Servetini büyütmek için yoksulu ezenle Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.Ten, kto utiskuje chudobného, aby rozmnožil svoje, a ten, kto dáva bohatému, robí to iba na nedostatok.
Servetini büyütmek için yoksulu ezenle Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.undertrykke den fattige tjener bare til å øke hans gods; å gi til den rike volder ham bare tap.
Servetini büyütmek için yoksulu ezenle Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.Vaivaiselle on voitoksi, jos häntä sorretaan, rikkaalle tappioksi, jos hänelle annetaan.
Servetini büyütmek için yoksulu ezenle Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.Vold mod den ringe øger hans Eje, Gave til Rigmand gør ham kun fattig. -
Servetini büyütmek için yoksulu ezenle Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.Wer dem Armen Unrecht tut, daß seines Guts viel werde, der wird auch einem Reichen geben, und Mangel haben.
Servetini büyütmek için yoksulu ezenle Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.Кто обижает бедного, чтобы умножить свое богатство, и кто дает богатому, тот обеднеет.
Servetini büyütmek için yoksulu ezenle Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.עשק דל להרבות לו נתן לעשיר אך למחסור׃
Servetini büyütmek için yoksulu ezenle Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.ظالم الفقير تكثيرا لما له ومعطي الغني انما هما للعوز.
Servetini büyütmek için yoksulu ezenle Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.欺 壓 貧 窮 為 要 利 己 的 、 並 送 禮 與 富 戶 的 、 都 必 缺 乏
Servetini büyütmek için yoksulu ezenle Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.欺壓貧 窮為 要 利己 的 、 並送 禮與 富戶 的 、 都 必 缺乏
Siyahiler geniş bir marddi refah okyanusunun ortasındaki yalnız yoksulluk adasında yaşıyorlardı.흑인들은 물질적 퓽요의 거대한 바다에 한가운데 외로운 빈곤한 섬에 살고 있습니다
Siyahiler geniş bir marddi refah okyanusunun ortasındaki yalnız yoksulluk adasında yaşıyorlardı.leben die Schwarzen auf einer einsamen Insel der Armut im Nebel eines großen Ozeans materiellen Wohlstands.
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Ak sa ukáže, že nie, budeme za bláznov, ale s chudobou to je trochu iné.
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Dacă se dovedește că nu este așa, vom arăta cu toții stupid, dar în privința sărăciei --
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Ha kiderül, hogy ez nem igaz, mindannyian hülyén néznénk ki, de a szegénység egy kicsit...
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Hvis det viser sig at være forkert, ser vi alle dumme ud, men med fattigdom er det lidt --
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --만약에 그게 틀린 말이라면, 좀 바보같이 들릴지 모르지만, 빈곤은 좀...
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Nếu chẳng may nó hóa ra sai hết, chúng ta sẽ trông rất thộn nhưng với nghèo đói, nó hơi --
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Pokud se ukáže, že nikoliv, budeme za blázny, ale s chudobou je to trochu...
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Se poi si scoprisse che sbagliamo, sembreremo molto sciocchi, ma con la povertà è un po'...
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Si eso resulta ser falso, nos veremos muy mal, pero con la pobreza es un poco --
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --S'ils y arrivent, on a l'air bête, mais avec la pauvreté c'est --
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Αν τελικά κάνουμε λάθος, θα φανούμε πολύ ανόητοι, αλλά με την φτώχεια είναι λίγο --
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Ако се окаже грешно, ще се изложим, но с бедността е малко -
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --Если мы ошибаемся, то будем выглядеть очень глупо, но с бедностью -- это немного --
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --אם זה לא נכון, כולנו ניראה טיפשים, אבל הבעיה לגבי עוני...
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --اذا وضح أنه خاطئ، سنبدو أغبياء، لكن مع الفقر أنها قليلاً --
Tabii bu olursa, hepimiz aptal durumuna düşeriz, ama yoksulluk, yani biraz --でも貧困はまた少しー ダン:核兵器の攻撃があるとしても 貧困による死者数の方がまだ多いのです
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.매우 가난한 시민들의 18%가 임하고 있는 농업은 단지 180억을 사용합니다.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.A agricultura, que emprega 18 % da população pobre, apenas leva 18 mil milhões.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.Agricultura, care angajeaza 18% din cetatenii nostri loviti de saracie, ia doar 18 miliarde.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.A mezőgazdaság, ahol 18 százaléka dolgozik a nyomortól súlytott polgárainknak, csak 18 milliárdot kap.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.Die Landwirtschaft, die 18 Prozent unserer von Armut geplagten Bürger beschäftigt, bekommt nur 18 Milliarden.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.La agricultura, que da empleo al 18% de nuestros necesitados ciudadanos, se lleva solo 18 billones.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.L'agricoltura, che occupa il 18% dei nostri cittadini indigenti, consuma solo 18 miliardi.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.L'agriculture, qui emploie 18% de nos citoyens frappés par la pauvreté, prend seulement 18 milliards.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.Landbouw, waarin 18% van onze straatarme burgers werken krijgt slechts 18 miljard.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.Nông nghiệp, 18% những công dân nghèo nhất nước là nông dân, chỉ được chi 18 tỉ.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.Pertanian, yang mempekerjakan 18 persen dari total penduduk serba kekurangan hanya dapat 18 miliar.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.Rolnictwo, które zatrudnia 18% naszych obywateli dotkniętych ubóstwem, pochłania zaledwie 18 miliardów.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.Zemědělství, které zaměstnává 18 procent našich chudobou postižených občanů, dostává pouze 18 miliard.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.Η γεωργία, που απασχολεί 18 % των πολιτών μας που ζουν στη φτώχεια, παίρνει μόνο 18 δισ. ευρώ.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.Земеделие , в което са заети 18 процента от бедните слоеве за което са отделени само 18 милиона
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.החקלאות, אשר מעסיקה 18% מהאוכלוסיה המוכת עוני שלנו, מקבלת רק 18 מיליארד.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.الزراعة، والتي توظف 18 في المئة من المواطنين الذين يعانون من الفقر ، تأخذ فقط 18 بليون.
Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.たったの180億しか使われていないのです。 貿易と産業には430億使われています。
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.A technológia kihoz a szegénységből, de szükség van még piacra is, hogy eltávolodjunk a szegénységtől.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır."A tecnologia vai tirar-nos da pobreza". Mas é preciso um mercado para sair da pobreza.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.Công nghệ sẽ giúp bạn thoát khỏi đói nghèo, nhưng cũng cần phải có thị trường.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.과학기술은 우리를 가난에서 구해낼수있습니다. 하지만 시장이 있어야 가난에서 벗어날수있죠.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.La technologie vous sortira de la pauvreté, mais il y a besoin d'un marché pour sortir de la pauvreté.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.La tecnología las sacará de la pobreza, pero se necesita un mercado para salir de ella.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.La tecnologia può portarci fuori dalla povertà, ma serve anche un mercato.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.Technologia może wyciągnąć z ubóstwa. Potrzeba jednak też rynku by tego dokonać.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.Technológia vás dostane z chudoby, ale potrebujeme obchod, aby od vás chudoba odišla.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.Technologie kann aus der Armut führen, aber es muss einen Markt geben, um aus der Armut herauszukommen.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.Technologie vás dostane z chudoby, ale je potřeba mít trh na únik z chudoby.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.Technologie zal je uit de armoede brengen, maar er is een markt nodig om om er verder vandaan te komen.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.Tehnologia ne va scoate din saracie, dar e nevoie de o piata ca sa poti iesi din saracie.
Teknoloji sizi yoksulluktan çıkarır. fakat yoksulluktan çıkmak için bir pazara ihtiyaç vardır.Η τεχνολογία θα σε βγάλει από τη φτώχεια, αλλά χρειάζεται μια αγορά για να απομακρυνθείς από τη φτώχεια.