Halkın %80'inden fazlası işsiz ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor.Peste 80% din mortalitate se produce în țările cu venituri medii și mici.
Nüfusun 2%'si ise yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.40% din populație trăiește sub nivelul sărăciei.
Risk faktörleri arasında yoksulluk, beslenme bozukluğu, ormanların tahribi ve şehirleşme sayılabilir.Factorii de risc includ sărăcia, subnutriția, despădurirea și urbanizarea.
Henry, genellikle yoksulluk içinde kalan sekiz çocuklu ailenin yedinci çocuğuydu.Thomas Henry era al șaptelea copil și, în același timp, cel mai tânăr din cei opt care a supraviețuit.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.În primii ani la Ierusalim, familia a trăit în condiții materiale precare.
Mahallem yoksulluk tehdidi altında.Cartierul meu este amenințat de sărăcie.
Yoksulluk bazen insanları suç işlemeye tahrik eder.Uneori sărăcia determină oamenii să comită infracțiuni.
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.Fenntartásának módjai: a gazdagság és a szegénység szélsőségeit kerülni kell.
Yaşlılığı yoksulluk içinde geçti.Gyerekkorát szegénységben élte le.
Yoksulluk içinde yaşadı.Nagy szegénységben élt.
Yoksulluk üzerilerine bir kâbus gibi gelir.Ekkor riad fel rémálmából.
Daha sonra da sürülenlerin yoksulluk sıkıntısından söz etti.A szegények iránti bőkezűségéről is ismert volt.
Howard hayatının son zamanlarında yoksulluk çekti.Ennek fényében úgy tűnik, az asszony már szegénységben töltötte élete utolsó éveit.
Yaklaşık %4,4 aile ve %9,8 oranında nüfus yoksulluk çizgisinin altındadır.Noin 4,7 prosenttia perheistä ja 6,4 prosenttia väestöstä elivät köyhyysrajan alapuolella.
Ailelerin buyuklugu nedeniyle yoksulluk icinde buyuduler.Perheiden kokemuksia köyhyydestä.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Tämä merkitsi köyhyyden ja työttömyyden kasvua.
Yoksulluk içinde geçen çocukluğunda sık sık ailesiyle ev değiştirdi.Hänen lapsuusaikoinaan perhe muutti usein.
Henry, genellikle yoksulluk içinde kalan sekiz çocuklu ailenin yedinci çocuğuydu.Henry oli seitsemäs kahdeksan lapsen köyhässä perheessä.
Yoksulluk yine de yaygındı.Köyhyys on edelleen laajaa.
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.Οι ακρότητες του πλούτου και της φτώχειας έχουν καταργηθεί.
Bu savaşta, veba ve yoksulluk sonucunda ülke halkının yaklaşık %40'ı yaşamını kaybetti.Krigen, pest og hungersnød resulterede i et tab på ca. 40 % af landets indbyggere.
Yoksulluk yine de yaygındı.Underernæring var udbredt.
Yoksulluk içinde yaşadı.Han døde i fattigdom.
Son yıllarda Ermenistan'ın yoksulluk oranı düşmekte ve bu düşüş de en çok Erivan'da olmaktadır.Kriminaliteten er dog faldet i de senere år, så det nu ligger på niveau med Aarhus generelt.
Majör depresif bozukluk, sıkça işsizlik ve yoksulluk ile ilişkilendirilmektedir.Depresjon er ofte forbundet med arbeidsledighet og fattigdom.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Dette førte mange inn i arbeidsløshet og fattigdom.
Yoksulluk, Baskı, ve İnsan Hakları.Krig og okkupasjon, forsvar og menneskerettigheter.
Moskova'da bir süre büyük bir yoksulluk içinde yaşarlar.Welhaven levde tidvis i stor fattigdom.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.Selama beberapa tahun berikutnya keluarganya hidup dalam kemiskinan.
Yaklaşık %4,4 aile ve %9,8 oranında nüfus yoksulluk çizgisinin altındadır.9,3% penduduk dan 4,5% keluarga ada di bawah garis kemiskinan.
Yoksulluk içinde yaşadı."Kami hidup dalam suasana miskin.
Yoksulluk yine de yaygındı.Tetapi kemiskinan masih banyak terjadi.
Yoksulluk içinde geçen çocukluğunda sık sık ailesiyle ev değiştirdi.Saat masa kecilnya, keluarganya sering berpindah.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.Trong vài năm đầu ông và gia đình sống rất nghèo khổ.
1939'da Paris'te yoksulluk ve borç içinde öldü.Ông mất vào mùa xuân 1939 một cách lặng lẽ.
Yoksullukla geçen bir ilkokul çağından sonra, genç yaşta hayatını terzi çırağı olarak çalışmaya başladı.Do gia cảnh nghèo túng, ông từ nhỏ đã bắt đầu đi làm kiếm sống.
Daha sonra da sürülenlerin yoksulluk sıkıntısından söz etti.また貧民には貧しいことを恥じるべきであるとした。
Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı 2000 yılında %30, 2008 yılında %14 düşmüştür.貧困線以下の生活を送る貧困層は2000年30%だったが、2008年には14%まで減少した 。
Yoksulluk döneminde yabancılardan destek siparişleri almıştır.在日外国人の子供にも支給が認められる。
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.この頃から数年間、一家は極貧生活を送った。
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.お金持ちと貧者の格差が激しい。
Yoksulluk yine de yaygındı.貧困が広まっている。
Bu olay sonrasında Mesihî yoksulluk içinde yaşamaya başlar.しかし、大会後はマイナー暮らしが続く。
Bölge halkı yoksulluk içindedir.地元住民の社会層は悪い。
Bu savaşta, veba ve yoksulluk sonucunda ülke halkının yaklaşık %40'ı yaşamını kaybetti.戦争、疫病、飢餓によって人口の約4割を失うこととなった。
Yoksulluk bütün kötülüklerin kaynağıdır.貧乏は諸悪の根源。
Majör depresif bozukluk, sıkça işsizlik ve yoksulluk ile ilişkilendirilmektedir.抑郁症经常与失业和贫困有关。
Son yıllarda Ermenistan'ın yoksulluk oranı düşmekte ve bu düşüş de en çok Erivan'da olmaktadır.在过去的几十年中,厄尔尼诺事件的数目有所增加,而拉尼娜事件的数目却在减少。
Howard hayatının son zamanlarında yoksulluk çekti.霍华德的母亲对霍华德一生影响深远。
Yaklaşık %4,4 aile ve %9,8 oranında nüfus yoksulluk çizgisinin altındadır.大约有4.9%的家庭,7.5%的人口处于贫困线下。
Küçük yaşta yetim kalan Yusuf yoksulluk yüzünden acı dolu bir hayat sürmüştür.그는 젊을 때, 불량한 친구들과 어울리며 방탕한 생활을 하였다.
Yoksulluk sınırı, yeterli hayat standardında yaşayabilmek için gerekli olan minimum gelir miktarıdır.빈곤선(貧困線, poverty threshold, 빈곤소득선)은 해당 국가에서 적절한 생활수준을 수행하는 데 필요한 최소 소득 수준이다.
İkinci Dünya Savaşı sırasında yoksulluk içinde büyüdü, dans eğitimi aldı kariyerine modellik yaparak başladı.제2차 세계 대전 하 궁핍한 환경에서 성장했으며 댄서와 모델로 활동했다.
Yoksulluk üzerilerine bir kâbus gibi gelir.야경증은 악몽과 구별된다.
Yalnızca Engels tarafından kendilerine sağlanan parayla Marx ailesi büyük bir yoksulluk içinde yaşadı.런던 망명기 초기에 마르크스는 오로지 혁명활동에만 골몰했기에 마르크스 가족은 극심한 빈곤을 겪어야 했다.
Ona göre dua "aşk ve yoksulluk"tur.부제는 <사랑과 죽음과 고독의 서>.
Yoksulluk içinde yaşadı.정작 그는 지독히 가난하게 살았다.
Yoksulluk döneminde yabancılardan destek siparişleri almıştır.어린 시절부터 경제적으로 어려운 생활을 하던 중 외국인 선교사들의 도움으로 학업을 마쳤다.
Yoksulluk yine de yaygındı.האבטלה הייתה נפוצה.
Yoksulluk içinde yaşadı.חי בעוני מרוד.