Biliyorum, RAB mazlumun davasını savunur, Yoksulları haklı çıkarır.Tôi biết rằng Ðức_Giê - hô-va sẽ binh vực duyên_cớ kẻ khổ nạn , Ðoán xét công_bình cho người thiếu_thốn .
Biliyorum, RAB mazlumun davasını savunur, Yoksulları haklı çıkarır.Yo sé que Jehovah amparará la causa del pobre y el derecho de los necesitados
Biliyorum, RAB mazlumun davasını savunur, Yoksulları haklı çıkarır.Εξευρω οτι ο Κυριος θελει καμει την κρισιν του τεθλιμμενου και την δικην των πτωχων.
Biliyorum, RAB mazlumun davasını savunur, Yoksulları haklı çıkarır.Зная, че Господ ще защити делото на угнетения И правото на немотните.
Biliyorum, RAB mazlumun davasını savunur, Yoksulları haklı çıkarır.ידעת כי יעשה יהוה דין עני משפט אבינים׃
Biliyorum, RAB mazlumun davasını savunur, Yoksulları haklı çıkarır.قد علمت ان الرب يجري حكما للمساكين وحقا للبائسين.
Biliyorum, RAB mazlumun davasını savunur, Yoksulları haklı çıkarır.我 知 道 耶 和 華 必 為 困 苦 人 伸 冤 、 必 為 窮 乏 人 辨 屈
Biliyorum, RAB mazlumun davasını savunur, Yoksulları haklı çıkarır.我 知道 耶和華 必 為 困苦 人 伸冤 、 必為窮 乏人辨屈
Binden fazla okul, eğitim, yoksulluk, sağlık sistemi, çevre gibi konularda projeler üretiyorlar.교육, 빈곤, 의료 서비스, 환경과 같은 문제들에 대해서 노력하는 중국 최대 규모의
Binden fazla okul, eğitim, yoksulluk, sağlık sistemi, çevre gibi konularda projeler üretiyorlar.lavorando su problemi come l'educazione, la povertà, la salute e l'ambiente.
Binden fazla okul, eğitim, yoksulluk, sağlık sistemi, çevre gibi konularda projeler üretiyorlar.lucrând pe probleme ca educația, sărăcia, ocrotirea sănătății și mediul înconjurător.
Binden fazla okul, eğitim, yoksulluk, sağlık sistemi, çevre gibi konularda projeler üretiyorlar.שכללה יותר מ-1,000 בתי ספר בסין -- שעבדו על נושאים כמו חינוך, עוני,
Binden fazla okul, eğitim, yoksulluk, sağlık sistemi, çevre gibi konularda projeler üretiyorlar.تشرك أكثر من 1,000 مدرسة في الصين.. تعمل في قضايا مثل التعليم، الفقر،
Binden fazla okul, eğitim, yoksulluk, sağlık sistemi, çevre gibi konularda projeler üretiyorlar.教育 貧困 医療 環境などの 問題に取り組みます
Bir de yoksul halk vardı; derdini anlatamayan, başvurabileceği bir yeri olmayan.가난한 사람들은 여전히 목소리를 내지도 비용을 요구하지도 못하고 있었죠.
Bir de yoksul halk vardı; derdini anlatamayan, başvurabileceği bir yeri olmayan.ואת העניים שוב בלי כלי ביטוי ובלי סיוע.
Bir de yoksul halk vardı; derdini anlatamayan, başvurabileceği bir yeri olmayan.والفقراء مرة أخرى بدون صوت أو موارد.
Bir de yoksul halk vardı; derdini anlatamayan, başvurabileceği bir yeri olmayan.まるでビハール州の状況の再現でした
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Dân số quá đông là 1 nguyên nhân dai dẳng của nghèo đói
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.D'une part, la surpopulation est l'une des causes persistantes de la pauvreté.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Eén: overbevolking is één van de blijvende oorzaken van armoede.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Először is, a túlnépesedés egyike a szegénység állandó okainak.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.하나는, 인구 과잉이 가난의 지속적 원인들 중 하나라는 점입니다.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Kot primer, prenaseljenost je eden od nenehnih vzrokov revščine.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.La prima, l'eccesso di popolazione è una delle cause persistenti di povertà.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.La primera, la superpoblación es una de las constantes causas de pobreza.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Mai întâi, suprapopularea e una din cauzele persistente ale sărăciei.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Pertama, kelebihan penduduk yang terus-menerus menjadi salah satu penyebab kemiskinan
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Po pierwsze, przeludnienie, jedna z niezmiennych przyczyn ubóstwa.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Zaprvé, přelidnění je jednou z trvalých příčin chudoby.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Zum einen ist Überbevölkerung eine der hartnäckigsten Ursachen von Armut.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Πρώτον, ο υπερπληθυσμός είναι ένας από τους κυριότερους λόγους της φτώχειας.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Во-первых, перенаселённость — это одна из устойчивых причин бедности.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.Първо, пренаселеността е една от постоянните причини за бедността.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.אחת, איכלוס יתר היא אחת מהסיבות העקביות הגורמות לעוני.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.الأول، الانفجار السكاني كان ولايزال من الأسباب المستمرة للفقر.
Birincisi, fazla nüfus, yoksulluğun kalıcı sebeplerinden biri.常に貧困の原因となります 男の子を教育すれば
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.Ceea ce permite ca o persoană săracă și vulnerabilă să devină sclav este absența unui stat de drept.
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.Ce qui permet de transformer une personne pauvre et vulnérable en esclave, c'est l'absence d'un état de droit.
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.Het is het ontbreken van een rechtsstaat dat een arm en kwetsbaar iemand tot slaaf maakt.
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.가난하고 취약한 사람이 노예가 되는 것은 바로 법치가 없기 때문입니다.
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.Lo que hace que una persona abandonada y vulnerable se convierta en esclavo es la ausencia de leyes.
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.Nędzarza w niewolnika zmienić może całkowity brak skutecznego systemu prawnego.
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.Thứ đã biến một con người khốn khó và dễ bị tổn thương thành nô lệ, là sự thiếu vắng luật pháp.
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.Онова, което превръща едно бедстващо и уязвимо лице в роб е отсъствието на законово управление.
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.מה שהופך אדם שהוא פגיע וחסר כול לעבד, הוא העדר שלטון החוק.
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.ولكن ما يدفع الشخص المعوز والغير مستقر نحو التحول إلى عبد، هو غياب القانون.
Bir insanı köle yapan, onun yasanın yoksunluğu... ...içinde yoksulluğu ve savunmazlığı.奴隷になるのは 法の支配が欠如しているからです もし 法の支配が確立していれば
Bir kilise faresi kadar yoksul.Chudá jak kostelní myš.
Bir kilise faresi kadar yoksul.Od kje si?
Bir kilise faresi kadar yoksul.Skąd jesteś?
Bir kilise faresi kadar yoksul.Бедно като църковна мишка.
Bir sınır kasabasında 300 kadın kaybolmuştu, çünkü yoksul ve esmerdiler.300 donne sono scomparse in una città di confine, perché povere e di pelle scura.
Bir sınır kasabasında 300 kadın kaybolmuştu, çünkü yoksul ve esmerdiler.300 femai au dispărut într-un oraș de frontieră deoarece aveau pielea întunecată și erau sărace.
Bir sınır kasabasında 300 kadın kaybolmuştu, çünkü yoksul ve esmerdiler.300 femmes ont disparu dans une ville frontière parce qu'elles étaient bronzées et pauvres.
Bir sınır kasabasında 300 kadın kaybolmuştu, çünkü yoksul ve esmerdiler.300 Frauen sind in einer Grenzstadt verschwunden, weil sie braun und arm sind.
Bir sınır kasabasında 300 kadın kaybolmuştu, çünkü yoksul ve esmerdiler.가난한 유색 인종이라는 이유만으로 한 국경 도시의 여성 300명이 행방불명 되었는데,
Bir sınır kasabasında 300 kadın kaybolmuştu, çünkü yoksul ve esmerdiler.300 kobiet przepadło bez śladu, bo miały ciemną skórę i były biedne.
Bir sınır kasabasında 300 kadın kaybolmuştu, çünkü yoksul ve esmerdiler.300 mujeres han desaparecido en un pueblo fronterizo porque son morenas y pobres.
Bir sınır kasabasında 300 kadın kaybolmuştu, çünkü yoksul ve esmerdiler.300 vrouwen zijn verdwenen in een grensstad omdat ze bruin en arm zijn.