Yoksulluk yine de yaygındı.Бедность вообще была ужасающая.
Yoksulluk yine de yaygındı.كان الفقر لا يزال واسع الانتشار.
Henry, genellikle yoksulluk içinde kalan sekiz çocuklu ailenin yedinci çocuğuydu.كان هنري الابن السابع لعائلة فقيرة تملك ثماني اطفال .
18 yaş altı kişilerin %31'i, 65 yaş üstündeki kişilerin %18,9'u yoksulluk sınırının altındadır..11.9% ممن دون سن 18 و3.9% ممن سنهم 65 فما فوق تحت خط الفقر.
Yoksulluk içinde yaşadı.وعاش فقيراً متجملاً.
İlk gençlik yıllarında insani yardım vakıflarına katılarak, yoksulluk olan bölgelerde halka yardım ediyordu.في البداية بدأوا الشباب بمساعدة المحتاجين في مجتمعاتهم .
Bölge halkı yoksulluk içindedir.يعاني سكانه من الفقر بشكل عام.
Yaklaşık %4,4 aile ve %9,8 oranında nüfus yoksulluk çizgisinin altındadır.يعيش 4.9% من السكان و3.3% من العوائل تحت خط الفقر.
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.Eliminação dos extremos de riqueza e pobreza.
Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı 2000 yılında %30, 2008 yılında %14 düşmüştür.O número de pessoas vivendo abaixo da linha de pobreza caiu de 30% em 2000 para 14% em 2008.
"Bir Ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm..".«Redução de dívida, déficit...
Yoksulluk yine de yaygındı.O trabalho infantil era generalizado.
Yoksulluk üzerilerine bir kâbus gibi gelir.Agora, a Terra dos Sonhos caiu em pesadelo!
Nüfusun 2%'si ise yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.Mais de dois terços da população vive abaixo da linha da pobreza.
Risk faktörleri arasında yoksulluk, beslenme bozukluğu, ormanların tahribi ve şehirleşme sayılabilir.Entre os fatores de risco estão a pobreza, a desnutrição, desmatamento e urbanização.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Primeiramente conteve a inflação e desemprego.
Halkın %80'inden fazlası işsiz ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor.Os católicos eram aproximadamente 80% da população, a maioria vivendo em condições de pobreza e insegurança.
Yoksulluk bütün kötülüklerin kaynağıdır.A pobreza é a raiz de todo o mal.
Kanada'daki her yedi kişiden biri yoksulluk içinde yaşıyor.Uma entre sete pessoas vivem na pobreza no Canadá.
Yalnızca Engels tarafından kendilerine sağlanan parayla Marx ailesi büyük bir yoksulluk içinde yaşadı.Met slechts het geld dat Engels kon werven leefde de familie Marx in extreme armoede.
Yoksulluk içinde yaşadı.Hij leefde er in grote armoede.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Armoede en werkloosheid namen toe.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.De eerste jaren leefde hij in armoede.
Moskova'da bir süre büyük bir yoksulluk içinde yaşarlar.Zij zetten hem langdurig vast in Moskou.
Risk faktörleri arasında yoksulluk, beslenme bozukluğu, ormanların tahribi ve şehirleşme sayılabilir.Risicofactoren zijn onder meer: armoede, ondervoeding, ontbossing en verstedelijking.
Yoksulluk kurnazlık öğretir.Armoede zoekt list.
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.Zniesienie skrajności ubóstwa i bogactwa.
Yoksulluk içinde yaşadı.Żyła w biedzie.
Yaşlılığı yoksulluk içinde geçti.Dzieciństwo spędził w ubóstwie.
Ailelerin yüzde on sekizinden fazlası, nüfusun yüzde yirmi ikisinden fazlası yoksulluk sınırının altındadır.(Mój przyjaciel pewnie ma dwadzieścia dwa lata. (dosł. będzie miał)) rozkazu: Farai qualcosa.
Gayrımeşru bir çocuk olduğundan büyükannesi Maria Esprit Prin tarafından yoksulluk içinde büyütüldü.Od dziecka wzrastał w pobożności maryjnej.
18 yaş altı kişilerin %31'i, 65 yaş üstündeki kişilerin %18,9'u yoksulluk sınırının altındadır..16% ludzi poniżej 18 roku życia i 8,3% ludzi powyżej 65 roku życia żyje poniżej poziomu ubóstwa.
İlk gençlik yıllarında insani yardım vakıflarına katılarak, yoksulluk olan bölgelerde halka yardım ediyordu.W czasach kryzysu gospodarczego współpracował z władzami miasta w celu niesienia pomocy biednym.
Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı 2000 yılında %30, 2008 yılında %14 düşmüştür.Antalet personer som levde under fattigdomsgränsen minskade från 30% år 2000 till 14% år 2008.
Gayrımeşru bir çocuk olduğundan büyükannesi Maria Esprit Prin tarafından yoksulluk içinde büyütüldü.Genom hans energi kom Maria fattighus till stånd.
Yoksulluk, Baskı, ve İnsan Hakları.Misär, makt och människors liv.
Risk faktörleri arasında yoksulluk, beslenme bozukluğu, ormanların tahribi ve şehirleşme sayılabilir.Riskfaktorer innefattar bland annat: fattigdom, näringsbrist, skogsskövling och urbanisering.
Bunun nedeni, Kevin'ın yeteneği Omnitrix tarafından yoksulluktan düzeltilmişti.Dessa betingas i sin tur av Keitels mänskliga svaghet.
Asgari ücret Açlık sınırı Yoksulluk sınırı KölelikBarnfattigdom Försäkring Ond cirkel Välfärdsstat Utanförskap
Nüfusun 2%'si ise yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.Av befolkningen lever cirka 2 procent under fattigdomsgränsen.
Yoksulluk içinde yaşadı.Hon avled i fattigdom.
Yoksulluk üzerilerine bir kâbus gibi gelir.Efteråt plågas han av mardrömmar.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Det var kris och arbetslöshet.
Moskova'da bir süre büyük bir yoksulluk içinde yaşarlar.У Москві жила в крайній бідності.
Yoksulluk içinde yaşadı.Жив в бідності.
Yoksulluk sınırı, yeterli hayat standardında yaşayabilmek için gerekli olan minimum gelir miktarıdır.Межа бідності — мінімальний рівень доходу, який вважають адекватним у певний країні.
Çocukluğu yoksulluk içinde geçti.Дитинство дівчинки минуло в бідності.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Це призвело до зростання бідності і безробіття.
Yoksulluk ve mahkûmların eğitimiyle ilgili sorunları araştırmaya girişti.У ній розказується про проблеми освіти і знущання над дітьми.
Nüfusun %15’i yoksulluk sınırının altındadır.Понад 45 % населення знаходиться нижче межі бідності.
Yoksulluk içinde yaşadı.Dožil v chudobě.
Asgari ücret Açlık sınırı Yoksulluk sınırı KölelikSociální nouze Chudoba Obchod s chudobou
Bu savaşta, veba ve yoksulluk sonucunda ülke halkının yaklaşık %40'ı yaşamını kaybetti.V důsledku epidemie a třicetileté války poklesl počet obyvatel a domů o 40 %.
"Bir Ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm..".Co je bolest, zlo, smrt?
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Město se tehdy potýkalo s velkou chudobou a nezaměstnaností.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.V prvních letech obyvatelé čelili těžkým ekonomickým podmínkám.
Onun döneminde yoksulluk belirgin oranda düşmüş ve siyahilerin ekonomik durumunda düzelme gözükmüştür.Malíř byl v té době v neutěšené finanční situaci a k černé barvě se dostal za velice výhodných podmínek.
Yalnızca Engels tarafından kendilerine sağlanan parayla Marx ailesi büyük bir yoksulluk içinde yaşadı.Numai cu banii pe care îi putea câștiga Engels, familia Marx a trăit în mare sărăcie.
Yerli halkın hatırı sayılır bir kesmi Lima'da, yoksulluk sınırının altında ya da kıyısında yaşar.O mare parte din populația majoritară indigenă din Lima trăiește la limita sau sub limita subzistenței.
Yoksulluk sınırı, yeterli hayat standardında yaşayabilmek için gerekli olan minimum gelir miktarıdır.Sărăcia înseamnă o viață lipsită de șansele de a trăi în cadrul unui anumit standard minim de nivel de trai.