Efsane, yoksulluk ve zenginlikle karakterize edilen iki dünya arasındaki kutuplaşmayı aktarmaktadır.The tale explores the polarity between two worlds, characterised by poverty and wealth.
Dünyadaki yoksulluk hakkında sanat yapmanın ve tüm parayı cebe atmanın mümkün olduğunu sanmıyorum. "I don't think it's possible to make art about world poverty and trouser all the cash."
Bu isimde bir malikanede yoksulluk içinde yaşadıkları ortaya çıktı.Jacqueline and her husband Aristotle Onassis donated money to improve the lives of her relatives.
2017'den bu yana, nüfusun yaklaşık yüzde 49'u yoksulluk içinde yaşıyor.[7]Since 2017, around 49 percent of the Population lives in poverty.[16]
Buluşlarını yoksulluk içinde yaşarken yaptı ve 26 yaşında tüberkülozdan öldü.He made his discoveries while living in poverty and died at the age of 26 from tuberculosis.
Ekonomik ötesinde yoksulluk biçimleri olduğunu savunuyor. [1]He argues that there are forms of poverty beyond economic.[25]
Batılı güçlerin en büyük korkusu, yoksulluk ve açlığın Almanları komünizme sürükleyeceğiydi.The Western powers worst fear was that the poverty and hunger would drive the Germans to communism.
Yoksulluk sınırının tanımları ülkeler arasında önemli farklılıklar göstermektedir.Definitions of the poverty line vary considerably among nations.
Örneğin, zengin uluslar genellikle yoksul uluslardan daha cömert yoksulluk standartları kullanır.For example, rich nations generally employ more generous standards of poverty than poor nations.
Neredeyse tüm hayatı yoksulluk içinde geçti.[1]Almost all her life was spent in poverty.[1]
Winckelmann, Brandenburg Margraviate'deki Stendal'da yoksulluk içinde doğdu.Winckelmann was born in poverty in Stendal in the Margraviate of Brandenburg.
Hiçbir maddi kaynağı kalmayan Selma büyük bir yoksulluk içindeydi.Cut off from all resources, Selma lived in dire poverty.
Güney Yoksulluk Hukuk Merkezi (SPLC), 2011'deki zirvelerinde 334 milis grubu belirledi.The Southern Poverty Law Center (SPLC) identified 334 militia groups at their peak in 2011.
Jarvis'e göre adanın nüfusu mutlak yoksulluk içinde yaşayan 200 kişiye düşürüldü.According to Jarvis the island's population was reduced to 200 people who lived in absolute poverty.
Gayrimeşru bir Londra çocuğu olarak yoksulluk içinde doğan Wallace, 12 yaşında okulu bıraktı.Born into poverty as an illegitimate London child, Wallace left school at the age of 12.
Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi, bunlara alternatif bir metrik görevi görebilir. [1]One possible alternative metric is the Multidimensional Poverty Index.[15]
Teodor Mihailoviç 1802'de öldü ve bu durum aileyi yoksulluk içinde bıraktı.Teodor Mihailović died in 1802, leaving the family in poverty.
Yoksulluk bütün kötülüklerin kaynağıdır.Armut ist die Wurzel allen Übels.
Çocukluğu boyunca Parra, sekiz kardeşiyle birlikte, taşrada yoksulluk içinde yaşar.Während ihrer Kindheit lebte Violeta mit acht Geschwistern auf dem Land in Armut.
Yoksulluk yine de yaygındı.Armut ist weit verbreitet.
Bunun yerine programında açlık ve yoksullukla mücadele ve daha iyi eğitim olanakları ön plana çıktı.Stattdessen setzte er auf ein Programm gegen Hunger und Armut (Fome Zero) und für bessere Ausbildung.
Altı tane çocuğu oldu fakat dördü yetişkinliğe eremeden, aşırı yoksulluk nedeniyle öldüler.Vier ihrer sechs Kinder starben aufgrund der schlechten Lebensbedingungen infolge der extremen Armut.
Yoksulluk içinde yaşadı.Sie lebt in ärmlichen Verhältnissen.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.Die Familie lebte zunächst in großer Armut.
Nüfusun %15’i yoksulluk sınırının altındadır.15 Prozent der Einwohner lebten unterhalb der Armutsgrenze.
1953'te Atina'da yoksulluk içinde öldü.1953 starb er verarmt in Nizza.
Moskova'da bir süre büyük bir yoksulluk içinde yaşarlar.In einer Zeit großer Armut in Moskau half sie uns, zu überleben.
Yoksulluk üzerilerine bir kâbus gibi gelir.Zudem wird sie von Albträumen heimgesucht.
Henry, genellikle yoksulluk içinde kalan sekiz çocuklu ailenin yedinci çocuğuydu.Thomas Henry war ihr siebtes Kind und gleichzeitig das jüngste überlebende von insgesamt acht.
Yoksulluk bütün kötülüklerin kaynağıdır.La pauvreté est à la racine de tout mal.
Yoksulluk yine de yaygındı.La misère est générale.
Yoksulluk içinde yaşadı.Vit dans la pauvreté.
Ressam yine de hayatını yoksulluk ve yalnızlık içinde tamamlamıştır.Elle termine sa vie dans la pauvreté et la solitude.
Çocukluğu yoksulluk içinde geçti.Son enfance se déroule dans la pauvreté.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.Dans les premières années, les mineurs vivaient dans des cabanes de fortune.
Majör depresif bozukluk, sıkça işsizlik ve yoksulluk ile ilişkilendirilmektedir.La Grande Dépression a été marquée par des situations parfois dramatiques de chômage et de pauvreté.
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.La richesse naturelle entraîne pauvreté et misère.
Yoksulluk, durgunluk, ekonomik bunalım ve savaş kararları, iktidar eliti tarafından verilir.Le sort, la guerre, les aléas de la vie en décidèrent autrement.
Asgari ücret Açlık sınırı Yoksulluk sınırı KölelikTraite négrière Commerce triangulaire Esclavage Portail de l’esclavage
"Bir Ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm..".Ex: Retrait d'une obligation, d'une douleur...
Yoksulluk içinde geçen çocukluğunda sık sık ailesiyle ev değiştirdi.Dans son enfance, il a souvent déménagé avec sa famille.
Son yıllarda Ermenistan'ın yoksulluk oranı düşmekte ve bu düşüş de en çok Erivan'da olmaktadır.La pauvreté est faible au Danemark, mais en progression ces dernières années.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Le lien est établi entre misère et chômage.
Yoksulluk bütün kötülüklerin kaynağıdır.La pobreza es la raíz de todo mal.
Yoksulluk içinde yaşadı.Viven en pobreza.
Çocukluğu yoksulluk içinde geçti.Pasó su infancia en la pobreza.
Yoksulluk, Baskı, ve İnsan Hakları.Pobreza, Desarrollo y Derechos Humanos.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Por primera vez convivían la inflación y el desempleo.
Dünyadaki birçok insan hala yoksulluk içinde yaşar.Nel mondo molte persone vivono ancora in povertà.
Yaklaşık %4,4 aile ve %9,8 oranında nüfus yoksulluk çizgisinin altındadır.Circa il 4,9% delle famiglie e il 6,8% della popolazione è sotto la soglia della povertà.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.Negli ultimi anni, la coppia era vissuta in estrema povertà.
Ressam yine de hayatını yoksulluk ve yalnızlık içinde tamamlamıştır.Lui accetta per vivere all'insegna della povertà e della solitudine.
Yoksulluk bütün kötülüklerin kaynağıdır.Бедность - это корень всего зла.
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.Устранение крайних форм бедности и богатства.
Yoksulluk içinde yaşadı.Жил в нищете.
Moskova'da bir süre büyük bir yoksulluk içinde yaşarlar.В Москве жила в крайней бедности.
Nüfusun %15’i yoksulluk sınırının altındadır.51 % населения находится за чертой бедности.
Yaklaşık %4,4 aile ve %9,8 oranında nüfus yoksulluk çizgisinin altındadır.Около 6,1 % семей и 8,4 % населения находятся за чертой бедности.
Çocukluğu yoksulluk içinde geçti.Её детство прошло в бедности.
Halkın %80'inden fazlası işsiz ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor.Около 80 % населения живут ниже уровня экономически обоснованной черты бедности.