות למענם?
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?لا يسمعون، ما الذي نستطع أن نفعله لهم؟
İşitme yoksunuydular, onlar için ne yapabilirdik ki?やがて私は ろうの世界に入り
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.A ce moment-là, nous recommenceront à idéaliser l'avenir, plutôt que le passé affreux et brutal.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.A quel punto ricominceremo a fantasticare sul futuro, invece che sul passato brutale e difficile.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.Där kommer vi att börja romantisera framtiden igen istället för det otäcka och brutala förgångna.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.Din acel moment vom incepe iar sa idealizăm viitorul fară să ne uităm inapoi la trecutul ruşinos.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.Ekkor újra a jövőt romantizáljuk majd, a csúnya, kegyetlen múlt helyett.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.Entonces, volveremos a idealizar el futuro en lugar del pasado tan cruel y desagradable.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.Khi đó, chúng ta bắt đầu lãng mạn hóa tương lai một lần nữa thay vì một quá khứ kinh tởm và tàn bạo.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.그 시점에서는, 지저분하고 잔인했던 과거 대신에 다시 미래를 낙관적으로 바라보기 시작하겠죠.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.Nessa altura começaremos a olhar para o futuro com mais optimismo, em vez do passado severo e difícil.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.Pada titik ini, kita mulai meromantisasikan masa depan lagi, daripada masa lalu yang brutal dan menjijikkan.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.Vanaf dat moment zullen we de toekomst weer gaan romantiseren, in plaats van het vieze, woeste verleden.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.V ten moment budeme opět romantizovat budoucnost místo brutální nepříjemné minulosti.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.V tom okamžiku, začneme romantizovať znovu budúcnosť, namiesto nechutnej, brutálnej minulosti.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.Wtedy ponownie zaczniemy idealizować przyszłość zamiast okropnej, brutalnej przeszłości.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.В цей момент ми знову почнемо ідеалізувати майбутнє, а не потворне і жорстоке минуле.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.В этот момент мы опять начнем идеализировать будущее, а не безобразное и жестокое прошлое.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.На този етап отново ще започнем да гледаме романтично на бъдещето, вместо противното, скотско минало.
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.בנקודה זו, נתחיל לייפות את העתיד שוב במקום העבר הגס והמלוכלך
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.عند تلك النقطة، سنبدأ الحنين الى المستقبل مجدداً بدلاً عن الماضي القذر، السيئ
İşte o noktada; çirkin, uygarlıktan yoksun geçmiş yerine geleceği romantikleştirmeye başlayacağız.未来をロマンチックに描くようになるでしょう なぜそれが重要なのか?
"isteyen" parçasından, yoksunluk hisseden parçasından geliyor.Az elme akaró részéből, az elme vágyakozó részéből.
"isteyen" parçasından, yoksunluk hisseden parçasından geliyor.무언가를 원하는 마음이나 갈망하는 마음에서요.
"isteyen" parçasından, yoksunluk hisseden parçasından geliyor.החלק הרוצה של המוח, החלק המשתוקק.
"isteyen" parçasından, yoksunluk hisseden parçasından geliyor.هذا الجزء بالمخ الذى يرغب ،الذى يتوق شوقاً
"isteyen" parçasından, yoksunluk hisseden parçasından geliyor.それは
"isteyen" parçasından, yoksunluk hisseden parçasından geliyor.意念中希望嗰一部分,意念中渴望嗰一部分。
Ju Ri ah. Bizde Oh Ha Ni burada da, sen neden yoksun diye meraklanıyorduk.Ju Ri ah. zastanawiałam się dlaczego Ciebie tu nie ma, patrząc na to, że Oh Ha Ni jest tutaj
Ju Ri ah. Bizde Oh Ha Ni burada da, sen neden yoksun diye meraklanıyorduk.주리아...
(Kahkaha) 15. dakikada kalbimin O2 yoksunluğundan dolayı artık acı çekiyordum.(웃음) 15분에는 심장에 산소가 부족해졌습니다.
(Kahkaha) 15. dakikada kalbimin O2 yoksunluğundan dolayı artık acı çekiyordum.15分目に心臓が ひどく酸欠状態になりました 心臓で局所貧血が起こり始めたのです
(Kahkaha) 15. dakikada kalbimin O2 yoksunluğundan dolayı artık acı çekiyordum.(Cười) Tại phút thứ 15 tôi chịu đựng sự thiếu hụt khí O2 cho tim.
(Kahkaha) 15. dakikada kalbimin O2 yoksunluğundan dolayı artık acı çekiyordum.(Gelach) Bij 15 minuten leed ik aan ernstig zuurstoftekort van het hart.
(Kahkaha) 15. dakikada kalbimin O2 yoksunluğundan dolayı artık acı çekiyordum.(Latter) Ved 15 minutter begyndte jeg at lide af kæmpe iltmangel i hjertet.
(Kahkaha) 15. dakikada kalbimin O2 yoksunluğundan dolayı artık acı çekiyordum.(Naurua) 15 minuutin jälkeen kärsin todellisesta hapen puutteesta sydämessä.
(Kahkaha) 15. dakikada kalbimin O2 yoksunluğundan dolayı artık acı çekiyordum.(Nevetés) 15 percnél már nagyfokú oxigénhiány lépett fel a szívemben.