Crnjanski Macaristan'ın Csongrád kentinde yoksul bir ailede doğmuş, 1896'da Temeşvar'a taşınmıştır.A Crnjanski család 1896-ban Temesvárra költözött.
Asalet sahibi zenginlerin yardımıyla yoksullara hizmet etmiştir.A szegényeknek, kivált a cigányoknak bőkezű jótevője volt.
Daha sonra da sürülenlerin yoksulluk sıkıntısından söz etti.A szegények iránti bőkezűségéről is ismert volt.
Yoksul bir Müslüman köylü ailesindendi.Szegény, református paraszti családban született.
Ve böyle bir unutma aslında bütün insanlığın, hepimizin yoksullaşması değil mi?Mi egyéb az, ha nem az egész ember és minden ember integrális fejlődése?
Howard hayatının son zamanlarında yoksulluk çekti.Ennek fényében úgy tűnik, az asszony már szegénységben töltötte élete utolsó éveit.
Bölge, başından beri kentin batısından daha yoksul bir bölge olarak bilinmekteydi.East End on alusta asti ollut selvästi köyhempää aluetta kuin kaupungin länsipuoli.
Hindistan'da çocuk işçiliği temelde yoksulluğa dayanan karmaşık bir sorundur.Intiassa ollaan kiinnostuneita perustulosta keinona vähentää köyhyyttä.
Bu onu yoksulluğa itti.Tästä seurasi köyhtymistä.
Afganistan'da sağlık hizmetleri nispeten yoksuldur.Terveydenhoidon taso on Kamerunissa yleisesti huono.
Buna karşılık, İsveç yine de yoksul olarak kaldı.Kaikesta huolimatta Unkari oli Ruotsin ohella suosikki jatkoonmenijäksi.
Yoksullara erişilebilir."Näytetään se aikuisille!”
Yaklaşık %4,4 aile ve %9,8 oranında nüfus yoksulluk çizgisinin altındadır.Noin 4,7 prosenttia perheistä ja 6,4 prosenttia väestöstä elivät köyhyysrajan alapuolella.
Ailelerin buyuklugu nedeniyle yoksulluk icinde buyuduler.Perheiden kokemuksia köyhyydestä.
En yoksullar hiçbir zaman askere alınmıyordu.Ainoastaan kaikkein rikkaimpien ei koskaan tarvinnut työskennellä ruokansa eteen.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Tämä merkitsi köyhyyden ja työttömyyden kasvua.
Yoksulluk içinde geçen çocukluğunda sık sık ailesiyle ev değiştirdi.Hänen lapsuusaikoinaan perhe muutti usein.
Dwight Eisenhower, yoksul bir ailenin yedi oğlundan üçüncüsüydü.Nordenskiöld oli kolmas vanhempiensa seitsemästä lapsesta.
Henry, genellikle yoksulluk içinde kalan sekiz çocuklu ailenin yedinci çocuğuydu.Henry oli seitsemäs kahdeksan lapsen köyhässä perheessä.
Orman açısından ülkenin en yoksul bölgelerinden biridir.Se on yksi maan metsäisimmistä alueista.
Jerome kendisi hakkında yoksulluğuyla zengin olan, büyük ve kutsal bir adam olarak tanımlamıştır.Hänen ystävänsä Hieronymus kuvaa häntä pyhänä miehenä, joka oli köyhyydessään rikas.
Yoksulluk yine de yaygındı.Köyhyys on edelleen laajaa.
Kocasının ölümüyle tamámen yoksul duruma düştü.Kuolleenasyntyneen sisarensa kaima.
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu'nun amacı gelişmekte olan ülkelerde kırsal alanda yoksulluğu azaltmaktır.Järjestö pyrkii vähentämään köyhyyttä kehitysmaiden maaseuduilla.
Kilise yoksul olmalı demek bu!Kirkon oletetaan olleen juuri siinä.
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.Οι ακρότητες του πλούτου και της φτώχειας έχουν καταργηθεί.
Afganistan'da sağlık hizmetleri nispeten yoksuldur.Η γενική κατάσταση της υγείας στη Μιανμάρ είναι κακή.
Jerome kendisi hakkında yoksulluğuyla zengin olan, büyük ve kutsal bir adam olarak tanımlamıştır.Ο Ιερεμίας αναφέρεται σε αυτόν ως άνθρωπο μεγάλης αγιότητας, πλούσιο μέσα στη φτώχεια του.
Orta sınıfa ve çiftçilere "düzen" ve "refah", yoksullara yardım sözü verdi.Το κυριότερο, υποσχέθηκε τάξη και ευημερία στην αστική τάξη και τους αγρότες και βοήθεια στους φτωχούς.
Yoksul bir köylü çocuğuydu.Ήταν νόθος γιος αγρότη.
Gine-Bissau dünya genelinde en yoksul ülkelerden sayılmaktadır.Η Τανζανία είναι από τις φτωχότερες χώρες παγκοσμίως.
Yoksul ve geniş bir ailenin mensubuydu.Καταγόταν από πάμφτωχη και πολυμελή οικογένεια.
Eğitime verilen desteğin çok az olması, yoksul bir nesil yetişmesine neden olmaktadır.Η ανάπτυξή τους είχε λίγη επιτυχία, κυρίως λόγω της φτωχής εκπαίδευσής τους.
1895 Bahtin yoksul bir ailede doğdu.Γεννήθηκε στην Πλάκα το 1890 από φτωχή οικογένεια.
Yoksul görünümlü olmayan kişiler tarafından yapılan dilencilik.Η ιεροσύνη εισήχθη από τους ανίερους.
Chiapas'ta birçok insan kırsal alanda yaşayan yoksul çiftçilerdir.Mange af Chiapas' indbyggere er fattige bønder bosiddende i landlige områder.
Bu savaşta, veba ve yoksulluk sonucunda ülke halkının yaklaşık %40'ı yaşamını kaybetti.Krigen, pest og hungersnød resulterede i et tab på ca. 40 % af landets indbyggere.
Yoksulluk yine de yaygındı.Underernæring var udbredt.
Bu durum çiftçilerin yoksullaşmasına yol açtı.Dette forværrede bøndernes allerede elendige levevilkår.
Sadece az sayıda bağcı ve çiftçi yoksulun şehirde kalmasına izin verildi.Kun et meget lille antal af afrikanere fik tilladelse til at bo der.
Ailesi topraksız yoksul köylülerdendi.Forældrene var fattige bønder.
Yoksulluk içinde yaşadı.Han døde i fattigdom.
Meşru görülen yoksulların dilenmesine müsaade edilmiştir.Det er jo forkert at bede for dem, der er udfriet af Skærsilden.
Yoksul ve geniş bir ailenin mensubuydu.Hun blev født ind i en stor og fattig familie.
Adı kısa zamanda yoksulların piskoposu olarak yayıldı.Han blev senere udnævnt til biskop.
Son yıllarda Ermenistan'ın yoksulluk oranı düşmekte ve bu düşüş de en çok Erivan'da olmaktadır.Kriminaliteten er dog faldet i de senere år, så det nu ligger på niveau med Aarhus generelt.
Çocukluğu yoksul bir çevrede zorluklar içinde geçti.Köse blev opvokset i en fattig familie under dårlige forhold.
Bunun üzerine peygamber Natan ona şöyle dedi: Bir şehirde bir zengin bir yoksul adam vardı.Eris sa til dem: «Den som fullfører sin oppgave sist skal gi den andre en tjenestejente!»
Yoksul şehir sakinleri kurutulmuş meyvelerle idare etmek zorundaydı.De fattige byboerne måtte nøye seg med tørkede grønnsaker.
Majör depresif bozukluk, sıkça işsizlik ve yoksulluk ile ilişkilendirilmektedir.Depresjon er ofte forbundet med arbeidsledighet og fattigdom.
Bu miktar yoksullara verilecekti.Man kan telle antall fattige.
IBRD ve IDA üyesi ülkelerin yanı sıra yoksul ülkelere tercihli krediler ve hibeler de verilmektedir.IBRD og IDA gir lavrentelån til medlemsland, og direkte pengestøtte til de fattigste landene.
Eğer artan paralar varsa bu yoksullara hibe edilecektir.Om det er rikelig, vil begge ungleungene bli foret.
Asıl amacı yoksul köylüler için toprak elde etmekti.Hensikten var å skaffe dyrkbar land for de utarmede bøndene.
Yoksul bir aileden büyüdü.Han vokste opp i en fattig familie.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Dette førte mange inn i arbeidsløshet og fattigdom.
Gene şiirlerine dayanarak bir ara yoksul düştüğü ve paralı askerlik yaptığı bilinir.I møte med ny virkelighet følte poeten seg ensom og tapt.
Meşru görülen yoksulların dilenmesine müsaade edilmiştir.Eksempelvis de fattiges barn som må tigge.
Onun yokluğunda aile daha da derin bir yoksulluğa gömülür.Da han døde, fikk han en fattigbegravelse.
Yoksulluk, Baskı, ve İnsan Hakları.Krig og okkupasjon, forsvar og menneskerettigheter.